Palamudu Çiğit görse ve yazsa isterdim
Tuğrul Kırankaya
Günlük yazı yazmak, konu bulmak bizim ülkemizde gerçekten çok kolay diyebilirim. Her gün bir olay, hemen hemen her saat başı akla hayale sığmayacak hikayeler…
Kimin aklına gelirdi mesela CHP’nin bu hale gelebileceğini, mutlak butlanı, Yeni Parti hikayesini…
Kim derdi İ. Melih Gökçek ifadeye çağırılacak ve belki de yargılanacak.
İmamoğlu yıllarca cezaevinde tutulacak.
Ekonomik bozukluktan kaynaklanan oldukça çok intiharlar yaşanacak, ülkede ahlaksızlık her şeyin önüne geçecek…
Ve palamut bu sene çok bol olacak.
Rahmetli İsmet Çiğit bütün sene beklerdi bu anı. Hemen hemen her ay yazılarında palamuttan bahseder, balık sezonunun bol ve bereketli olması için dua ederdi.
Küçük balıklarında avlanması ve özellikle balıkçıların tezgahlarında satılmasına karşı çıkardı.
“Geçen kış çok palamut yedim, hiç hasta olmadım.
Bu sezon bol lüfer yiyerek ayaklarımdaki şeker yaralarını bile iyileştirebileceğime inanıyorum.
Taze balık ve rakının yanında Yakup Reis’teki patates cipsini, Karagöz’deki sigara böreğini de çok özledim.
Şimdiden bütün balıkçılara rastgele diyorum.
Lütfen küçük balıkları ziyan etmeyin...
Büyük balıkların çıkması için de en azından denizin biraz soğumasını beklemek zorunda olduğumuzu biliyorum. Umalım ki deniz de bir an önce soğusun, şu palamutlar, lüferler ağlara takılsın.
Hem balıkçı kazansın, hem balık severlerin gözü doysun.”
Av yasağının bitmesini beklerken Son Kale Gazetesi’ndeki köşesinde bunları yazmış ve duygularını apaçık bir şekilde yine ortaya sermişti.
Hayatta olsaydı eğer;
Kandıra yolundaydık, Kerpe’de Karagöz’de masamızı kurmuştuk.
Rahmi Karagöz yola çıkarken aranmış, palamudun en irilerinin seçilmesi talimatı verilmişti.
Köy peyniri kızartıp masamıza gelir yanında sigara böreği ve mis gibi kokan mevsim salatası…
Kalamar, karides ve Ramazan Arslan’ın Has Mantar fabrikasından Kerpe’ye geçmeden önce uğrayıp alınmış mantar…
Beni rahmetli Güngör Arslan tanıştırmıştı Ramazan abiyle, İsmet abiyi de ben tanıştırdım.
Her Karagöz hikayemizden önce uğrar, çayını içer, tesisi gezerdik. Mantarların nasıl yetiştiğini gözlemler, arabamızın bagajını alabildiği kadar mantar ile doldurup yolumuza devam ederdik.
Gazetede çalışan arkadaşlarımız, eşimiz ve dostumuz dört gözle Kerpe’den dönmemizi bekler, mantar geleceğini de iyi bilirlerdi.
Çarşamba günleri gitmek adettendir aslında, Kandıra Pazarı kurulur ama İsmet abi pek fazla yürüyemediği için biz perşembe günleri giderdik.
Kerpe yoluna girdiğimizde ayrı keyiflenir, eski anılarını daha da heyecanla anlatmaya bayılırdı.
Bugün hayatta olsaydı ve palamudun bolluğunu görseydi gerçekten bütün hafta Karadeniz ve palamut yazardı.
Sabah evden çıkarken giydiği çoraptan başlar, akşam eve girerken kapının önünde ayağının çakır keyif kafadan dolayı taşa takıldığını bile yazar, herkese anlatırdı.
Yanında olmak, Çiğit ile vakit geçirmek gerçekten çok keyifliydi. Bir de bu geçirdiğimiz vakti yazılarında okumak bir başka güzel ve anlamlıydı.
Şimdi ben ne yazsam, ne yapsam aynı keyfi alamıyorum.
Bir meyhaneye tek başıma oturmaktan kendimi uzak tutmaya çalışıyorum. Rejim yapıyorum, yemeklere katılmıyorum diye de insanlara açıklamak zorunda kalıyorum.
Bakalım ne kadar daha rahmetli ile baş başa oturduğumuz masaları anlatacak ve sizlere aktaracağım.
Keşke palamudun bu kadar bol olduğunu görseydi de, gideceği yere öyle gitseydi.
Mekanı cennet olsun.
Benden söylemesi.

