Eğitimde yapay zeka ikilemi
Orhan Balcı
Okullar açıldı, eğitim ve öğretimde yeni dönem başladı.
Özellikle ilkokula başlayanlar, ilkokuldan orta öğretime geçenler ve orta öğretimden lisede öğrenimlerine devam edenler arasında yeni bir sürece başladıkları için tatlı bir heyecan yaşanıyor.
Öğrenciler bu heyecanı dolu dolu yaşarken, velilerde gerek okul kıyafetleri gerekse çocuklarının okullarında kullanacağı eğitim gereçlerini alma konusunda bütçelerini zorlayan süreçleri yaşıyor.
Geçim sıkıntısına bir başka düğüm atılıyor.
Çocuklarını servisle okula gönderen veliler ise servis ücretleri konusunda da sıkıntı yaşıyor.
Kentimizde toplu taşımada yapılan düzenleme sonrasında çocukların okullara ve çıkışta evlerine ulaşması konusunda biraz daha kolaylık yaşanıyor.
Ancak,
Ne yazık ki sabah ve akşam saatlerine artan bir trafik sıkışıklığı yaşanıyor.
Buda kent genelinde zor bir süreci beraberinde getiriyor.
Eğitimi ve öğrenim konusunda bir başka tartışma da yapay zeka konusunda yaşanıyor ve gündemde yer alıyor.
İletişim çağındayız.
Teknoloji her geçen gün farklı bir nokta ile gelişerek karşımıza çıkıyor.
Teknolojinin hayatımızın her alanını dönüştürdüğü bir dönemde yaşıyoruz.
Bu dönüşümün en hızlı ve en çok tartışılan yaşandığı alan şüphesiz eğitim.
Bugün bir öğrenci ödevinin başına oturduğunda karşısında sadece boş bir kağıt veya ansiklopedi değil, saniyeler içinde karmaşık denklemleri çözen, kusursuz paragraflar yazan veya tarihin akışını özetleyen bir yapay zeka asistanı buluyor.
Peki, bu durum eğitim dünyası için büyük bir devrim mi, yoksa zihinsel tembelliğe açılan tehlikeli bir kapı mı?
Sorusu gündeme geliyor ve yanıt bekleniyor.
Yanıt, ne yazık ki siyah veya beyaz kadar net değil; grinin tonlarında saklı.
Yapay zeka araçları, doğru ellerde muazzam birer öğrenme olabilir.
Anlamakta zorlanılan bir konuyu ilköğretim seviyesinden akademik bir düzeye kadar basitleştirebilir, bireysel bir özel ders öğretmeni gibi çalışabilir veya öğrencilere farklı bakış açıları kazandırabilir.
Ödevini hiç düşünmeden bir yapay zekaya yazdıran öğrenci, aslında sadece o ödevi "aradan çıkarmış" olur.
Bilgiyi işleme, eleştirel düşünme, araştırma yapma ve en önemlisi sorun çözme kaslarını çalıştırma olanağını çöpe atar.
Beyin de tıpkı kaslarımız gibidir; zorlanmadığı, terlemediği ve çaba sarf etmediği sürece gelişemez.
Hazıra konulan zihin, bir süre sonra üretme yetisini kaybetmeye mahkumdur.
Geçmişte hesap makineleri ve internet ilk çıktığında da benzer panikler yaşanmıştı;
Yapay zekayı okullardan tamamen yasaklamak veya görmezden gelmek doğru bir adım olarak kabul görmüyor.
Asıl mesele, öğrencilere bu teknolojinin bir kopya çekme aracı değil, bir düşünce partneri olduğunu öğretebilmektir.
Okullarda dijital okuryazarlık dersleri artırılmalı, öğrencilere yapay zekanın sunduğu bilgileri sorgulama, doğrulama ve kendi süzgecinden geçirme becerisi kazandırılmalıdır.
Bir metni yapay zekaya yazdırmak yerine, ondan yapıcı eleştiriler istemek veya fikir fırtınası yapmak doğru kullanımın anahtarıdır.
Yapay zeka zekidir, hızlıdır ve bilgiyə erişimi kolaylaştırır; ancak merak edemez, hissedemez ve öğrenme heyecanını yaşayamaz. Öğrenmek zahmetli bir iştir ve bu zahmetin kendisi zaten eğitimin en değerli kısmıdır.
Öğrencilerimizin klavyenin ucundaki bu güçlü aracı birer "beyin ikamesi" olarak değil, kendi potansiyellerini açığa çıkaran birer "basamak" olarak kullanmayı öğrenmeleri, geleceğimiz için hayati önem taşıyor.

