BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Kalabalık içinde yalnızlık

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
17 Nisan 2026 11:38

İnsan, kendi kurduğu dünyanın içinde kaybolabilen tek varlıktır. Bir bakarsın hayatın tam ortasında, her şey yolunda gibi görünür; bir düzen, bir akış, bir telaş… Ama derinlerde bir yerde eksik olan bir şey vardır. Adını koyamazsın önce. Çünkü eksiklik, gürültü yapmaz. Sessizce yerleşir içine. İşte o eksikliğin adı çoğu zaman insandır. Çünkü insan, en çok insanı ihmal ederek yorulur. 

Günler birbirini kovalar. Sabah alarmıyla başlayan koşu, gece yorgun bir teslimiyetle sona erer. Arada geçen saatler doludur aslında: yapılacak işler, yetiştirilecek sorumluluklar, bakılacak ekranlar, okunacak mesajlar, tüketilecek içerikler… Ama bütün bu doluluğun içinde bir boşluk büyür. Çünkü insan, hayatını doldururken hayatına anlam katmayı unutur. Anlam ise hiçbir zaman eşyalarda, görevlerde ya da sayılarda saklı değildir. Anlam, bir başka insanın varlığında yankı bulur. 

İnsanlar dışında her şeyle meşgul olmak, modern çağın en görünmez tuzağıdır. Çünkü bu tuzak rahat görünür. Kimse seni yargılamaz, kimse senden bir şey istemez, kimse seni anlamaya çalışmaz… Ve sen de kimseyi anlamak zorunda kalmazsın. Bu karşılıklı mesafe, ilk başta huzur gibi gelir. Ama zamanla, bu huzur sandığın şeyin aslında bir yalnızlık biçimi olduğunu fark edersin. Sessiz, derin ve ağır bir yalnızlık… 

Bir insanla gerçekten iletişim kurmak emek ister. Sabrını, dikkatini, kalbini ortaya koymanı gerektirir. Oysa eşyalar senden hiçbir şey istemez. Bir telefon, bir koltuk, bir masa… Hepsi oradadır, sessiz ve beklentisiz. Ama tam da bu yüzden ruhunu besleyemezler. Çünkü insan ruhu, yankıya ihtiyaç duyar. Bir sözün karşılık bulmasına, bir duygunun paylaşılmasına, bir bakışın anlaşılmasına ihtiyaç duyar. 

Düşünsene… Kaç kez birinin gözlerinin içine bakarak konuştun son zamanlarda? Kaç kez birinin ses tonundan ne hissettiğini anlamaya çalıştın? Kaç kez gerçekten dinledin, sadece cevap vermek için değil, anlamak için? Bu soruların cevabı çoğu zaman iç açıcı değildir. Çünkü biz dinlemeyi unuttuk. Anlamayı erteledik. Ve en kötüsü, buna alıştık. 

İnsanlar dışında her şeyle meşgul olan bir hayat, yüzeyde parlak ama derinde sığdır. Çünkü derinlik, temas gerektirir. Temas ise risk demektir. Kırılmak, yanlış anlaşılmak, hayal kırıklığına uğramak… Bunların hepsi insanla birlikte gelir. Ve çoğu insan, bu risklerden kaçınmak için kendini eşyalara, işlere, dikkat dağıtıcı şeylere teslim eder. Ama kaçtığı şeyin aslında hayatın kendisi olduğunu fark etmez. 

İnsan, bazen en çok kendinden kaçar. Birine yakınlaşmak, aslında kendine yaklaşmaktır. Çünkü bir başkasının aynasında kendini görürsün. Eksiklerini, fazlalarını, kırıklarını… Ve bu yüzleşme kolay değildir. O yüzden çoğu insan, bu aynaya bakmamak için başka şeylerle meşgul olur. Ama kaçtığın şey, senin bir parçandır. Ve o parça, ihmal edildikçe büyür. 

Bir kahvenin tadı, yanında kim olduğuna göre değişir. Bir yürüyüşün anlamı, kiminle yapıldığına bağlıdır. Bir sessizlik bile, paylaşıldığında huzur verir. Ama tek başına kaldığında, o sessizlik bazen insanın içine çöker. Çünkü insan, paylaşmadan tamamlanamaz. Ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar bağımsız görünürse görünsün, bir noktada bir başkasına ihtiyaç duyar. 

İnsanlar dışında her şeyle meşgul olunca, zaman hızla akar ama hatıralar birikmez. Çünkü hatıralar, insanlarla yazılır. Birlikte gülmek, birlikte üzülmek, birlikte susmak… Bunlar olmadan geçen zaman, sadece geçmiştir. Yaşanmış ama hissedilmemiş bir zaman… 

Belki de en acı olan şudur: İnsan, hayatının en güzel anlarını fark etmeden kaçırır. Çünkü o anlarda meşguldür. Bir mesaj yazıyordur, bir şeyi yetiştirmeye çalışıyordur, bir ekrana bakıyordur… Oysa hayat, tam o sırada, yanında oturan bir insanın gözlerinde akıyordur. Ama sen bakmazsın. Göremezsin. Kaçırırsın. 

Ve bir gün, bütün o meşguliyetler bittiğinde, geriye sadece bir soru kalır: “Ben kiminle gerçekten yaşadım?” Bu soru, insanın içini en çok acıtan sorulardan biridir. Çünkü çoğu zaman cevap, düşündüğün kadar dolu değildir. 

İnsanlarla meşgul olmak, her zaman kolay değildir. Bazen yorucu, bazen karmaşık, bazen de can yakıcıdır. Ama aynı zamanda gerçek olan tek şeydir. Çünkü hayat, kusursuzlukta değil, gerçeklikte anlam bulur. Ve gerçeklik, insanın ta kendisidir. 

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit: Birine zaman ayırmak. Gerçekten ayırmak. Bölünmeden, acele etmeden, başka bir şey düşünmeden… Sadece orada olmak. Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, büyük sözler değil; sadece gerçekten orada olan bir başkasıdır. 

İnsanlar dışında her şeyle meşgul olmak, kısa vadede rahatlatır. Ama uzun vadede insanı eksiltir. İnsanla meşgul olmak ise bazen zorlar ama sonunda insanı büyütür. Ve büyümek, her zaman kolay bir süreç değildir. Ama değerlidir. 

Hayatın özeti aslında çok net: 

Ne kadar çok şeye sahip olduğun değil, kaç insana gerçekten dokunduğun önemlidir. 

Ne kadar meşgul olduğun değil, kiminle anlam kurduğun belirleyicidir. 

Ve en önemlisi… 

Ne kadar yaşadığın değil, ne kadar hissettiğin gerçektir. 

Son söz gibi ama aslında başlangıç olsun: 

İnsanlar dışında her şeyle meşgul olmayı bırakıp, bir insanın kalbine uğradığın gün… işte o gün hayat gerçekten başlar.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları