Yenilginin içindeki sessiz öğretmen
Tuana Yılmaz
Hayat bazen insanın omzuna ağır bir taş koyar. Tam “artık oldu” dersin, elinin içindeki şey kum gibi akıp gider. İnsan o an kaybettiğini sanır. Oysa zaman geçince anlar; bazı kayıplar, insanın ruhuna gizlenmiş en büyük öğretmendir. Çünkü hayat düz bir çizgi değildir. Bir gün rüzgâr arkandan eser, ertesi gün yüzüne çarpar. İşte tam da bu yüzden insan bazen kazanır, bazen öğrenir. Ve çoğu zaman öğrenilen şey, kazanılandan daha değerlidir. Çünkü kazanç insanı sevindirir ama ders insanı değiştirir.
Bir insan sürekli kazanıyorsa dikkat etmek gerekir. Çünkü sürekli alkış duyan kulak, bir gün gerçeği işitmez olur. Eskiler boşuna “fazla rahatlık gaflet getirir” dememiş. İnsan en çok düştüğü yerde kendini tanır. En güçlü görünenlerin bile geceleri sessizce kırıldığı zamanlar vardır. Sosyal medyada herkes hayatının parlak vitrinini gösteriyor ama kimse karanlık deposunu göstermiyor. Oysa insanı büyüten şey vitrindeki ışık değil, depodaki mücadeledir. Kaybetmek bazen insanın maskesini söker alır. Geride sadece gerçek kalır. İşte o gerçek can yakar ama adam eder.
Bir sınavdan kalırsın, sabretmeyi öğrenirsin. Güvendiğin biri gider, insan sarrafı olursun. İşin bozulur, ayağını yere sağlam basmayı öğrenirsin. Kalbin kırılır, kime ne kadar yer vereceğini anlarsın. Yani hayat aslında herkese aynı cümleyi farklı yollarla söyler: “Uyan.” Çünkü insan bazen kazanırken uyur, kaybederken uyanır. Bu biraz serttir ama hakikatin dili çoğu zaman serttir. Ateş dokunmadan sıcaklığını öğretmez.
Gençken insan her şeyin hemen olmasını istiyor. Emek vermeden sonuç, sabretmeden huzur, yorulmadan başarı… Ama dünya öyle işlemiyor. Toprağa atılan tohum bile önce karanlıkta bekliyor. Kök salmadan göğe uzanmıyor. Şimdi herkes hız çağında yaşıyor; hızlı aşk, hızlı para, hızlı mutluluk. Fakat hızlı gelen birçok şey hızlı çürüyor. Eskiden insanlar bir işi öğrenmek için yıllar verirdi. Şimdi insanlar otuz saniyelik videolarla hayat çözmeye çalışıyor. Sonra ilk darbede dağılıyorlar. Çünkü karakter kısa yoldan oluşmaz. Karakter biraz hayal kırıklığı, biraz sabır, biraz da sessiz mücadele ister.
İnsan bazen kaybettiği şey için günlerce üzülür ama yıllar sonra dönüp baktığında “iyi ki olmamış” der. Çünkü bazı kapılar kapanır ki insan yanlış odada kalmasın. Hayatın garip bir matematiği vardır; senden bir şeyi alırken yerine başka bir şey hazırlar. Ama insan o anda sadece eksileni görür. Oysa görünmeyen tarafta bir hazırlık vardır. Tıpkı kışın çıplak duran ağacın içinde baharın gizlice çalışması gibi. Dışarıdan bakınca ölü sanırsın ama içinde hayat dolaşıyordur.
Bazen de insanın en büyük yenilgisi, başkalarını memnun etmeye çalışmaktır. Herkese yetişmeye çalışan kişi en sonunda kendine geç kalır. O yüzden bazı insanlar “iyi” diye diye tükeniyor. Hayır demeyi bilmeyen insanlar, sonunda kendi iç sesini duyamaz hale geliyor. Halbuki insanın önce kendi ruhuna sadık olması gerekir. Çünkü içinden koparak yapılan hiçbir fedakârlık uzun süre ayakta kalmaz. Kırılmış bir bardak nasıl su taşımazsa, tükenmiş bir insan da huzur taşıyamaz.
Hayatın en ilginç tarafı şudur: İnsan en büyük derslerini plan yapmadığı günlerde alır. Sabah normal başlayan bir gün, akşam başka bir insana dönüştürür seni. Bir telefon, bir haber, bir vedâ… Her şey değişir. İşte bu yüzden kibir çok tehlikelidir. Çünkü hayat herkese bir gün diz çöktürebilir. Dün güçlü olan bugün yardıma muhtaç olabilir. Dün kaybeden biri ise yarın zirveye çıkabilir. Dünya dönerken kader de sessizce yer değiştirir.
Bazı insanlar yenilgiyi son sanır. Oysa yenilgi çoğu zaman yön değişikliğidir. Denizci rüzgârı kontrol edemez ama yelkeni ayarlar. Hayat da böyledir. Her şeyi kontrol edemezsin ama tavrını seçebilirsin. İşte gerçek güç burada başlar. Ağlayıp yine ayağa kalkabilmekte… Kırıldığı halde kimseyi kırmamayı seçmekte… Yorulduğu halde kötüleşmemekte… Çünkü asıl mesele düşmemek değil, düştüğünde nasıl biri olduğundur.
İnsan öğrendikçe sadeleşiyor. Gençken kalabalıkları başarı sanıyor, büyüyünce huzurun birkaç gerçek insanda saklı olduğunu anlıyor. Eskiden uzun masalar arayan biri, zamanla sessiz bir çayın değerini öğreniyor. Çünkü ruh da yoruluyor. Ve ruh gösterişten çok samimiyet istiyor. Hayat insanı eleyerek olgunlaştırıyor. Bazı insanlar gidiyor, bazı hayaller bitiyor, bazı yollar kapanıyor. Ama kalan şey daha gerçek oluyor.
Bir de şu var: Herkes senin savaşını anlayamaz. Çünkü insanlar sonucu görür, süreci değil. Zirveye çıkan kişiyi alkışlarlar ama o kişinin kaç gece uykusuz kaldığını bilmezler. Bu yüzden bazen sessiz ilerlemek gerekir. Her şeyi anlatmak zorunda değilsin. Bazı mücadeleler toprağın altında büyüyen kök gibidir; görünmez ama ağacı ayakta tutar.
Hayat bazen insanı boşlukta bırakır. Ne eskiye dönebilirsin ne yenisine alışabilirsin. İşte en zor dönem budur. Fakat dönüşüm tam da orada başlar. Kelebek olmadan önce tırtılın kozasında dağıldığını çoğu insan bilmez. Yani bazı dağılmalar aslında yeniden oluşmanın başlangıcıdır. Bu yüzden insan kendini hemen başarısız ilan etmemeli. Çünkü bazı süreçler çirkin görünür ama sonucu güzeldir.
Ve günün sonunda insan şunu öğreniyor: Hayat bir yarış değil, bir yolculuk. Herkesin saati farklı çalışıyor. Kimi erken açan çiçek gibi hızlı parlıyor, kimi geç açan bir gül gibi zamanını bekliyor. Geç olması değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Geciken bazı şeyler daha sağlam geliyor. Çünkü aceleyle kurulan hayatlar, ilk fırtınada dağılıyor.
Bazen kazanırsın ve mutlu olursun. Bazen kaybedersin ve büyürsün. İkisi de gereklidir. Çünkü sadece kazanan insan güçlü olabilir ama sadece öğrenen insan bilge olur. Hayatın asıl amacı da belki budur: İnsan olmak. Daha sakin, daha olgun, daha gerçek biri olmak… Yaralarını saklamadan yürüyebilmek… Düşe kalka da olsa devam edebilmek…
Çünkü hayatın sonunda insanın cebinde hep aynı şey kalır: Öğrendikleri.

