Maskelerin ardındaki yol
Tuana Yılmaz
İnsan bazen kendini korumak için saklanır. Kırılmamak için susar, yargılanmamak için gerçek düşüncelerini gizler, dışlanmamak için başkalarının istediği gibi görünmeye çalışır. İlk başta bu bir güvenlik alanı gibi gelir. İnsan, kalbinin en hassas yerlerini görünmez kılarak daha güçlü olduğunu sanır. Oysa zaman geçtikçe fark edilir ki saklanmak yalnızca dünyadan uzaklaşmak değildir; insanın kendi özünden de uzaklaşmasıdır. Çünkü bir insan sürekli rol yaptığında, günün sonunda hangi yüzün kendisine ait olduğunu ayırt etmekte zorlanır. Herkes tarafından kabul edilmek uğruna kendinden vazgeçen kişi, kalabalıkların içinde alkışlar duyabilir ama aynaya baktığında tanıdığı bir yüz göremeyebilir. İşte bu yüzden kendini saklayarak bulamazsın. Çünkü insanın kendini bulma yolculuğu karanlık köşelerde gizlenerek değil, bütün kusurlarıyla ortaya çıkmayı göze alarak başlar.
Hayatın en büyük paradokslarından biri şudur: İnsan olmak istediği kişiye dönüşmek için önce olduğu kişiyi kabul etmek zorundadır. Çoğu insan bu noktada hata yapar. Kusurlarını saklar, korkularını yok sayar, eksiklerini örtmeye çalışır. Oysa üzeri örtülen hiçbir şey gerçekten kaybolmaz. Sessizleşir, derine iner ve zamanı geldiğinde yeniden ortaya çıkar. Bir yara üzerini kapatmakla iyileşmediği gibi, bir insan da gerçek benliğini gizleyerek huzura ulaşamaz. İç dünyamızda bastırdığımız her duygu, söylemekten korktuğumuz her söz ve göstermeye çekindiğimiz her özellik, bizi olduğumuz kişiden biraz daha uzaklaştırır. Kendini bulmak, mükemmel görünmek değildir; eksiklerini tanımak, korkularını görmek ve onlarla yaşamayı öğrenmektir.
Bazı insanlar hayatlarını başkalarının beklentilerine göre şekillendirir. Ailesinin istediği kişi olur, çevresinin onayladığı şekilde davranır, toplumun uygun gördüğü sınırlar içinde yaşamaya çalışır. Bir süre sonra herkes onları tanır ama aslında kimse onları gerçekten bilmez. Çünkü görünen kişi ile gerçek kişi aynı değildir. İnsan, sürekli başkalarının çizdiği haritada yürüdüğünde kendi yolunu kaybeder. Kendi sesini duyamaz hale gelir. Bir gün gelir ve içinden şu soru yükselir: “Ben gerçekten kimim?” Bu soru çoğu zaman yıllarca bastırılmış bir gerçeğin kapıyı çalmasıdır. Çünkü ruh, uzun süre görmezden gelinmeye razı olmaz. Kendini hatırlatmanın bir yolunu mutlaka bulur.
Kendini saklamak bazen korkudan kaynaklanır. İnsan reddedilmekten korkar. Yanlış anlaşılmaktan korkar. Sevilmemekten korkar. Bu korkuların her biri son derece insani duygulardır. Fakat hayatın değişmez bir gerçeği vardır: Herkes tarafından sevilmek mümkün değildir. Herkesi memnun etmek mümkün değildir. Herkesin onayını almak mümkün değildir. İnsan bunu kabul ettiğinde büyük bir yükten kurtulur. Çünkü o andan itibaren enerjisini görünmek için değil, olmak için kullanmaya başlar. Ve olmak, görünmekten çok daha değerlidir. Görünmek başkalarının gözleriyle ilgilidir; olmak ise insanın kendi vicdanıyla.
Bir ağacın büyümesini düşün. Tohum toprağın altında saklıdır. Fakat sonsuza kadar orada kalamaz. Eğer hep saklanırsa çürür gider. Büyümek için toprağı yarması gerekir. Güneşe çıkması gerekir. Rüzgârla karşılaşması gerekir. Yağmuru hissetmesi gerekir. İşte insan da böyledir. Sürekli saklanmak güvenli görünebilir ama gelişim saklandığımız yerde gerçekleşmez. Gelişim, risk aldığımız yerde başlar. Kendimizi ifade ettiğimizde, hata yapmayı göze aldığımızda, gerçek duygularımızı söylediğimizde ve olduğumuz kişiyle dünyaya karıştığımızda büyürüz.
Kendini bulmak çoğu zaman romantik bir keşif gibi anlatılır. Oysa gerçekte oldukça zorlu bir süreçtir. İnsan bazen hoşuna gitmeyen yönleriyle karşılaşır. Kıskançlıklarını, öfkelerini, pişmanlıklarını ve korkularını görür. Bu yüzleşmeler kolay değildir. Fakat gerçek dönüşüm tam da burada başlar. Çünkü insan yalnızca ışığını değil, gölgesini de tanıdığında bütünleşir. Sürekli iyi görünmeye çalışmak, insanı eksik bırakır. Gerçek güç, mükemmel olmakta değil, gerçek olmakta saklıdır.
Hayat boyunca birçok maske takarız. Güçlü görünme maskesi, mutlu görünme maskesi, umursamaz görünme maskesi, başarılı görünme maskesi… Bazıları o kadar uzun süre yüzümüzde kalır ki onları kendi yüzümüz sanmaya başlarız. Fakat maskeler ne kadar güzel olursa olsun nefes aldırmaz. Bir noktadan sonra insan yorulur. İçindeki gerçek ses, sessizliğin içinden yükselerek kendini duyurmak ister. O ses bazen bir yalnızlık anında, bazen bir başarısızlık sonrasında, bazen de hayatın tam ortasında aniden belirir. Ve der ki: “Artık kendin ol.” İşte o an insanın yolculuğu gerçekten başlar.
Kendin olmak her zaman rahat değildir. Bazen insanlar seni anlamaz. Bazen eleştirirler. Bazen senden uzaklaşırlar. Fakat seni olduğun gibi kabul eden insanların yanında kurduğun bağlar çok daha gerçektir. Çünkü onlar bir maskeyi değil, seni severler. İnsan hayatındaki en değerli ilişkileri ancak gerçek yüzünü gösterdiğinde kurabilir. Aksi halde sevilen şey kişi değil, onun oynadığı roldür.
Zaman ilerledikçe insan şunu öğrenir: Saklanmak huzur getirmez. Kısa süreli bir rahatlık sağlayabilir ama uzun vadede insanın içinde derin bir boşluk bırakır. Çünkü ruh, özgür olmak ister. Olduğu gibi görünmek ister. Kendini ifade etmek ister. Bu yüzden insanın en büyük cesareti kalabalıkların önünde konuşmak değil, kendi gerçeğini yaşamaktır. Çünkü kendi gerçeğini yaşamak, her gün yeniden seçilen bir cesaret biçimidir.
Belki de kendini bulmanın sırrı uzak diyarlarda, büyük değişimlerde veya olağanüstü keşiflerde değildir. Belki sır, yavaş yavaş maskeleri bırakmaktadır. Biraz daha dürüst olmakta, biraz daha içten davranmakta, biraz daha korkuların üzerine yürümektedir. İnsan her bıraktığı maskeyle kendine biraz daha yaklaşır. Her samimi adımda içindeki özü biraz daha net görür. Ve sonunda anlar ki aradığı kişi hiçbir zaman kaybolmamıştır. Sadece katmanların, korkuların ve beklentilerin altında kalmıştır.
Bu yüzden kendini saklayarak bulamazsın. Çünkü insanın gerçek yüzü karanlıkta değil, ışığa çıktığında görünür. Kendini bulmak, görünmez olmak değil; bütün kusurlarınla, bütün yaralarınla, bütün hikâyenle var olmayı kabul etmektir. Ve insan ancak kendisi olmaya cesaret ettiğinde, uzun zamandır aradığı o kişiye dönüşür: Kendisine.

