“İyiyim” dediğimiz yerde başlar asıl hikâye
Tuana Yılmaz
Bazen birine “İyi misin?” diye sorarız ve karşılığında hiç düşünmeden gelen o tanıdık cevabı duyarız: “İyiyim.” Oysa bazı “iyiyim”lerin içinde gecelerce uyuyamamak, kimseye anlatılamayan kırgınlıklar, içten içe büyüyen korkular, ertelenmiş gözyaşları ve artık taşımaktan yorulunan yükler vardır. İnsan çoğu zaman iyi olduğunu söylemez; iyi görünmesi gerektiğini düşünür.
Çünkü hayat, bize güçlü durmayı öğretirken yorulmanın da bir insanlık hali olduğunu unutturur.
Herkesin önünde dimdik duran insanların bile bazen kimse görmeden çöktüğü, gülümsediği halde içinden sessizce yardım istediği bir dünyada yaşıyoruz.
“İyi misin?” aslında basit bir soru değildir. Bazen “Seni fark ediyorum” demektir. “Kalabalığın içinde kaybolmadın, seni görüyorum” demektir.
“Bugün yüzündeki gülümsemenin biraz eksik olduğunu fark ettim” demektir. Belki de insanın başka bir insana verebileceği en kıymetli şeylerden biridir bu soru.
Çünkü bazı insanlar anlatmak için değil, sorulmayı bekler. İçinde biriktirdiklerini kimseye yük olmak istemediği için söylemez. “Ben anlatırsam karşımdaki üzülür”, “Kimse benim sorunlarımla uğraşmak istemez”, “Herkesin kendine göre derdi var” diye düşünür. Sonra susar. Sustukça alışır. Alıştıkça da herkes onun güçlü olduğuna inanır.
Oysa güçlü olmak, hiç yorulmamak değildir. Güçlü olmak; yorulduğunu kabul edebilmektir. Bazen “Ben artık dayanamıyorum” diyebilmektir.
Bir günlüğüne bile olsa herkesten uzaklaşmak, telefonu sessize almak, hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan sadece nefes almak istemektir.
Güçlü insanın da omuzları vardır ve o omuzlar her yükü sonsuza kadar taşıyamaz.
İnsan, kendisini sürekli toparlamak zorunda bırakıldığında bir süre sonra kendi yaralarını bile saklamayı öğrenir. İşte en tehlikeli olan da budur: Acının görünmez hale gelmesi.
Bazı insanlar vardır; herkesin derdini dinler ama kendi derdini anlatamaz. Herkes ağladığında omuz olur, herkes düştüğünde elinden tutar, herkes dağıldığında onları toparlar.
Fakat gece kendi odasına çekildiğinde, bütün gün başkalarına verdiği gücü kendinde bulamaz. Çünkü başkalarının yaralarını sararken kendi yaralarını ertelemiştir.
İnsan bazen başkalarına yetişmekten kendisine geç kalır. Herkesin hayatında bir “iyi misin?” insanı olur ama o insanın gerçekten iyi olup olmadığını soran çoğu zaman olmaz.
Bir de “İyiyim” kelimesini bir savunma mekanizmasına dönüştürenler vardır. Çünkü anlatmanın değiştirmeyeceğine inanırlar. Daha önce anlatmış, anlaşılmamışlardır.
Güvenmiş, hayal kırıklığına uğramışlardır. Kalplerini açmış, karşılığında küçümsenmişlerdir. Bu yüzden zamanla susmayı öğrenmişlerdir.
Onlara göre susmak daha güvenlidir. Kimseye bir şey anlatmazsan kimse seni yanlış anlayamaz, kimse zayıf noktanı kullanamaz, kimse seni yaralayamaz. Fakat bunun bir bedeli vardır: İnsan kendisini korurken kendisine de uzaklaşmaya başlar.
Belki de bu yüzden bazı insanların “İyi misin?” sorusuna verdiği cevabı değil, o cevabı verirken gözlerine bakmak gerekir. Çünkü gözler bazen ağızdan daha dürüsttür.
Ses tonu değişmiştir, gülüşü eskisi gibi değildir, cümleleri kısalmıştır. Daha önce saatlerce konuşan insan birkaç kelimeyle geçiştiriyorsa, orada bir şey vardır.
Sürekli “Sorun yok” diyorsa, belki de sorun vardır. Her şeye “Boş ver” diyorsa, belki de içinde artık konuşacak gücü kalmamıştır.
İnsanların hayatına bazen büyük şeylerle değil, küçük bir ilgiyle dokunuruz. Bir telefon açmak, yanına oturmak, “Anlatmak istersen buradayım” demek…
Çözüm üretmeden dinlemek bile bazen yeterlidir. Çünkü herkesin tavsiyeye ihtiyacı yoktur. Bazı insanların yalnızca anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
Her yaraya ilaç gerekmez; bazı yaralar önce görülmek ister. “Seni anlıyorum” diyebilmek, bazen dünyanın en büyük tesellisidir.
Fakat burada başka bir gerçek daha var: Herkesi kurtaramayız. Her insanın yükünü omuzlayamayız. Bazen sevdiğimiz insanların acısını bile tamamen ortadan kaldıramayız. Ve bu bizim başarısız olduğumuz anlamına gelmez.
Bazen yapabileceğimiz en doğru şey, bir insanın yanında kalmaktır. Çözüm bulamadığımız halde gitmemektir. Cevap veremediğimiz halde dinlemektir.
“Ne yapacağını bilmiyorum ama yalnız değilsin” diyebilmektir. Çünkü bazı karanlık gecelerde insanın ihtiyacı olan şey güneş değil, yanında yanan küçük bir ışıktır.
Bir gün kendimize de sormalıyız: “Ben iyi miyim?” Başkalarının nasıl olduğunu sormaya o kadar alışmışızdır ki kendimizi kontrol etmeyi unutmuş olabiliriz.
Gerçekten iyi miyiz, yoksa sadece hayatı sürdürüyor muyuz? Gülümsüyor muyuz, yoksa gülümsemeyi mi öğrendik? Mutlu muyuz, yoksa mutsuzluğa alıştığımız için onu normal mi sanıyoruz?
Bir şeyleri gerçekten istediğimiz için mi yapıyoruz, yoksa insanları hayal kırıklığına uğratmamak için mi? Bu soruların cevapları bazen canımızı acıtabilir. Ama bazı gerçekler can yaksa da iyileşmenin kapısını açar.
Çünkü insan kendisine dürüst olmadığı sürece hiçbir şey gerçekten değişmez. “İyiyim” demek kolaydır. Asıl cesaret, “Hayır, aslında iyi değilim” diyebilmektir.
Yoruldum. Kırıldım. Özledim. Korkuyorum. Vazgeçmek istemiyorum ama böyle devam etmek de istemiyorum. Bazen yeniden başlamaya ihtiyacım var.
Bazen sadece anlaşılmak istiyorum. Bunları söyleyebilmek zayıflık değil, aksine insanın kendisine karşı gösterebileceği en büyük dürüstlüktür.
Belki de bundan sonra birine “İyi misin?” diye sorduğumuzda cevabını hemen kabul etmeyelim. “İyiyim” dediğinde biraz daha yanında duralım.
“Gerçekten iyi misin?” diyelim. Ama bunu sorgulamak için değil, kapıyı aralamak için söyleyelim. Konuşmak isterse dinleyelim.
Susmak isterse sessizliğine eşlik edelim. Çünkü bazen bir insanın hayatında değiştirebileceğimiz tek şey, o insanın kendisini yalnız hissetmediği bir an yaratmaktır.
Ve kendimize gelince… Kendimize de biraz merhamet borçluyuz. Her şeyi aynı anda çözmek zorunda değiliz. Herkesin beklentisini karşılamak zorunda değiliz.
Her gün güçlü olmak zorunda değiliz. Bazen dağılabiliriz. Bazen ağlayabiliriz. Bazen hiçbir şey yapmak istemeyebiliriz. Hayatın bütün cevaplarını bugün bulmak zorunda değiliz. İnsan bazen yolunu kaybederek kendisini bulur.
O yüzden bugün biri size “İyi misin?” diye sorarsa, alışkanlıkla “İyiyim” demeden önce bir saniye durun. Kendinizi dinleyin. Belki gerçekten iyisinizdir; ne güzel
. Ama değilseniz de bunun ayıp olmadığını hatırlayın. Çünkü insan olmak biraz da budur: Bazen güçlü, bazen kırılgan, bazen umutlu, bazen yorgun olmak.
Ve eğer bugün kimse size “İyi misin?” diye sormadıysa, ben sizin yerinize sorayım:
Gerçekten iyi misin?
Yoksa herkesin gözünde güçlü görünürken, kendi içinde sessizce “Biri beni fark etsin” mi diyorsun?
Belki de artık kendini saklamanın zamanı değil. Çünkü bazı insanlar iyileşmeye, birinin onları kurtarmasıyla değil; ilk kez gerçekten görüldüklerini hissetmeleriyle başlar.

