BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Geriye kalan sessizlik

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
10 Temmuz 2026 14:04

Hayatın en ilginç yanı, bir zamanlar uğruna geceler boyu uykusuz kaldığımız, kalbimizi yerinden sökecek kadar canımızı acıttığını düşündüğümüz, nefesimizi daraltan, gözlerimizi her sabah aynı hüzünle açtıran birçok şeyin gün gelip sıradan bir anıya dönüşmesidir.

İnsan bunu yaşarken asla inanmaz. “Bu acı hiç bitmeyecek.” Der. “Bu kırgınlığı ömrüm boyunca taşıyacağım.” Diye düşünür. Oysa zaman, kimsenin görmediği bir ustalıkla en sert kayaları bile aşındırır.

Gün gelir, bir zamanlar adını duyduğunda yüreği hızla atan insanlar artık yalnızca eski bir fotoğrafın içinde kalır. Bir zamanlar dünyanın sonu sandığın ayrılıklar, bugün sıradan bir hikâyeye dönüşür.

Çünkü hayat, hiçbir duygunun sonsuza kadar aynı şiddette kalmasına izin vermez. İnsan değişir, şehirler değişir, yollar değişir, alışkanlıklar değişir ve en sonunda “artık bir önemi yok” cümlesi, insanın ruhunda sessizce yerini alır.

Bu cümle vazgeçmek değildir; aksine insanın kendini yeniden bulmasının, yüklerinden kurtulmasının ve geçmişin zincirlerini kırmasının en sade ifadesidir.

Ne gariptir ki insanlar çoğu zaman kaybettikleri şeylerin peşinden koşarken sahip olduklarını göremezler. Bir mesaj gelmedi diye günlerce telefon ekranına bakanlar, bir özür duymak için yıllarca bekleyenler, kendisini hiç düşünmeyen insanlar için gecelerini tüketenler...

Hepsi bir gün aynı gerçekle karşılaşır. Beklemek, zamanı geri getirmez. Israr etmek, sevgiyi büyütmez. Sessiz kalmak, herkesi pişman etmez.

Ve en önemlisi, insan kendi değerini başkasının davranışlarıyla ölçmeye başladığında kendinden uzaklaşır. İşte o uzaklık büyüdükçe, insanın içindeki ses yavaş yavaş değişmeye başlar.

Önce nedenini sorgular, sonra kabullenir, ardından yorulur ve sonunda sadece gülümseyerek omuz silker. Çünkü artık bir önemi yoktur.

Geçmişte söylenmeyen sözlerin, tutulmayan sözlerin, edilmeyen telefonların, atılmayan mesajların, yarım bırakılan hayallerin, eksik kalan vedaların artık bugünkü hayat üzerinde hükmü kalmamıştır. Onlar yalnızca yaşanmışlığın sessiz tanıklarıdır.

İnsan bazen en büyük değişimi büyük olaylarla değil, küçük fark edişlerle yaşar. Bir sabah uyandığında eskisi kadar öfkeli olmadığını fark eder.

Bir şarkı çalar ama artık canını acıtmaz. Eskiden görmekten kaçtığı bir sokağın önünden rahatça geçebilir. Aynı ismi duyduğunda kalbi yerinden çıkacak gibi olmaz.

Çünkü zaman yalnızca takvim yapraklarını değiştirmez; insanın ruhunun içindeki fırtınaları da yavaş yavaş dindirir. O gün geldiğinde kimse alkış tutmaz.

Kimse “iyileştin” demez. Ama insan bunu kendisi bilir. Çünkü içinde yıllardır taşıdığı ağırlığın hafiflediğini hisseder. O ağırlığın yerini sessizlik alır.

İşte o sessizlik huzurdur. Çünkü artık bazı insanların ne düşündüğünün, ne yaptığına dair haberlerin, neden gittiklerinin ya da neden dönmediklerinin hiçbir önemi kalmamıştır. İnsan en sonunda kendi hayatının merkezine yeniden dönebilmiştir.

Belki de olgunlaşmak tam olarak budur. Haklı çıkmak için savaşmamak, herkese kendini anlatmaya çalışmamak, yanlış anlaşılmaktan korkmamak, kaybettiklerinin ardından sürekli dönüp bakmamak...

Çünkü hayat geriye doğru yaşanmaz. Geçmiş yalnızca ders vermek için vardır; ömür boyu sırtımızda taşımamız için değil. İnsan bunu anladığında, içindeki kırgınlıkların çoğu anlamını yitirir.

Affetmek bazen karşı tarafı değil, kendini özgür bırakmaktır. Vazgeçmek bazen pes etmek değil, kendine yeniden sahip çıkmaktır. Ve “artık bir önemi yok” diyebilmek, aslında insanın yeniden yaşamaya başladığının en açık göstergesidir.

Günün sonunda geriye yalnızca insanın kendisi kalır. Ne alkışlar sonsuza kadar sürer ne de eleştiriler. Ne bugün çok önemli görünen meseleler yarın aynı ağırlığı taşır ne de dün uğruna gözyaşı dökülen insanlar aynı değeri korur.

Hayat ilerledikçe insan anlar ki gerçek zenginlik, huzurunu koruyabilmektir. Çünkü huzurunu kaybeden insan, sahip olduğu her şeyi kaybetmiş gibidir.

Huzurunu bulan insan ise eksikleriyle bile güçlüdür. İşte bu yüzden bazı defterler kapanır, bazı kapılar bir daha açılmaz ve bazı cümleler yalnızca geçmişte kalır.

İnsan yoluna devam ederken geriye dönüp baktığında tek bir cümle fısıldar: “Bir zamanlar çok önemliydi... Ama artık hiçbir önemi yok.” İnsan, hayatın en ağır derslerini çoğu zaman en sevdiği insanlardan öğrenir.

Yabancıların yaptığı yanlışlar canını incitse de zamanla unutulur; fakat değer verdiklerinin sessizliği, ilgisizliği ya da vefasızlığı uzun süre insanın içinde yankılanır.

İlk zamanlarda bunun nedenini anlamaya çalışırsın. Kendinde eksik ararsın, söylediğin cümleleri tekrar tekrar düşünürsün, "Acaba farklı davransaydım böyle olur muydu?" diye sorgularsın.

Sonra bir gün fark edersin ki her sorunun bir cevabı yoktur. Her gidenin haklı bir gerekçesi olmadığı gibi, her kalan da gerçekten yanında değildir.

İşte insan bu gerçekle yüzleştiğinde olgunlaşmaya başlar. Çünkü artık başkalarının kararlarını değiştirmek için çabalamaz; kendi yolunu yürümeye odaklanır.

O andan sonra yaşananların ağırlığı azalır. Eskiden kalbini sıkan meseleler, zamanla yalnızca geçmişte kalmış birkaç sayfaya dönüşür.

İnsan o sayfaları yırtmaz, yakmaz ya da inkâr etmez. Sadece onları kapatır ve yeni bir sayfa açar. Çünkü bilir ki sürekli aynı satırları okumak, hikâyeyi değiştirmez.

Hayat bazen insanın elinden almak için değil, yer açmak için eksiltir. Bunu anlamak ise yıllar alabilir. Kaybettiğin bir dost, biten bir ilişki, yarım kalan bir hayal ya da gerçekleşmeyen bir plan...

O günlerde hepsi büyük bir felaket gibi görünür. Oysa zaman geçtikçe fark edilir ki bazı insanlar gitmeseydi gerçek dostların kim olduğunu anlayamayacaktın.

Bazı kapılar kapanmasaydı daha güzel kapılar açılmayacaktı. Bazı hayaller yıkılmasaydı kendine daha uygun olanı inşa edemeyecektin.

Hayat bazen seni korumak için de canını acıtır. O acının içindeyken bunu göremezsin. Çünkü gözyaşı, insanın görüşünü bulanıklaştırır.

Ama yıllar sonra dönüp baktığında, iyi ki olmamış dediğin o kadar çok şey olur ki... İşte o zaman geçmişte uğruna savaştığın birçok şeyin bugün hiçbir anlam taşımadığını anlarsın.

En ilginç değişim ise insanın konuşma biçiminde değil, susma biçiminde olur. Eskiden her haksızlığa cevap vermek isteyen biri, zamanla sessiz kalmanın da güçlü bir duruş olduğunu öğrenir.

Çünkü herkes gerçeği duymak istemez. Bazıları sadece kendi haklılığını duymak ister. Böyle insanlara anlatmaya çalışmak, denize yazı yazmak gibidir.

Dalgalar gelir ve bütün emeklerini siler. İşte bu yüzden insan bir süre sonra enerjisini hak etmeyen kimse için tüketmez. Her tartışmanın içine girmez, her söze cevap vermez, her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye uğraşmaz.

Çünkü bilir ki hayat, herkesi ikna etmek için fazla kısadır. En büyük cevap bazen hiçbir şey söylemeden yoluna devam etmektir.

Bir gün aynaya baktığında yüzündeki çizgilerin arttığını fark edersin. Ama o çizgiler yalnızca geçen yılların değil, atlattığın fırtınaların da izidir.

Her biri sana bir şey öğretmiştir. Kimi güvenmeyi, kimi vazgeçmeyi, kimi yeniden başlamayı... İnsan yaş aldıkça gençliğinde çok büyük sandığı meselelerin aslında ne kadar küçük olduğunu görür.

Eskiden saatlerce üzüldüğü bir söz, bugün yalnızca kısa bir tebessüm bırakır. Çünkü artık kimin ne söylediğinden çok, kendi vicdanının ne söylediği önemlidir. Başkalarının düşünceleriyle yaşanan bir hayat, hiçbir zaman gerçek anlamda yaşanmış sayılmaz.

Belki de bu yüzden bazı vedalar aslında bir son değil, yeni bir başlangıçtır. İnsan her kaybın ardından eksildiğini sanır ama bazen yüklerinden kurtulur.

Herkes yanında kalacak diye bir kural yoktur. Kimileri yalnızca sana bir ders vermek için hayatına girer. Görevini tamamlayan bir öğretmen gibi sessizce gider.

Sen ise ilk başta bunun haksızlık olduğunu düşünürsün. Sonra anlarsın ki bazı insanlar kalıcı olmak için değil, seni değiştirmek için gelmiştir. O değişim tamamlandığında yollar zaten kendiliğinden ayrılır.

Bugün dönüp geçmişe baktığında, bir zamanlar dünyanın sonu sandığın nice olayın üzerinden yıllar geçtiğini görüyorsun. Hayat devam etti.

Güneş yeniden doğdu. Mevsimler değişti. Kahkahalar yeniden hayatına girdi. Yeni insanlar tanıdın, yeni umutlar kurdun. Demek ki hiçbir acı sonsuza kadar sürmüyormuş.

İnsan bunu yaşayarak öğreniyor. Ve öğrendiği gün, içinde sessiz ama güçlü bir cümle yankılanıyor: "Artık bir önemi yok." Bu cümle umursamazlık değil; olgunluğun, kabullenişin ve iç huzurunun en sade ifadesidir. Çünkü bazı hesaplar kapanır, bazı yaralar iz bırakır ama sızlamaz. İnsan da işte o zaman gerçekten özgürleşir.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları