Aynadaki yazıyı sil
Tuana Yılmaz
“Ben böyleyim” cümlesi bazen insanın ağzından çıkan en kısa cümlelerden biridir ama etkisi yıllarca sürebilir. Çünkü bu söz yalnızca bir tanım değildir; çoğu zaman görünmez bir sınırdır.
İnsan kendine bu sınırı çizdiğinde, yapabileceklerinin, öğrenebileceklerinin ve dönüşebileceklerinin de önüne duvar örmüş olur. Oysa hayatın en şaşırtıcı gerçeği şudur: İnsan değişebilir.
Hem de sandığından çok daha fazla değişebilir. Fakat değişimin önündeki en büyük engel çoğu zaman şartlar, insanlar ya da imkânsızlıklar değil; insanın kendisi hakkında verdiği kesin hükümlerdir.
Bir düşün. Çocukken sevdiğin şeylerin ne kadarı bugün de aynı? Korkularının ne kadarı hâlâ seninle? Yıllar önce sana dünyanın sonu gibi gelen kaç olay bugün yalnızca uzak bir hatıra?
Hayat boyunca sayısız kez değiştin. Fark etmeden büyüdün, öğrendin, unuttun, yeniden öğrendin. Buna rağmen konu karakterine, alışkanlıklarına veya hayallerine geldiğinde birdenbire değişemeyeceğine inanmaya başlıyorsun.
İşte burada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor. Sürekli değişen bir varlık olduğun hâlde, kendini sabit bir kalıba hapsetmeye çalışıyorsun.
İnsan bazen başarısızlıklarını kişiliği sanır. Bir işi başaramadığında “Ben yapamam” der. Oysa doğru cümle “Henüz yapamadım” olmalıdır. ,
Aradaki fark küçücük görünür ama aslında iki ayrı dünyanın kapısını açar. Birinde son vardır, diğerinde ihtimal. Birinde teslimiyet vardır, diğerinde gelişim. Birinde duvar vardır, diğerinde yol.
Hayatın birçok döneminde insanlar sana ne olduğunu söylemeye çalışır. Sessizsen çekingen derler. Konuşkansan fazla konuşuyorsun derler.
Duygusal davranırsan zayıf olduğun söylenir. Güçlü görünürsen duygusuz olduğun düşünülür. Bir süre sonra insanların söyledikleri senin iç sesine dönüşmeye başlar.
Sonra gün gelir, onların cümlelerini sen kurarsın. Kendine onların gözünden bakmaya başlarsın. Oysa insan başkalarının etiketlerinden çok daha büyüktür.
Bir kartal yumurtadan çıktığında uçamaz. Eğer yalnızca o anki hâline bakılsa kimse onun gökyüzünün hükümdarlarından biri olacağını düşünmezdi.
Ama doğadaki hiçbir canlı ilk hâliyle değerlendirilmez. Çünkü herkes gelişimin bir süreç olduğunu bilir. Garip olan, bu anlayışı kendimize göstermememizdir.
Kendimize karşı çoğu zaman acımasız davranırız. Hata yaptığımızda kendimizi yargılar, düştüğümüzde kendimizi küçümseriz. Oysa bir çocuğun yürümeyi öğrenirken düşmesini normal karşılarız. Kendimize neden aynı anlayışı göstermeyelim?
Değişim çoğu zaman büyük bir gürültüyle gelmez. Sessiz gelir. Sabah biraz daha erken kalkmakla gelir. Bir kitabın ilk sayfasını açmakla gelir. Zararlı bir alışkanlığa bir kez “hayır” demekle gelir.
Uzun süredir ertelenen bir telefon görüşmesini yapmakla gelir. Küçük kararlar zamanla büyük sonuçlara dönüşür. İnsanların çoğu büyük değişim beklediği için küçük adımları küçümser. Oysa dağları delen nehirler güçlerinden değil, sürekliliklerinden dolayı bunu başarırlar.
“Ben böyleyim” demek çoğu zaman sorumluluğu bırakmaktır. Çünkü değişmek emek ister. Kendinle yüzleşmek cesaret ister. Yanlışlarını kabul etmek olgunluk ister. Bu yüzden insan bazen değişemediği için değil, değişmenin bedelini ödemek istemediği için aynı yerde kalır.
Fakat zamanın ilginç bir kuralı vardır. Değişimin bedelinden kaçarsan, değişmemenin bedelini ödersin. Ve çoğu zaman bu bedel çok daha ağır olur.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığında keşke dediğin şeylerin çoğu yapamadıkların değil, denemediklerin olacaktır. Çünkü başarısızlık zamanla bir hatıraya dönüşür.
Ama kaçırılan fırsatlar insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder. Bu yüzden hata yapmaktan korkmak yerine hareketsiz kalmaktan korkmak gerekir. İnsan hareket ettikçe öğrenir. Öğrendikçe gelişir. Geliştikçe dönüşür.
Bir tohum toprağın altında karanlıkta beklerken başına ne geleceğini bilmez. Üzerinde tonlarca toprak vardır. Güneşi göremez. Gökyüzünü tanımaz.
Ama içinde görünmeyen bir bilgi taşır: Büyümek. Eğer tohum konuşabilseydi ve “Ben böyleyim, küçücük bir tohumdan başka bir şey olamam” deseydi, hiçbir zaman filizlenemezdi. Fakat doğa ona başka bir şey öğretir. Kabuğunu kırmasını öğretir. Risk almasını öğretir. Değişmesini öğretir.
İnsan da böyledir. İçinde henüz tanımadığı bir güç taşır. Belki bugün bunu göremiyordur. Belki yaşadığı hayal kırıklıkları yüzünden kendine olan inancını kaybetmiştir. Belki çevresindeki insanların sözleri onu küçültmüştür. Belki defalarca denemiş ve yorulmuştur. Ama bütün bunlar onun değişme kapasitesini yok etmez. Yalnızca üzerini örter.
Hayat bazen insana sert davranır. Beklenmedik kayıplar yaşatır. Hayal kırıklıkları getirir. Güvendiği insanların gerçek yüzünü gösterir.
Emeklerinin karşılığını hemen vermez. Fakat bütün bunlar aynı zamanda insanı şekillendirir. Rüzgârın ağacı güçlendirmesi gibi, zorluklar da insanı güçlendirebilir. Yeter ki insan yaşadıklarını kimliği hâline getirmesin.
Sen yaşadığın kötü olaylar değilsin. Sen yaptığın hatalar değilsin. Sen başarısızlıkların değilsin. Sen yalnızca geçmişinin toplamı da değilsin.
Çünkü insanın değeri düştüğü yerlerle değil, kalkmayı seçtiği yerlerle ölçülür. Geçmişin seni etkileyebilir ama geleceğini yönetmek zorunda değildir.
Bu yüzden kendine her gün aynı hikâyeyi anlatmayı bırak. Belki yıllardır “Ben tembelim”, “Ben şanssızım”, “Ben yetersizim”, “Ben beceriksizim” diyorsun.
Bu kelimeler zamanla zihninde kök salıyor. Sonra da onları gerçek sanıyorsun. Oysa tekrar edilen her düşünce doğru olmak zorunda değildir. Bazı düşünceler yalnızca uzun zamandır tekrar edildiği için güçlü görünür.
Yeni bir hikâye yazmayı dene. Kusursuz olmak zorunda olmayan bir hikâye. Hata yapabilen ama vazgeçmeyen bir insanın hikâyesi.
Düşebilen ama yeniden ayağa kalkabilen bir insanın hikâyesi. Korkabilen ama yine de ilerleyebilen bir insanın hikâyesi. Çünkü gerçek cesaret korkusuz olmak değil, korkuya rağmen yürüyebilmektir.
Günün sonunda hayat tek bir soruyu sorar: “Olduğun kişi olarak mı kalacaksın, yoksa olabileceğin kişiye doğru mu yürüyeceksin?” Bu sorunun cevabı başkalarında değildir. Şartlarda değildir. Şansta değildir. Cevap senin içindedir.
Ve belki bugün, tam da bugün, aynaya baktığında kendine şu sözü verebilirsin:
“Ben böyleyim demeyeceğim. Öğrenebilirim. Gelişebilirim. Değişebilirim. Düşebilirim ama yeniden kalkabilirim. Geçmişimi taşıyabilirim ama ona teslim olmam. Çünkü hayat, kendine çizdiğin sınırların bittiği yerde başlar.”
İşte gerçek dönüşüm o anda başlar. Sessizce. Gösterişsizce. Ama kökten. Ve bir gün geriye dönüp baktığında, seni değiştiren şeyin büyük bir mucize değil, yalnızca vazgeçmediğin küçük adımlar olduğunu göreceksin.

