Bir daha asla yaşamayalım
Orhan Balcı
Takvim yaprakları 12 Eylül’ü gösterdiğinde içim her zaman bir tuhaf oluyor.
46 yıl evvel yani 12 Eylül 1980 tarihinde,
Ülkemizde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve 4 kuvvet komutanının liderliğinde “Askeri Darbe” yaşanmıştı.
Askeri darbe nedeniyle,
Demokrasi askıya alındı.
Ülkedeki siyasi partiler kapatıldı.
Siyasetçiler tutuklandı.
TBMM'nin (Türkiye Büyük Millet Meclisi) yetkileri feshedildi.
Anayasa askıya alındı.
Sendikaların faaliyetleri durduruldu.
Sivil Toplum Örgütleri’nin faaliyetleri yasaklandı.
Derneklerin çalışmaları sonlandırıldı.
Kenan Evren, Devlet Başkanı unvanını aldı.
Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu.
Yeni bir anayasa hazırlanmaya başlandı.
Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi.
Yüz binlerce kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlara işkence iddiaları gündeme geldi.
Birçok kişi yargılanarak hapse atıldı.
Bazı mahkumlar idam edildi. Hatta bir kişinin yaşı büyütülerek idam edildiği iddia edildi.
Darbenin öncesinde yaşanan siyasi istikrarsızlığı, partiler arası çatışmaları, ekonomik bunalım ve toplumun sağ-sol olarak kutuplaşmasını, kardeşin kardeşi öldürdüğü bir süreci yaşanmasını, her gün onlarca kişinin hayatını kaybetmesini, toplumda güven ve huzurun kalmamasını öne sürerek “Askeri Darbeyi” gerçekleştiren anlayışın sahibi Kenan Evren ve arkadaşları yıllar sonra yargılanarak suçlu sayıldı.
Yapılan Askeri Darbe”nin olumsuz yansımaları ülkemizi ve demokrasimiziz çok geriye götürdü.
Ülkemizin siyasi, sosyal ve kültürel yapısında derin izler bıraktı.
Sağ-sol çatışması son bulsa da, darbe sonrası dönemde insan hakları ihlalleri, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve siyasetin askeri vesayet altına girmesi gibi sorunlar ortaya çıktı.
Darbe sonrası hazırlanan 1982 Anayasası, uzun yıllar boyunca yürürlükte kaldı ve darbenin izlerini taşıdı.
Bir çok maddesi değiştirilse bile hala tartışılıyor.
İşte böylesi bir günün yıldönümünde ülkemizde yaşananları iyi irdelemek gerekiyor.
Ülkemizin demokrasisinin yaşadığı kesintilerden ders alarak,
TBMM’nin görevlerini,
Siyasi partilerimizin işleyişini,
Kazandığımız özgürlükleri,
Seçme seçilme hakkını,
Hukukun üstünlüğünü,
Sendika üyeliğini,
Sivil Toplum Örgütleri’nin önemini,
Derneklerin faaliyetlerinin,
Ne kadar önemli olduğunu asla ama asla unutmamalıyız.
Ülkemizin demokrasisi adına Cumhuriyetimiz adına bir daha asla yaşanmaması gereken böylesi bir kara günle ilgili bu satırları yazarken üzülüyorum.
Suçsuz yere yaşamlarını yitirenleri,
Düşünceleri uğruna zarar görenleri,
Yaşanan olumsuz süreçte üniversitede öğrenim göremeyenleri, öğrenimleri yarıda bırakanları,
Evlerinden, kentlerinden ayrılmak zorunda kalanları,
Hatırladıkça içim burkuluyor, hüzünleniyorum.
Üzerinden 46 yıl geçse de yaşanan o zor günleri umarım bir daha asla görmeyiz ve yaşamayız…

