BIST14.641,56%0.45
USD48.2387%0,23
EURO55,8944 %-0.4
ALTIN6.908,74 %-3.0

Olacaksa hayırlısı olsun

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
03 Eylül 2026 13:47

Hayat bazen insanın önüne öyle yollar çıkarır ki hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu ilk bakışta anlamak mümkün olmaz.

Bir kapının önünde uzun süre bekleriz, açılsın isteriz; açılmadığında ise bunu bir kayıp sanırız. Oysa bazı kapılar vardır, insanın yüzüne kapanması aslında hayatın onu yanlış bir odadan uzaklaştırmasıdır.

Biz çoğu zaman istediğimiz şeyin peşinden giderken onun bizim için gerçekten iyi olup olmadığını düşünmeyiz. “Ben bunu istiyorum” deriz ve istemeyi haklılıkla karıştırırız.

Oysa hayatın en büyük derslerinden biri şudur: Her istediğimiz bize iyi gelmez, her kaybettiğimiz de bizim için kayıp değildir. Bazen en büyük kazanç, gerçekleşmeyen bir dileğin içinde saklıdır.

“Her şeyin hayırlısı” demek, hiçbir şey yapmadan kaderin önünde beklemek değildir. Aksine elinden geleni yaptıktan sonra sonucu zorlamamayı bilmektir.

Çünkü insanın görevi çabalamaktır; sonucu kontrol etmek değil. Bir şeyi çok istemek, onun mutlaka bizim olması gerektiği anlamına gelmez.

Bazen bütün kalbimizle istediğimiz şey gerçekleşmez ve yıllar sonra dönüp baktığımızda, “İyi ki olmamış,” deriz. O günkü aklımızla anlayamadığımız şeyi zaman bize öğretir. Çünkü zaman, insanın göremediği ayrıntıları sessizce ortaya çıkarır.

Hayatta bazı insanlar da böyledir. Birinin hayatımızda kalması için elimizden gelen her şeyi yaparız. Anlayış gösteririz, affederiz, bekleriz, susarız, yeniden başlarız.

Bazen kendi sınırlarımızı bile aşarız sırf bir ilişki bitmesin diye. Fakat bir insanın hayatımızda kalması için yalnızca bizim çabamız yetiyorsa, orada zaten bir şeyler eksiktir.

İnsan, kendisini sürekli tüketen bir bağı “kader” sanmamalı. Her gidiş terk edilmek değildir; bazı gidişler insanın kendisine geri dönmesidir. Bazı ayrılıklar can yakar ama insanı kurtarır. Bazı vedalar gözyaşıyla başlar, huzurla devam eder.

Bazen de hayat bize gecikmiş gibi gelir. Herkes bir yerlere yetişirken biz hâlâ aynı yerde duruyormuşuz gibi hissederiz. Bir başkasının hayatına bakıp kendi hayatımızı eksik zannederiz.

Onun evi vardır, işi vardır, düzeni vardır, mutluluğu vardır; bizimse hâlâ çözemediğimiz meselelerimiz… Fakat insan başkasının vitriniyle kendi mutfağını kıyaslamamalı.

Kimsenin hayatının tamamını görmüyoruz. Herkesin görünmeyen bir mücadelesi, kimseye anlatmadığı bir gecesi, kendi içinde taşıdığı bir yükü vardır. Belki de bizim gecikme sandığımız şey, hayatın bizi daha doğru bir zamana hazırlamasıdır.

Çünkü bazı şeylerin erken gelmesi de hayırlı değildir. Bir fırsat vardır, zamanı gelmeden karşımıza çıkar ve biz ona tutunuruz. Sonra o fırsatın aslında bize uygun olmadığını anlarız.

Bir insan vardır, hayatımıza erken girer; biz onu doğru kişi zannederiz ama belki de yalnızca bize neyi istemediğimizi öğretmek için gelmiştir.

Bir yol vardır, heyecanla çıkarız ama yolun sonunda kendimizi tanımadığımız bir yerde buluruz. Hayat bazen yanlışları bile öğretmen olarak kullanır.

Bu yüzden geçmişte yaptığımız her hataya düşman olmak yerine ondan ne öğrendiğimize bakmak gerekir.

İnsan yaş aldıkça şunu daha iyi anlıyor: Huzur, her istediğine sahip olmak değil; sahip olduklarının içinde kendini kaybetmemektir. Bir zamanlar uğruna uykularımızı kaçıran şeyler bugün aklımıza bile gelmeyebilir.

Dün dünyanın sonu sandığımız mesele, bugün hayat hikâyemizin küçük bir paragrafı olabilir.

Zaman gerçekten garip bir öğretmendir. Bize bazen istediğimizi vermez; ama neden vermediğini yıllar sonra anlatır. Ve o açıklama geldiğinde insanın içinde tuhaf bir sessizlik oluşur: “Demek mesele buymuş,” dersin.

Bu yüzden bazı gecikmelere kızmamak gerekir. Her gecikme reddedilmek değildir. Bazen gecikme, hazırlıktır. Bazen hayat seni istediğin yere götürmeden önce istemediğin yerlerden geçirir.

Bazen yol uzar çünkü henüz hazır değilsindir. Bazen bir şey elinden alınır çünkü daha iyisini taşıyabilecek hâle gelmen gerekiyordur. İnsan bunu yaşarken anlamaz.

Çünkü insanın en büyük sabırsızlığı, geleceği bugünün duygularıyla değerlendirmesidir.

Bir şey olmadığında hemen “Neden?” diye sorarız. Oysa bazen daha doğru soru “Bunun olmaması beni neden koruyor olabilir?” sorusudur.

Çünkü her kapının açılması mutluluk getirmez. Her teklif fırsat değildir. Her özür samimiyet değildir. Her geri dönüş yeniden başlanması gereken bir hikâye değildir.

Her sevgi de insanın içinde kalmayı hak eden bir sevgi değildir. Hayatta en az sahip olmak kadar, neyi hayatımızdan çıkaracağımızı bilmek de önemlidir.

Kendini sürekli bir şeyleri oldurmaya çalışan insan, bir süre sonra kendi ruhunu yorar. Her şeyi kontrol etmeye çalışır, herkesin davranışını anlamlandırmaya uğraşır, insanların neden değiştiğini, neden uzaklaştığını, neden sözünde durmadığını düşünür.

Oysa bazı soruların cevabı yoktur. Bazı insanların davranışlarının altında derin bir anlam aramaya gerek yoktur. İnsan bazen sadece kendisine yapılanı kabul edip yoluna devam etmelidir.

Çünkü her şeyi anlamak zorunda değiliz. Bazı şeyleri anlamadan da bırakabiliriz.

Hayatın güzelliği biraz da buradadır. Bugün kötü görünen bir şeyin yarın hayatımızdaki en doğru dönüşüm olduğunu görebiliriz. Bir kayıp bizi başka bir yola çıkarabilir.

Bir reddediliş bizi daha güçlü kılabilir. Bir başarısızlık bizi yıllardır ertelediğimiz bir başlangıca götürebilir. Bir yalnızlık, kendimizle tanışmamıza vesile olabilir.

Bazen hayat bizi kırarak şekillendirir. Bu acımasız gibi görünür ama insanın bazı tarafları ancak kırıldığı yerlerden güçlenir.

Yine de “Her şeyin hayırlısı” deyip bütün sorumluluğu kadere bırakmamak gerekir. Dua etmek başka, hiçbir şey yapmadan beklemek başkadır.

Sabretmek başka, kendini sürekli aynı acının içinde tutmak başkadır. Affetmek başka, aynı kötülüğe tekrar tekrar izin vermek başkadır. Kabullenmek başka, mücadeleyi bırakmak başkadır.

Hayırlısını istemek; çalışmak, denemek, yanlışlardan dönmek, gerektiğinde cesur kararlar almak ve sonunda sonucu Allah’a, hayata, zamana bırakabilmektir.

Belki de insanın kendisine söylemesi gereken en güçlü cümle şudur: “Ben elimden geleni yapacağım ama olmayana da kendimi parçalamayacağım.” Çünkü hayatın bütün kapılarını açmak bizim görevimiz değil. Bazı kapılar bizim için değildir. Bazıları henüz açılmayacaktır.

Bazılarıysa kapalı kalmalıdır. Bunu kabul ettiğimizde içimizde büyük bir ferahlık başlar. Her şeyi zorlamak yerine doğru şeyi beklemeyi öğreniriz.

Ve bir gün geriye dönüp baktığımızda, hayatımızdaki birçok “iyi ki”nin arkasında bir zamanlar ettiğimiz “neden olmadı?” sorularının olduğunu fark ederiz. İyi ki o insan hayatımda kalmamış.

İyi ki o iş olmamış. İyi ki o evlilik gerçekleşmemiş. İyi ki o yolculuğa çıkmamışım. İyi ki o karar ertelenmiş. İyi ki bazı insanlar gerçek yüzlerini zamanında göstermiş.

İyi ki bazı kapılar kapanmış. Çünkü bazen hayatın bizi sevme biçimi, istediğimizi vermemektir.

O yüzden bundan sonra her şey için aynı cümleyi söylemek belki de en güzeli: Olacaksa hayırlısıyla olsun. Gelecekse huzuruyla gelsin. Gidecekse arkasında yara bırakmadan gitsin.

Kalacaksa güven versin. Sevgi olacaksa karşılıklı olsun. Dostluk olacaksa sadakat taşısın. Para gelecekse bereketiyle gelsin. Bir kapı açılacaksa bizi kendimizden uzaklaştırmasın.

Bir insan hayatımıza girecekse bizi eksiltmesin, çoğaltsın. Bir yol başlayacaksa sonunda kendimize daha yakın olalım.

Çünkü insanın hayatında en önemli şey her istediğinin olması değil, olanların içinde kendini kaybetmemesidir. Bazı şeyler olmayacak. Bazı insanlar gidecek.

Bazı planlar bozulacak. Bazı hayaller ertelenecek. Ve bütün bunlara rağmen hayat devam edecek. Sabah yine güneş doğacak, çay yine demlenecek, sokaklar yine kalabalıklaşacak, insan yine gülecek.

Zaman, bugün aşılmaz sandığımız duvarların üzerinden sessizce geçecek.

Belki de huzur tam olarak burada başlıyor: Her şeyi bilmek zorunda olmadığını kabul ettiğin yerde.

Her sonun kötü olmadığını, her başlangıcın iyi olmadığını, her gecikmenin kayıp olmadığını, her kaybın da ceza olmadığını anladığın yerde.

İnsan bazen hayatın planını kendi planından daha çok sevmeyi öğrenmeli. Çünkü biz yalnızca bugünü görüyoruz; hayat ise bizim henüz görmediğimiz yarınları da taşıyor.

Ve ne olursa olsun, insanın içinde küçük bir umut bırakmalı.

Çünkü umut, her şeyin istediğimiz gibi olacağına inanmak değildir. Umut, istediğimiz gibi olmasa bile yeniden ayağa kalkabileceğimizi bilmektir.

Bazen yol değişir ama hikâye bitmez. Bazen plan bozulur ama hayat güzelliğini kaybetmez. Bazen bir kapı kapanır ve insan ilk kez arkasına değil, önüne bakar.

Öyleyse bugün olmayan şeylere üzülürken yarının getireceği güzellikleri tüketmeyelim. Elimizden geleni yapalım, kalbimizi temiz tutalım, kimseye bile isteye haksızlık etmeyelim, kendimize de ihanet etmeyelim.

Sonra biraz geri çekilip hayatın kendi ritmine izin verelim. Çünkü bazı güzellikler zorlanınca değil, zamanı gelince gelir.

Ve hayat bize ne getirirse getirsin, içimizden şu cümleyi eksik etmeyelim: “Rabbim, benim istediğim değil; benim için gerçekten hayırlı olan olsun.” Çünkü bazen en güzel cevap “evet” değildir.

Bazen en büyük lütuf “hayır”dır. Bazen en büyük başlangıç bir sondan doğar. Bazen en büyük huzur, yıllarca peşinden koştuğun şeyi bırakıp kalbinin sessizliğini dinlediğin anda gelir.

Her şeyin hayırlısı olsun. Olacaksa gönül rahatlığıyla olsun. Olmayacaksa da ardında bizi yıllarca bekleten bir soru işareti bırakmadan bitsin.

Çünkü hayat kısa, kalp kıymetli, insanın kendine ayıracağı ömür sınırlı. Her şeyi kazanamayız belki ama kendimizi kaybetmemeyi seçebiliriz. Ve bazen insanın başına gelebilecek en güzel şey, tam da istediği şeyin olmamasıdır.

Çünkü bazı kayıplar aslında hayatın bizi kendimize geri getirme şeklidir.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları