Her şey aynı anda olmak zorunda değil
Tuana Yılmaz
Bazen hayatın bütün yükü aynı anda omuzlarımıza biniyor. Bir haber geliyor, bir telefon çalıyor, bir insanın sözü canımızı yakıyor, beklediğimiz bir şey gecikiyor, planlarımız bozuluyor ve bir anda kendimizi her şeyi çözmek zorundaymışız gibi hissediyoruz.
Zihnimiz durmadan çalışıyor; “Ya şöyle olursa?”, “Ya yetişemezsem?”, “Ya kaybedersem?”, “Ya işler daha da kötüye giderse?” diye sorular birbirini kovalıyor.
Oysa bazı anlarda yapılması gereken tek şey, hiçbir şey yapmamaktır. Durmak, nefes almak ve kendimize “Sakin ol” diyebilmektir.
Çünkü her sorun o anda çözülmek zorunda değildir. Her cevabı bugün bulmak, her yarayı hemen kapatmak, her belirsizliği ortadan kaldırmak zorunda değiliz.
Sakin olmak, hiçbir şeyi umursamamak değildir. Tam tersine, sakinlik çoğu zaman insanın kendisini ve yaşadıklarını ciddiye almasının en güçlü biçimidir.
Çünkü öfkeyle verilen kararların, korkuyla söylenen sözlerin ve panikle atılan adımların bedeli bazen olayın kendisinden daha ağır olur.
İnsan telaşlandığında en küçük meseleyi bile dev bir duvar gibi görür. Birkaç saat sonra ise aynı meseleye baktığında “Ben bunun için neden bu kadar kendimi yıprattım?” diyebilir.
Çünkü zaman, zihnin gürültüsünü azaltır. Biraz beklemek bazen en doğru cevaptır. Bir gece uyumak, sabah yeniden düşünmek, telefonu bir kenara bırakmak, kimseye açıklama yapmak zorunda hissetmemek… Bunların hepsi insanın kendisine verdiği küçük ama kıymetli molalardır.
Hayat bize her zaman istediğimiz hızda cevap vermez. Bazı kapılar hemen açılmaz. Bazı insanlar hemen değişmez. Bazı meseleler bir konuşmayla çözülmez.
Bazı yollar uzundur ve insan o yolun nereye çıkacağını bilmeden yürümek zorunda kalır. İşte tam burada sabır devreye girer. Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir; kontrol edemediğin şeylerle savaşmayı bırakıp kontrol edebildiğin şeylere yönelmektir.
Çünkü insanın en büyük yorgunluklarından biri, değiştiremeyeceği şeyleri değiştirmeye çalışmasıdır. Başkasının düşüncesini, kararını, vicdanını, davranışını kontrol edemezsin.
Ama kendi tavrını kontrol edebilirsin. Kendi sınırını çizebilirsin. Kendi yolunu seçebilirsin. Ve bazen en büyük güç, “Ben artık bununla savaşmayacağım” diyebilmektir.
Kendine biraz zaman tanı. Her şeyi hemen anlamak zorunda değilsin. Şu anda kafanın karışık olması, yanlış karar verdiğin anlamına gelmez.
Yorulmuş olabilirsin. Kırılmış olabilirsin. Hayal kırıklığına uğramış olabilirsin. Hatta ne istediğini bile bilmiyor olabilirsin. Bunların hepsi insan olmanın içinde var.
Sürekli güçlü olmak zorunda değilsin. Sürekli dik durmak, sürekli gülümsemek, herkese “Ben iyiyim” demek zorunda değilsin. Bazen güçlü olmak, sessizce oturup ağlamak ve sonra yüzünü yıkayıp yeniden ayağa kalkmaktır.
Bazen güçlü olmak, cevap vermemektir. Bazen gitmektir. Bazen kalmaktır. Bazen de hiçbir karar vermeden biraz beklemektir.
Unutma, bugün yaşadığın hiçbir duygu sonsuza kadar sürmeyecek. Şu an dünyanın sonu gibi görünen şey, birkaç ay sonra hayat hikâyenin küçük bir paragrafı olabilir.
Şu an aşılmaz sandığın dağların üzerinden bir gün dönüp baktığında, “Bunu da geçmişim” diyeceksin. Çünkü insanın garip bir gücü vardır: Zaman geçtikçe acının şeklini değiştirebilir.
Dün canını yakan şey bugün sana bir ders, yarın ise bir tecrübe olabilir. Bazı kayıplar bizi eksiltir ama bazı kayıplar aynı zamanda bizi yanlış yerlerden kurtarır.
Bazı gecikmeler bizi bekletir ama bazı gecikmeler bizi yanlış bir zamandan korur. Her gecikme kayıp değildir. Her bitiş başarısızlık değildir. Her sessizlik kötüye işaret değildir.
Bu yüzden bugün kendine şunu söyle: “Sakin ol. Her şeyi şimdi çözmek zorunda değilsin.” Önünde uzun bir hayat, yaşanacak güzel günler, tanışılacak insanlar, kurulacak hayaller ve henüz adını bile bilmediğin mucizeler var.
Bir kapının kapanması bütün evin karardığı anlamına gelmez. Bir insanın seni anlamaması, senin değersiz olduğun anlamına gelmez.
Bir planın bozulması, hayatının bozulduğu anlamına gelmez. Bir hata yapman, başarısız olduğun anlamına gelmez. İnsan bazen sadece yanlış zamanda doğru şeyi bekler. Bazen de doğru yere ulaşmak için önce yanlış yollardan geçer.
Ve ne olursa olsun, kendini kaybetme. Dünyanın gürültüsü çok fazla olabilir. İnsanların beklentileri, sözleri, yargıları, talepleri bitmeyebilir.
Herkes senden bir şey isteyebilir. Ama sen kendine karşı acımasız olmak zorunda değilsin. Başkalarının sana yetişemediği yerde sen kendine yetiş.
Yorulduğunda dinlen. Kırıldığında kendini toparlamak için zaman ver. Kararsız kaldığında acele etme. İçinden gelmiyorsa sus. Gitmek istiyorsan git. Kalmak istiyorsan kal. Ama hiçbir kararını sadece korkudan verme.
Çünkü hayat, sürekli koşanların değil; ne zaman duracağını bilenlerin de hikâyesidir. Bazen ilerlemek için önce durmak gerekir.
Bazen cevap bulmak için soruyu bir kenara bırakmak gerekir. Bazen kendini bulmak için herkesten biraz uzaklaşmak gerekir.
Ve bazen hayatın bütün karmaşasının ortasında yapabileceğin en cesur şey, derin bir nefes alıp hiçbir şey olmamış gibi değil, her şey olmuş ama sen hâlâ ayakta kalmışsın gibi yürümeye devam etmektir.
Sakin ol. Bugün her şey yolunda olmayabilir. Ama her şeyin bugün yolunda olması da gerekmiyor. Bazı taşlar yerine yarın oturacak.
Bazı cevaplar zamanla gelecek. Bazı insanlar gerçek yüzünü gösterecek. Bazı yollar kendiliğinden kapanacak, bazıları hiç beklemediğin anda açılacak.
Sen yeter ki kendini telaşın içinde kaybetme. Çünkü hayatın bütün hikâyesi şu an yaşadığın birkaç sayfadan ibaret değil.
Derin bir nefes al.
Omuzlarını indir.
Biraz sus.
Biraz bekle.
Ve kendine bir kez daha söyle:
Sakin ol. Hayat henüz son sözünü söylemedi.

