Çiğit ile geçen yeni günler
Tuğrul Kırankaya
Çarşamba akşamı Can Çiğit’in davetlisiydim.
Kartal’da bulunan ofislerine gittim. Biraz gırgır şamata yaptık. Eskilerden ve rahmetlilerden bahsetti.
Tabii ki hızımızı alamadık.
İsmet Çiğit’in çok sevdiği ve her fırsatta gittiğimiz Boşnak meyhanesi Lipa’ya geçtik.
Niyetimiz birer bira içip, kalkıp İzmit’e dönmekti ama her zamanki gibi oldu. Rakımızı içtik, muhabbetimizi ettik.
İsmet abiyi, Güngör Arslan’ı sanki karşımıza oturttuk ve sohbete devam ettik.
Yeri geldi biz onları gömdük, yeri geldi her zamanki gibi onlar bizi.
Benim hiç unutamadığım İsmet Çiğit anımı anlattım. Her zaman da bahsediyor ve gülmeye başlıyorum.
Bağırganlı’da Yusuf Öztürk abimiz var, Sedat Küçük’ün dayısı. Haliyle bizim de dayımız. Dayı dediğimiz bir büyüğümüz…
Bir yaz günü evinin bahçesinde mangal yapmaya çağırdı. Elinden de Yusuf dayının her iş geliyor. Mezeyi kendi yapmış, salatayı kendi doğramış. Lüferleri mangalda pişirdi ve afiyetle hep beraber yedik.
Bağırganlı Limanı’nda bir gezi teknesi var dayının. Ara sıra balık tutmaya çıktığı, eşini dostunu gezdirdiği.
Kafalar biraz da çakır keyif olunca, hadi sizi Sardala Koyu’na götüreyim, denize girelim dedi.
Bindik arabaya, gittik limana, açıldık denize…
Sardala Koyu’na ulaştık bir süre sonra da.
Atladık hepimiz tertemiz suya... İsmet abi balık adam gibi, ilk kez denizde bu kadar iyi olduğunu görmüş ve hayret etmiştim. Normalde yolda yürürken destek alan, bastonla gezen Çiğit, iş yüzmeye gelince canlanmıştı.
Bir saatten fazla yüzdük diyebilirim. Daldık çıktık. Suyun üzerine yattık, eller enseye yaptık. Hadi çıkalım artık dediğimizde de işin biraz sarpa sardığını anladık.
Teknenin merdiveni biraz kısa, İsmet abinin boyutlar zaten ufak.
Merdivene ayağını koyup çıkamıyor, arkadan itiyoruz olmuyor. Ha gayret bir daha derken yorulduk. İsmet abi daha çok yoruldu.
Bizlere dönüp “Beni bırakın, siz gidin” dedi.
Hepimizi gülme tuttu.
“Ne olacak abi, balıklara yem mi olmayı düşünüyorsun. Biz seni bırakıp nereye gideceğiz, sen burada ne yapacaksın?” diyoruz. Cevap vermiyor.
“Siz beni bırakın gidin” diyor, başka bir şey demiyor.
Dur bir dakika dedik.
Ben tekneye çıktım. Yukardan ismet abiyi tuttum, aşağıdan diğer arkadaşlar ittirdi ve tekneye aldık.
Hiç unutamadığımız bir anekdot olmuştu bizler içinde, her fırsatta geyiğini yapmaya devam ettik.
Perşembe günü öğlen yemeğinde de İsmet Çiğit’in kağıt gazete dostlarıyla birlikte Ertan ustadaydık.
13 kişi hem öğlen yemeği yedik, hem de yine İsmet abiyi andık. Arkasından bol bol dedikodusunu yaptık.
Onunla birlikte olan anılarımızı anlattık. O yokken her gün kendisinden bahsetmeye devam ettiğimizi belirttik.
Kah güldük, kah duygulandık.
Ama vefatının hem bize ve hem de kente çok büyük bir eksik olduğunu ifade ettik.
Bugün hayatta olsaydı, mutlak butlan olayı sonrasında kesin gözaltına alınmıştı. Yaşananlara dayanamayıp, öfkesini yazıya mutlaka taşımıştı.
Bir taraftan da keşke yaşasaydı da, hepimiz birden onun yüzünden gözaltına alınıp içeri bile tıkılsaydık diye aklımdan geçiriyorum.
Her gün, her ortamda rahmetli olan bir kişiden bahsedilir mi?
Bu kişi İsmet Çiğit ise bahsedilir…
Bizler ustamızı, üstadımızı hiçbir zaman unutmayacağız.
Ve sizlere de unutturmayacağız.
Kalemini yolda bulmamış olsak da, gururla taşıyacak ve sizlerin beğenisine her fırsatta sunmaya devam edeceğiz.
Mavi Kocaeli Gazetesi’ne baktığınız her fırsatta Çiğit’i görecek, geçmişin kokusunu en derinliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Benden söylemesi.

