Bazı telefonlar geçmişe götürür
Tuğrul Kırankaya
Pazartesi ve salı gerçekten yoğun bir gündü.
Misafirler, randevu alıp gelenler, ziyaretimize gelenlerle doluydu.
Bunca ziyaret ve görüşmenin yanında işimizi de aynı tempoyla yapmak gerçekten bana ve arkadaşlarıma ayrı keyif veriyor. Bizleri işimize motive ediyor.
Kim ne anlatırsa anlatsın, ne hikayeler uydurursa uydursun bu kentte Mavi Kocaeli Gazetesi gerçeğini inkar edemez ve görmezden gelemez.
Yaklaşık iki yıl oldu. Rahmetli İsmet Çiğit, Zerrin Çelik ve bendeniz aralarına katıldık ve bayrağı devir aldık.
Durağandan başlayan ivmeyi her geçen gün biraz daha yukarıya taşıdık, taşımaya da devam ediyoruz ve uzun süre daha edeceğiz.
Okunuyor, hem sosyal medya hem de yazılı basın da tercih ediliyoruz.
Haberlerimize yapılan tepkileri görüyor ve daha da mutlu oluyoruz.
Ziyaretlerin yanında telefon trafiğimiz de oldukça yoğun geçiyor diyebilirim.
Bilgi ve haber akışı, halimizi hatırımızı soran arkadaşlarımız, bizleri hiç tanımayan ama yaptığımız haber ve köşe yazılarından dolayı arayıp bilgi veren okurlarımız yoğun bir şekilde bizlere ulaşmaya çalışıyorlar. Bunda da gerçekten başarılı oluyorlar.
Bunca telefon arasında bir telefon daha aldım ve o kadar duygulandım ki gerçekten anlatamam. Gözlerimden de birkaç damla yaş süzülmesine engel olamadım.
Oturduğum sitenin güvenliğinden aradılar ve Lara adına PTT’den ehliyet geldiğini bildirdiler.
Teşekkür ettim ve telefonu kapattım. Motosiklete binip bir tur atmak istedim ve yaptım da…
Rüzgardan mıdır yoksa duygusallıktan mıdır bilemedim ama gözlerimden yaşlar süzüldüğünü de hissettim.
Lara’nın doğduğu gün geldi aklıma, kucağıma verdikleri an geldi. Şöyle bir iç çektim…
Kendi ehliyetimi aldığım 1992 yılı geldi birden hafızama.
Defter ve sınavsız olarak alınan ve sadece direksiyon imtihanıyla girilen zaman geldi hatırıma…
Kendi arabamızla gitmiştim mesela direksiyon sınavına. Babamın Renault 9 Broadway otomobili ile…
Ön camlar otomatik, parlament mavisi, Sony teyp ve müzik sistemi içerisinde…
Güzel ve özel günlerdi benim için, yaşanması gereken ve tadına halen doyum olmayan zamanlardı.
Ne çabuk geçti bu kadar yıllar ve zaman diye de düşünmeden edemedim.
Lara 19 yaşını bitirdi, 20 yaşının içerisinde.
Elimden tuttuğu, kucağıma aldığım veya Lunaparka gittiğimiz günler ne çabuk bitti, gitti.
Hayat bu kadar çabuk, bu kadar hızlı ve dolu nasıl oluyor geçip gidiyor.
Kimi büyüyor, kimileri de bu dünyadan göçüp gidiyor.
İnsanlar birer birer etrafımızdan eksiliyor.
Sadece anılar, hafızamızda kalan güzel anlar, hatırlanabilecek değerde olan olaylar.
Başka bir şey kalmıyor aslında elimizde de...
Fazla da duygusala bağlamaya gerek yok diye düşünüyorum.
Bizler yaşlanıyoruz, çocuklarımız büyüyor.
Önlerinde çok güzel bir hayatları var.
Şimdi çok uzun zamanları var diye düşünüyor ve o rahatlıkla hareket ediyorlar ama bizlerin yaşına çabucak gelince de ne anlatmak istediğimi anlayacak ve bana hak vereceklerdir.
Yaşama hevesimizi, hayata bağlılığımızı ve heyecanımızı hiçbir zaman kaybetmeyelim.
Her zaman gülmeye ve etrafımızda bizlerle birlikte olanları güldürmeye, keyif vermeye çalışalım.
Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğimizde de geride sadece hoş bir seda bırakmayı amaç edinelim.
Mutlu olmaya, mutlu vakit geçirmeye uğraşalım.
Hepimiz mutlu ve sağlıklı olmaya çaba sarf edelim.
Benden söylemesi.

