Karanlığın içinden geçerken
Tuana Yılmaz
Hayatın insana öğrettiği en ağır derslerden biri, bazı yolların sabırdan başka bir şeyle yürünemeyeceğidir. Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar mücadele edersen et, bazı kapılar sen zorladığın için değil, zamanı geldiği için açılır. İşte insanın en çok yorulduğu yer de burasıdır. Elinden geleni yaptığın hâlde hiçbir şeyin değişmediğini görmek, beklemek, susmak, dayanmak ve yine de içinden “Acaba daha ne kadar?” diye sormak… Zorlukların kendisinden çok, ne zaman biteceğini bilmemek yorar insanı. Çünkü insan acıya bir şekilde alışabilir ama belirsizliğe alışmak kolay değildir.
Sabretmek, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sanki sabretmek hiçbir şey yapmadan oturmak, başına gelen her şeyi kabullenmek, susup kaderini beklemekmiş gibi düşünülüyor. Oysa gerçek sabır, insanın elinden geleni yaptıktan sonra kontrol edemediği şeylerle savaşmayı bırakabilmesidir. Sabır, çaresizlik değildir. Tam tersine, insanın kendi gücünü tanımasıdır. “Ben elimden geleni yaptım, şimdi zamanı bekleyeceğim” diyebilmektir. Çünkü bazı şeyleri zorlamak, onları hızlandırmaz; sadece insanın ruhunu yorar. Bazen hayatın önüne koyduğu duvarı yıkmak değil, o duvarın yanında başka bir yol bulmak gerekir.
Zorlukların en büyük yanılgısı, insanı geçici bir durumun içinde sonsuza kadar kalacağına inandırmasıdır. O an yaşadığın sıkıntı öyle büyük görünür ki sanki hayatının tamamı bundan ibaretmiş gibi gelir. Oysa hiçbir gece sonsuza kadar sürmez. En uzun kışın bile bir baharı vardır. Bugün göğsünü sıkıştıran, geceleri düşündüren, sabahları yatağından kalkmayı zorlaştıran meseleler bir gün geriye dönüp baktığında hayatının yalnızca bir bölümü olarak kalabilir. İnsan bunu yaşarken göremez. Çünkü acının içindeyken manzaranın tamamını değil, yalnızca önündeki birkaç metreyi görür.
Bazen sabır, beklemekten çok kendini kaybetmemektir. Her şey üst üste gelirken öfkene yenilmemektir. Haksızlığa uğradığında kalbini zehirlememektir. Birilerinin yaptıkları yüzünden kendi karakterinden vazgeçmemektir. Çünkü hayat bizi yalnızca başımıza gelenlerle değil, başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerle de sınar. İnsan zor zamanlarda kim olduğunu daha net görür. Rahat günlerde herkes güçlü olabilir. Asıl mesele, hayat seni köşeye sıkıştırdığında hâlâ vicdanını, aklını ve umudunu koruyabilmektir.
Üstelik bazı zorluklar bizi değiştirmek için gelir. Bunu kabul etmek kolay değildir ama bazen yaşadığımız sıkıntının içinde bir dönüşüm saklıdır. Daha önce tahammül ettiğimiz şeylere artık tahammül edememeye başlarız. İnsanların sözlerinden çok davranışlarına bakmayı öğreniriz. Herkesi kurtarmanın bizim görevimiz olmadığını anlarız. Her kapıyı çalmanın, her insanı ikna etmeye çalışmanın ve her ilişkiyi ayakta tutmanın zorunlu olmadığını öğreniriz. Zorluk, bazen bize hayatımızdan neyi çıkarmamız gerektiğini öğretir. Kaybettiğimizi sandığımız bazı şeylerin aslında üzerimizde bir yük olduğunu zaman gösterir.
Sabretmenin bir başka yüzü de kendine sabretmektir. İnsan çoğu zaman başkalarını affeder ama kendisini affetmez. Geçmişte yaptığı hataları tekrar tekrar önüne koyar, “Bunu neden yaptım?” diye kendisini yargılar. Oysa geçmişteki sen, bugünkü aklınla karar vermedi. O gün bildiklerin, hissettiklerin ve şartların neyse ona göre hareket ettin. Hata yaptıysan dersini alırsın. Yanlış insana güvendiysen bir daha aynı yere aynı şekilde yaklaşmazsın. Kaybettiysen yeniden kurarsın. Ama kendini sürekli cezalandırarak geçmişi değiştiremezsin. Sabır, kendine de ikinci bir şans verebilmektir.
Bazen insan “Ben neden bu kadar zorlanıyorum?” diye sorar. Belki de mesele senin güçsüz olman değildir. Belki taşıdığın yük gerçekten ağırdır. Herkesin omuz kapasitesi aynı değildir ve kimse başkasının taşıdığı yükün ağırlığını tam olarak bilemez. Bu yüzden insanları yalnızca dışarıdan gördüğümüz hâlleriyle değerlendirmemek gerekir. Gülümseyen birinin içinde ne fırtınalar koptuğunu, güçlü görünen birinin geceleri ne kadar yorulduğunu bilemeyiz. Hayatın en sessiz savaşları çoğu zaman kimsenin görmediği yerlerde verilir.
Ve insan bazen yorulabilir. Sabır taşının çatlaması, güçlü olmadığın anlamına gelmez. Ağlamak yenilmek değildir. “Artık dayanamıyorum” demek başarısızlık değildir. İnsan makine değil. Yorulacak, kırılacak, düşecek, hatta bazen her şeyden vazgeçmek isteyecek. Önemli olan hiç düşmemek değil; düştüğünde kendini yerden kaldıracak bir neden bulabilmektir. Bazen o neden çok büyük olmak zorunda da değildir. Bir sabah güneşin doğması, sevdiğin birinin sesi, çocuğunun gülüşü, içtiğin bir kahvenin kokusu, uzun zamandır beklediğin küçük bir haber… Hayat bazen insanı büyük mucizelerle değil, küçük sebeplerle hayatta tutar.
Zorlukların içinde en tehlikeli düşünce, “Bundan sonra hep böyle olacak” düşüncesidir. Hayır. Bugünün şartları yarının kaderi değildir. Bugün içinde bulunduğun durum, hayatının tamamını tanımlamaz. İnsan hayatı düz bir çizgi değildir; inişleri, çıkışları, kayıpları, başlangıçları vardır. Bazen bir şeyin bitmesi, başka bir şeyin başlaması için gereken boşluğu yaratır. Bazen hayat seni istediğin yere götürmeden önce istemediğin bir yerden geçirir. İşte tam burada sabır devreye girer.
Fakat sabır, sonsuza kadar aynı yerde beklemek de değildir. Bazı şeylerin değişmesini beklerken sen de değişmelisin. Aynı hatayı tekrar tekrar yapıp “Sabrediyorum” demek sabır değil, kendine haksızlıktır. Seni sürekli tüketen bir yerde kalmak, her defasında aynı yarayı açtırmak, seni değersiz hissettiren insanların onayını beklemek sabır değildir. Sabır ile kendini feda etmek arasında çok ince ama çok önemli bir çizgi vardır. Gerçek sabır seni büyütür; körü körüne katlanmak ise seni tüketir.
Bu yüzden bazen sabretmek, gitmektir. Bazen susmaktır. Bazen konuşmaktır. Bazen mücadele etmektir, bazen de savaşmayı bırakmaktır. Hangisinin doğru olduğunu insanın vicdanı, aklı ve zaman gösterir. Her mücadele kazanılmak zorunda değildir. Bazı savaşlardan çekilmek yenilgi değil, hayatını korumaktır. Çünkü insanın ömrü sınırsız değil. Her enerjiyi herkese, her meseleye ve her tartışmaya harcayamayız. Bazen en büyük zafer, artık seni tüketen şeyin seni yönetmesine izin vermemektir.
Hayatın zor dönemlerinde kendine şunu hatırlatmak gerekir: “Bu da geçecek.” Belki hemen değil. Belki düşündüğünden daha uzun sürecek. Belki seni hiç beklemediğin kadar yoracak. Ama geçecek. İnsan bunu yalnızca umut etmek için değil, hayatın gerçeği olduğu için söylemeli. Çünkü geçmişte seni mahvedeceğini düşündüğün kaç şey bugün artık hayatında bile değil? Kaç insanın yokluğu bir zamanlar dayanılmaz gelirken bugün adını bile anmıyorsun? Kaç problem vardı ve sen onların içinden çıkmayı başardın? Demek ki daha önce de atlattın. Bu kez de atlatabilirsin.
Sabır biraz da zamana güvenmektir. Her şeyin hemen sonuç vermesi gerektiği fikrinden vazgeçmektir. Bir ağacın meyve vermesi için toprağın altında görünmeyen köklerin güçlenmesi gerekir. İnsan da böyledir. Dışarıdan hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen dönemler, aslında içeride en büyük değişimlerin yaşandığı dönemler olabilir. Sessizlik bazen boşluk değildir; hazırlıktır. Beklemek bazen kayıp değildir; olgunlaşmadır.
Bir gün geriye dönüp bugünlere baktığında, belki de en çok kendine şaşıracaksın. “Bunca şeyin içinden nasıl geçtim?” diyeceksin. O gün anlayacaksın ki sen sandığından çok daha güçlüymüşsün. Bazı yaraların seni yok etmediğini, aksine seni daha dikkatli, daha seçici, daha gerçekçi yaptığını göreceksin. İnsan yaşadığı her acıyı unutmaz ama acının anlamı değişebilir. Bir zamanlar yalnızca canını yakan şey, yıllar sonra sana neyi hak ettiğini öğreten bir ders hâline gelebilir.
O yüzden bugün zorlanıyorsan kendine kızma. Biraz dinlen. Ağlayacaksan ağla. İçinden geliyorsa konuş. Gerekiyorsa uzaklaş. Ama kendinden vazgeçme. Çünkü hayatın en karanlık dönemlerinde insanın kendisine verebileceği en büyük söz şudur: “Ne olursa olsun, kendimi yarı yolda bırakmayacağım.”
Belki bugün yol uzun. Belki önünde aşılması gereken çok fazla engel var. Belki bazı cevaplar hâlâ gelmedi. Belki beklediğin kapılar hâlâ kapalı. Ama unutma; kapalı bir kapı, hikâyenin bittiği anlamına gelmez. Bazen başka bir kapı açılır, bazen duvarın ötesinde bambaşka bir hayat vardır. Senin görevin bütün yolu bugünden görmek değil. Bugün atabileceğin adımı atmak.
Çünkü hayat bazen senden büyük adımlar istemez. Sadece bir gün daha dayanmanı ister. Bir sabah daha uyanmanı, bir kez daha denemeni, bir kez daha ayağa kalkmanı ister. Ve bazen bütün zafer, sadece devam edebilmektir.
Sabret. Ama kendini tüketerek değil. Umut et. Ama gözlerini gerçeklerden kapatarak değil. Mücadele et. Ama seni yok eden savaşlarda değil. Ve en önemlisi, bugün ne kadar zor olursa olsun, yarının bugünden farklı olabileceğine inan.
Çünkü bazı güzellikler hemen gelmez. Bazı yollar uzun sürer. Bazı dualar gecikir. Bazı kapılar defalarca çalınır. Fakat insanın hikâyesi, en zor sayfasında bitmez.
Belki de tam şu anda, hayatının en ağır bölümünün içinden geçiyorsun. Farkında olmadan kendinin en güçlü hâline doğru yürüyorsun. Ve bir gün, bugün sabrettiğin her şeyin ardından dönüp baktığında, içinden yalnızca tek bir cümle geçecek:
“İyi ki vazgeçmemişim.”

