Kaderin önüne set çekilmez
Tuana Yılmaz
İnsan bazen hayatı avuçlarının içinde tuttuğunu sanar. Planlar yapar, yollar çizer, hesaplar kurar. “Şunu engellersem olmaz,” der. “Bunu saklarsam kaybederim,” diye düşünür. Oysa kader, insanın cetvelle ölçebileceği bir yol değildir. Nasip denilen şey; kapısı kilitli sanılan evlere rüzgâr gibi girer. Sen istemesen de olur, sen uğraşsan da kaçmaz. Çünkü bazı şeylerin üstünde insanın değil, vaktin ve yazgının mührü vardır. İşte bu yüzden eski insanlar boşuna “Nasipse gelir Hint’ten Yemen’den, nasip değilse düşer gider elden,” dememiştir. Bu söz sadece teselli değil, hayatın sert ama gerçek yasasıdır. İnsan bazen bir şeyi korumak için ömrünü verir, sonra bir gün bakar ki avuçlarında sadece yorgunluk kalmış. Başka biri ise hiç beklemediği anda, hiç ummadığı bir yerden mutluluğu bulmuş. Hayatın matematiği her zaman çalışmaz; çünkü kader, düz çizgilerle ilerleyen bir mühendislik projesi değildir. Bir yağmur damlası gibi yön değiştirir, bir kuş gibi aniden konar, bir dua gibi görünmeden yükselir.
Bir şeyi gerçekten nasibinse, dünya ayağa kalksa onu senden alamaz. İnsanlar konuşur, yollar kapanır, mesafeler girer, yanlış anlaşılmalar olur, hatta bazen yıllar geçer. Ama vakti gelen şey, dönüp dolaşıp seni bulur. Çünkü kaderin pusulası şaşmaz. Bazen bunun farkına yıllar sonra varırsın. “Meğer kaçtığım şey benimmiş,” dersin. “Meğer kaybettim sandığım şey, sadece gecikmiş.” İşte insanın aklıyla kaderin bilgisi burada ayrılır. İnsan anı yaşar; kader ise bütünü bilir. Sen bir kapının kapanışına ağlarsın, kader arkada koskoca bir şehrin ışıklarını yakıyordur. Ama insan sabırsızdır. Hemen olsun ister. Hemen kavuşsun, hemen başarı gelsin, hemen yara kapansın ister. Halbuki bazı nasipler erken verilse insanın elinde kırılırdı. Bazı insanlar hayatına geç girdiği için değerlidir. Bazı kayıplar seni büyütmek için yaşanır. Her gecikme ceza değildir; bazen korunmadır.
Şunu da unutmamak gerekir: Nasip sadece romantik şeylerden ibaret değildir. Kimi zaman bir insanın başına gelen zorluk da nasibidir. Çünkü insanı olgunlaştıran şey çoğu zaman rahatlık değil, mücadeledir. Ateş görmeyen demir kılıç olmaz. Yağmur yemeyen toprak çiçek açmaz. Hayat da böyledir. İnsan bazı acıları yaşamak zorundadır ki içindeki gerçek gücü görebilsin. Herkes güneşli havada yürür ama fırtınada dimdik kalabilen azdır. İşte nasip bazen sana istediğini değil, ihtiyacın olanı getirir. Sen mutluluk beklerken sabır gelir. Sen başarı beklersin, önce yenilgi gelir. Çünkü kader insanı eksik yerinden tamamlar. İnsan ise bunu çoğu zaman yıllar sonra anlayabilir.
Modern dünya insana sürekli kontrol yanılsaması satıyor. “İstersen yaparsın, yeterince uğraşırsan her şey olur,” diyorlar. Kulağa motive edici geliyor, evet. Ama eksik bir tarafı var. Çünkü insan her şeyi kontrol edemez. Ne kimin kalbini, ne zamanı, ne ölümü, ne de yazılmış olanı… Bir tohumu toprağa koyarsın ama yağmuru sen yağdıramazsın. İşte burada insanın emeğiyle kaderin dengesi başlar. Çalışırsın, çabalarsın, dua edersin ama sonucu zorlayamazsın. Çünkü nasip zorlamayla değil, vakitle gelir. Bazı kapılar omuz atarak açılmaz; anahtarı zamanı gelince döner. Ve ilginçtir, insan bunu çoğu zaman geriye dönüp baktığında anlar. O gün “mahvoldum” dediği şeyin aslında kurtuluşu olduğunu fark eder. O yüzden hayat bazen ileriye doğru değil, geriye bakınca anlaşılır.
İnsanların en büyük yanılgılarından biri de başkasının nasibini kıskanmaktır. Oysa herkesin yükü de yolu da farklıdır. Birinin hızlı yükselişine bakıp kendi gecikmene üzülürsün. Ama bilmezsin ki onun taşıdığı yükü sen taşıyamazdın. Herkesin sınavı kendine göre yazılmıştır. Kader, toplu dağıtılan bir kâğıt değil; kişiye özel hazırlanmış bir mektuptur. Kimi erken kaybeder, kimi geç bulur, kimi yalnız büyür, kimi kalabalık içinde eksik hisseder. Ama herkesin hikâyesi kendine özgüdür. İşte bu yüzden insan başkasının hayatına bakarak kendi kaderini küçümsememelidir. Çünkü bazen geç gelen şey daha uzun sürer. Bazen zor kazanılan daha kıymetli olur. Ve bazen en karanlık geceler, en parlak sabahların habercisidir.
Hayatta bazı karşılaşmalar vardır; tesadüf gibi görünür ama değildir. Bir otobüste yanına oturan biri, yıllar sonra hayatının dönüm noktası olur. Bir yanlış dönüş, doğru insanı karşına çıkarır. Gidemediğin bir yer seni büyük bir beladan korur. İnsan buna bazen şans der, bazen rastlantı. Ama eski insanlar bilir: Bazı yollar görünmez ellerle çizilir. Çünkü kader sadece büyük olaylarda değil, küçücük anlarda da çalışır. Bir cümlede, bir bakışta, bir gecikmede, bir telefonda… Hayat bazen santimlerle değişir. İşte bu yüzden insan her şeyin nedenini aynı anda anlayamaz. Bazı sırların cevabı zamanın cebindedir.
Nasip konusunda insanı en çok yoran şey beklemektir. Beklemek… Modern çağın unuttuğu en eski imtihan. Her şeyin saniyeler içinde olduğu bir zamanda insan sabretmeyi kaybetti. Mesaj geç gelince huzursuz oluyor, sonuç gecikince umudunu kesiyor. Halbuki toprağın altında filizlenen tohum acele etmez. Çünkü büyümenin sessizlik istediğini bilir. İnsan ise sürekli gürültü içinde yaşıyor. Hemen olsun istiyor. Ama bazı dualar ağır ağır kabul olur. Çünkü hızlı gelen her şey kalıcı olmaz. Eski ustalar taş işlemeyi bilirlerdi; acele edilen mermer çatlar derlerdi. İnsan ruhu da böyledir. Kader seni hazırlamadan bazı kapıları açmaz.
Ve şunu kabul etmek gerekir: İnsan bazen nasibini kendi korkularıyla geciktirir. “Ya olmazsa?” diye diye hayatı kaçırır. Oysa bazı kapılar cesaretle açılır. Kader yazılmış olabilir ama insanın yürüyüp yürümemesi yine kendi seçimidir. Yağmur yağacak diye evden çıkmayan biri gökkuşağını göremez. İşte burada denge gerekir. Ne tamamen kadercilik, ne tamamen kontrol saplantısı… İnsan hem çalışmalı hem teslim olmalı. Çünkü kuş kanatsız uçamaz ama sadece kanat çırparak da rüzgâr yaratamaz.
Hayatın en acı ama en güzel tarafı şudur: Gerçekten sana ait olan şey, zamanı gelince seni bulur. Sen ondan kaçsan da bulur. Başkaları engel olmaya çalışsa da bulur. Mesafeler girse de bulur. Çünkü nasip bazen su gibidir; önüne taş koyarsın, yön değiştirir ama yine yolunu bulur. İşte insanın içini rahatlatan gerçek budur. Her kayıp sonsuz değildir. Her gecikme reddedilmek değildir. Ve her kapanan kapı son değildir. Çünkü kaderin haritasında insanın göremediği yollar vardır.
Bir gün dönüp geçmişine baktığında bazı şeylerin neden olmadığını anlayacaksın. “İyi ki,” diyeceksin. Belki bugün ağladığın şey için yarın şükredeceksin. Çünkü insan anlık duygularla düşünür; kader ise uzun vadeli çalışır. Hayat bazen satranç gibidir. Sen sadece önündeki hamleyi görürsün, kader ise bütün tahtayı bilir. Bu yüzden bazı kayıplar aslında korunmadır. Bazı gecikmeler hazırlıktır. Bazı yalnızlıklar güçlenmedir.
Ve en sonunda insan şunu öğrenir: Nasipse durduramazsın. Ne kıskanç bakışlar, ne mesafeler, ne korkular, ne de zaman… Çünkü gerçekten sana ait olan şey, bir gün mutlaka yolunu bulur. Gökyüzündeki yıldız nasıl kendi yerine dönüyorsa, kader de sahibini bulur. Sessizce. Derinden. Kaçınılmaz bir şekilde…

