BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Enerjinin nöbetçisi ol

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
22 Mayıs 2026 17:50

Hayat bazen sessiz bir muhasebe defteri gibi önüne açılır; kim ne aldı, kim ne bıraktı, kim senden götürdü, kim sana kattı… Ve o defteri dürüstçe okumaya cesaret ettiğinde şunu fark edersin: seni en çok yoranlar, en çok müsait olduğun insanlardır. Çünkü insan, erişebildiğini tüketir. Sen kendini sürekli ulaşılabilir, sürekli anlayışlı, sürekli “idare ederim” modunda tuttuğunda; bazıları bunu incelik olarak değil, sınırsız bir kaynak olarak görür. İşte bu yüzden mesele sadece “iyi insan olmak” değil, doğru yerde iyi olabilmektir. Aksi hâlde iyilik, seni yavaş yavaş aşındıran bir alışkanlığa dönüşür.

Günün birinde durup düşünüyorsun: Neden bu kadar yorgunum? Neden bu kadar zihnim dolu? Neden sürekli bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum? Cevap çoğu zaman dramatik değildir; basittir ama kabul etmesi zordur. Çünkü o cevap, sınır koymadığın her anın birikimidir. İnsan kendini tüketerek kimseyi kurtaramaz. Bu romantik bir hikâye değil; bu, gerçeğin en çıplak hâli. Ve gerçek şudur: Kendine rağmen kimseye iyi gelemezsin.

Bazı insanlar vardır, hayatına girdikleri andan itibaren bir ağırlık bırakırlar. Konuştukça çoğalır o ağırlık, paylaştıkça hafiflemez. Sürekli şikâyet, sürekli memnuniyetsizlik, sürekli bir negatiflik hali… Ve sen, iyi niyetle dinledikçe onların yükünü sırtlanırsın. Ama fark etmezsin: Bu yük sana ait değildir. Bu, başkasının çözmesi gereken bir denklemken, sen çözmeye çalıştıkça kendi hayatının matematiği bozulur. İşte bu noktada bir karar gerekir. Sert ama gerekli bir karar: “Ben herkesin taşıyıcısı değilim.”

Kabul edelim, bu kolay değil. Çünkü çoğumuz “iyi insan” olmayı, “herkese yetişmek” sanarak büyüdük. Hayır diyememek, kırmamaya çalışmak, sürekli alttan almak… bunlar bize erdem gibi öğretildi. Ama hayat, kitaplarda yazdığı gibi ilerlemiyor. Gerçek dünyada, sınır koymayan insan sınır ihlaline uğrar. Ve bu ihlal, bir anda değil; yavaş yavaş, alıştıra alıştıra olur. Bir bakmışsın, senin zamanın senin değil; senin enerjin senin değil; senin hayatın bile başkalarının ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Bu noktada durup kendine şunu sorman gerekir: “Benim yerim nerede bu hikâyede?”

Cevap can sıkıcı olabilir: Kenarda. Hep başkalarına alan açarken, kendine yer bırakmamış olabilirsin. Ama iyi haber şu: Bu düzen değiştirilebilir. Ve bu değişim, büyük adımlarla değil; küçük ama net kararlarla başlar. Mesela bir gün, biri seni aradığında gerçekten konuşmak istemiyorsan açmamak. Mesela bir mesaj geldiğinde hemen cevap vermemek. Mesela biri seni aşağı çektiğinde konuyu değiştirmek ya da ortamdan uzaklaşmak. Bunlar küçük görünür ama etkisi büyüktür. Çünkü sen davranışını değiştirdiğinde, insanlar da sana karşı tutumlarını değiştirmek zorunda kalır.

Şunu da açık konuşalım: Herkes bu yeni hâline bayılmayacak. Hatta bazıları rahatsız olacak. Çünkü senin sınır koyman, onların konfor alanını bozacak. Seni eskisi gibi kullanamamak, eskisi gibi erişememek… bu onları huzursuz edecek. Ve belki sana “soğuk oldun”, “değiştin”, “eskisi gibi değilsin” diyecekler. Haklılar. Çünkü sen artık kendine daha sadıksın. Bu değişim bir kayıp değil, bir kazanım. Ama herkes kazançlarını alkışlamaz. Bazıları sadece kaybettiklerine odaklanır.

Burada ince bir denge var: Ne tamamen duvar olmak, ne de tamamen kapı. Çünkü hayat, izolasyon değil; bilinçli seçimdir. Herkesi hayatından çıkarmak çözüm değil; doğru insanları doğru yerde tutmak çözümdür. Seni anlayan, sana iyi gelen, varlığıyla yük değil hafiflik olan insanlar… işte onlara yer aç. Çünkü hayat sadece kaçındıklarınla değil, seçtiklerinle de şekillenir. Ve doğru insanlar, seni yormaz; seni büyütür.

Kendine zaman ayırmak lüks değil, ihtiyaçtır. Sessiz kalmak kaçış değil, toparlanmadır. Yalnız kalmak eksiklik değil, dengedir. Çünkü insan kalabalıkta kaybolabilir ama yalnızlıkta kendini bulur. Ve kendini bulan insan, artık herkese ihtiyaç duymaz. Bu çok güçlü bir noktadır. Çünkü ihtiyaç duymadığın bir ilişkide kalıyorsan, bu gerçekten istemek demektir. Mecburiyet değil, seçimdir. İşte gerçek bağlar burada başlar.

Bir de şu var: Herkesin derdi sana ait değil. Bu cümle ilk duyulduğunda sert gelebilir ama içinde büyük bir özgürlük barındırır. Empati başka şeydir, yük almak başka. Sen anlayabilirsin, destek olabilirsin ama taşımak zorunda değilsin. Çünkü taşıdığın her yük, seni biraz daha yavaşlatır. Ve senin de bir yolun var. Kendi hedeflerin, kendi hayallerin, kendi ihtiyaçların… Bunlar ikinci plana atılacak şeyler değil. Aksine, senin hayatının merkezidir.

İç sesinle barışmak bu süreçte kritik. Çünkü o ses sana çoğu zaman doğruyu söyler ama sen başkalarını memnun etmek için onu bastırırsın. “Gitmek istiyorum” der, sen kalırsın. “Yoruldum” der, sen devam edersin. “Bu bana iyi gelmiyor” der, sen görmezden gelirsin. Ama o ses susmaz; sadece daha kısık konuşur. Ve sen ne kadar geç dinlersen, o kadar yüksek bir bedel ödersin. O yüzden erken fark etmek, erken adım atmak… işte bu gerçek akıllılıktır.

Şunu da netleştirelim: Hayat bir performans alanı değil. Herkese kendini ispat etmek zorunda değilsin. Herkes seni sevmek zorunda da değil. Zaten herkesin sevdiği biri olmak, çoğu zaman kendinden ödün vermek demektir. Ve kendinden verdikçe, kendine yabancılaşırsın. Bu da en ağır yorgunluklardan biridir. Fiziksel değil, ruhsal bir yorgunluk. Dinlenerek geçmez; değişerek geçer.

Bazen en güçlü hareket, hiçbir şey yapmamaktır. Tartışmaya girmemek, açıklama yapmamak, kendini savunmamak… sadece geri çekilmek. Çünkü her savaş kazanılmak zorunda değildir. Bazıları zaten kaybedilmeye değmez. Enerjini nereye harcadığın, kim olduğunun bir göstergesidir. Ve sen enerjini sürekli savunmaya, açıklamaya, düzeltmeye harcıyorsan; yaşamaya pek vakit kalmaz.

Bir gün gelecek, geriye dönüp bakacaksın. Kimler vardı, kimler yok oldu, kimler iz bıraktı… Ve o gün en çok şuna sevineceksin: Kendini korumayı öğrendiğin ana. Çünkü o an, hayatının kırılma noktasıdır. O andan sonra her şey daha net, daha sade, daha gerçek olur. İnsanlar azalır belki ama kalite artar. Gürültü azalır, huzur çoğalır.

Son söz net: Seni yoran insanlara müsait olmak zorunda değilsin. Bu bir zorunluluk değil, bir alışkanlık. Ve alışkanlıklar değiştirilebilir. Kapını herkese açmak zorunda değilsin. Çünkü bazı misafirler gitmez; yerleşir. Senin hayatın ise bir misafirhane değil. Orası senin alanın. Ve o alanı korumak, kimseye karşı değil; kendine karşı bir sorumluluk.

Kendine müsait ol. Enerjini koru. Sınırlarını çiz. Ve gerektiğinde kapıyı kapatmayı öğren. Çünkü bazen en büyük huzur, içeri kimi almadığınla ilgilidir.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları