Yeşeren yüreklerin dikenleşen hikâyesi
Tuana Yılmaz
Bir zamanlar içimizde taşıdığımız merhamet, dallarında umut yeşeren bir zeytin ağacı gibiydi. İnsan insana güvenirdi; bir selam, kırgınlıkların üzerine serilen beyaz bir mendil olurdu. Kalpler hesap yapmadan sever, iyilik karşılık beklemeden uzatılan bir el gibi sessizce çoğalırdı.
Ne var ki zaman, yalnızca takvim yapraklarını değil, insanların ruhlarını da değiştirdi. Birbirimize gölge olmak için uzanan dallarımız, gün geldi birbirini çizen dikenlere dönüştü.
Zeytin dalıyken ısırgan otuna dönüştük; dokunduğumuz herkesi serinletmek yerine yakmaya başladık. Oysa değişen yalnızca dünya değildi.
Değişen, dünyanın içimizde bıraktığı izlerdi. Güvenin yerine kuşku, sabrın yerine tahammülsüzlük, sevginin yerine çıkar geçti.
Artık insanlar birbirlerine yaklaşırken dostluk aramıyor; zarar görmemek için mesafe hesaplıyor. Her yeni tanışıklık, sanki görünmez bir sözleşmeyle başlıyor. Kimse kalbini ilk açan olmak istemiyor, çünkü ilk açılanın en çok yara aldığını düşünüyor. Böylece herkes kendini korurken aslında kendi yalnızlığını büyütüyor.
Hayatın sert rüzgârları elbette herkesi sınar. Kimi ihanetle, kimi yoklukla, kimi de beklediği değeri görememekle tanışır. Fakat yaşanan acılar, karakterimizin sahibi olmak yerine efendisi olduğunda içimizdeki yeşil dallar kurumaya başlar.
Bir zamanlar affetmeyi bilen insanlar, en küçük kırgınlığı yıllarca taşıyan yük hamallarına dönüşür. Bir zamanlar paylaşmayı seven eller, sıkıca kapanmış yumruklara benzer.
Her yeni hayal kırıklığı, kalbin etrafına bir duvar daha örer. Sonunda dışarıdan güçlü görünen ama içeride nefessiz kalan insanlar oluşur.
İşte en büyük dönüşüm de burada başlar. Kimse bir sabah uyanıp kötü biri olmaya karar vermez; fakat küçük kırgınlıklar, görmezden gelinen incinmeler ve biriken hayal kırıklıkları zamanla insanın sesini, bakışını ve hatta vicdanını bile değiştirir.
Bugün insanlar nezaketi saflık, iyi niyeti zayıflık, fedakârlığı ise kaybetmek olarak görebiliyor. Oysa gerçek güç, sertleşmekte değil; bütün sertliklere rağmen yumuşak kalabilmektedir.
Bir zeytin dalı fırtınada eğilir ama kökünden kopmaz. Isırgan otu ise dokunduğunu yakar, fakat kimse ona gölge olmak için yaklaşmaz.
Hayat bize hangisi olacağımızı sürekli soruyor. Kırıldığımız için mi kıracağız, yoksa kırıldığımız hâlde başkasını incitmemeyi mi seçeceğiz?
İşte insanın gerçek imtihanı burada başlıyor. Çünkü karakter, rahat zamanların değil; zor zamanların eseridir. Bizi değiştiren olaylar değil, olaylara verdiğimiz tepkilerdir.
Kalbimizi dikenlere teslim ettiğimiz gün, kaybettiğimiz şey yalnızca masumiyetimiz olmaz; aynı zamanda iç huzurumuz da sessizce bizden uzaklaşır.
Belki de yeniden zeytin dalı olmanın vakti gelmiştir. Affetmeyi unuttuğumuz yerden yeniden öğrenmek, dinlemeyi bıraktığımız yerden yeniden duymak ve sevgiyi çıkar hesaplarından kurtarmak mümkündür.
Dünya değişmeyebilir; insanlar da her zaman beklediğimiz gibi davranmayabilir. Ama biz, içimizdeki ağacı yeniden yeşertebiliriz.
Çünkü insanı gerçekten değiştiren şey, başkalarının ona yaptıkları değil; bütün yaşananlardan sonra kim olmayı seçtiğidir. Zeytin dalı olmak emek ister, sabır ister, cesaret ister.
Fakat sonunda hem kendine hem çevresine huzur veren de yine odur. Isırgan olmak kolaydır; yakmak için yalnızca öfke yeter. Yeşermek ise sevgiyle sulanan uzun bir yolculuktur.

