BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Zamanın aynasında: Yaşattığını yaşamak

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
10 Nisan 2026 15:22

İnsan, hayatın ortasında yürüyen bir iz bırakıcıdır; attığı her adım, söylediği her söz, susarken bile taşıdığı niyet, görünmez bir deftere kaydedilir sanki. Kimi zaman bunun farkında olarak yaşarız, çoğu zaman ise hayatın telaşında, “nasıl olsa unutulur” rehavetine kapılırız. Oysa zaman, unutkan değildir; sabırlıdır. Acele etmez, bağırmaz, hesap sormaz gibi görünür ama derinlerde bir yerde her şeyin karşılığını saklar. Ve gün gelir, o saklananlar birer birer önümüze serilir. İşte o an anlarız: İnsan, eninde sonunda yaşattığını yaşar. Bu bir tehdit değil, bir düzenin sessiz işleyişidir. Ne dramatik bir kader oyunu ne de basit bir tesadüf… Daha çok, hayatın kendi içinde kurduğu dengedir. 

Birine kırıcı bir söz söylediğinde, belki o an rahatlar insan. İçindeki öfke boşalır, egosu tatmin olur, “hak ettirdi” diyerek kendini aklar. Ama o söz, karşıdaki insanın içinde bir yerlerde yankı yapar; kırar, incitir, iz bırakır. İşte o iz, sadece o kişide kalmaz; hayatın dolaşımına karışır. Yıllar sonra, belki bambaşka bir insandan, bambaşka bir ortamda, aynı kırgınlığın bir benzeri gelir bulur seni. O an “neden ben?” diye sorarsın. Oysa cevap çok eskilerde, belki senin bile unuttuğun bir anda gizlidir. Zaman, duyguların borcunu tahsil eden görünmez bir muhasebeci gibidir. 

İyilik de böyledir aslında. Birine içten bir destek verdiğinde, hiç karşılık beklemeden el uzattığında, hayat bunu da kaydeder. Hemen ödüllendirmez; çünkü zamanın dili sabırdır. Ama bir gün, en umutsuz hissettiğin anda, hiç beklemediğin bir yerden bir kapı aralanır. Birinin sana uzattığı el, yıllar önce senin uzattığın elin yankısıdır belki. Bu yüzden “yaşattığını yaşamak” sadece olumsuzlukların geri dönüşü değildir; iyiliğin de gecikmeli ama güçlü bir karşılığıdır. 

İnsan bazen kendini haklı görmekte ustadır. “Ben böyleyim”, “Benim karakterim bu”, “Dünya zaten sert” gibi cümlelerin arkasına saklanır. Ama bu cümleler, gerçeği değiştirmez; sadece erteler. Çünkü mesele karakter değil, seçimdir. Her an, her durumda bir seçim yaparız: kırmak mı, onarmak mı; görmezden gelmek mi, anlamaya çalışmak mı; bencillik mi, paylaşmak mı… Ve her seçim, gelecekte yaşayacağımız bir sahnenin provasıdır. Kendi hayatımızın senaryosunu yazarken, aslında başkalarının hayatına da dokunuruz. O dokunuşların yankısı, bir gün geri döner. 

Bazen bu döngü adil görünmez. “Ben kimseye kötülük yapmadım, neden bunları yaşıyorum?” diye sormak çok insani bir refleks. Ama burada ince bir detay var: İnsan sadece yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla da iz bırakır. Susmak, görmezden gelmek, haksızlığa sessiz kalmak da bir tercihtir. Ve her tercih, bir izdir. Bu yüzden hayatın geri dönüşleri her zaman birebir aynı şekilde olmaz; bazen daha derin, daha dolaylı, daha öğretici olur. Çünkü mesele cezalandırmak değil, fark ettirmektir. 

Zamanın bu öğretici tarafı, insanı olgunlaştıran en güçlü unsurlardan biridir. Yaşattığını yaşamak, aslında bir ayna gibi çalışır. Kendimizi başkasının gözünden görmemizi sağlar. Birine yaşattığımız acıyı, bir gün benzer şekilde hissettiğimizde, empati gerçek anlamını bulur. O an, geçmişte yaptıklarımızı daha net görürüz. Bu farkındalık, eğer doğru okunursa, insanı daha merhametli, daha dikkatli, daha bilinçli bir hale getirir. Ama eğer kişi hâlâ inkârda ısrar ederse, aynı döngü farklı sahnelerde tekrar eder. Ta ki ders alınana kadar. 

Hayatın bu döngüsü bazen ağır gelebilir. “Her şey geri mi dönecek?” düşüncesi insanı yorabilir. Ama burada korkulacak bir şey yok; aksine, bu durum bir fırsattır. Çünkü bu demektir ki, bugün attığın her adım, yarınının tohumudur. Bugün daha adil, daha anlayışlı, daha sabırlı olmayı seçersen, gelecekte de bunun karşılığını yaşarsın. Bu bir kontrol alanıdır aslında. Hayatın her şeyi bizim elimizde değil belki ama nasıl davrandığımız tamamen bizim sorumluluğumuzdadır. 

İnsan ilişkilerinde bu döngü çok daha net hissedilir. Kırdığın bir kalbin yankısı, bir gün senin kalbinde çınlar. Ama aynı şekilde, onardığın bir kalp de bir gün seni onarır. Bu yüzden mesele sadece “iyi olmak” değil, bilinçli olmak. Kime nasıl davrandığını bilmek, sözlerinin ağırlığını fark etmek, davranışlarının iz bıraktığını unutmamak… Çünkü hiçbir şey gerçekten kaybolmaz. Sadece zamanın içinde yer değiştirir. 

Modern hayat, hızlı ve yüzeysel ilişkiler sunuyor. İnsanlar daha çabuk kırıyor, daha çabuk vazgeçiyor, daha az düşünüyor. Ama zamanın yasaları değişmiyor. Ne kadar hızlı yaşarsak yaşayalım, ne kadar görmezden gelirsek gelelim, o görünmez denge çalışmaya devam ediyor. Belki bu yüzden, eski zamanların “ne ekersen onu biçersin” sözü hâlâ geçerliliğini koruyor. Çünkü bu sadece bir atasözü değil, hayatın özeti. 

Bir de şu var: İnsan bazen kendine de bir şeyler yaşatır. Kendine söylediği sözler, kendine yaptığı haksızlıklar, kendini değersiz görmesi… Bunlar da geri döner. Kendine şefkat göstermeyen biri, başkasından şefkat beklediğinde hayal kırıklığı yaşar. Çünkü dış dünya, iç dünyanın bir yansımasıdır çoğu zaman. Kendine nasıl davrandığın, başkalarından gördüğün muamelenin de zeminini oluşturur. Bu yüzden yaşattığını yaşamak, sadece başkalarıyla ilgili değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyle de ilgilidir.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları