Bir damla su
İsmet Çiğit
Yazılarımı yazıp, editörlerin kullandığı havuza göndermenin dışında bilgisayarla işim yok. Artık daktilo kullanmak mümkün olmadığı için zorunlu olarak bilgisayar kullanıyorum.
Ama internetle, sosyal medya denilen olayla neredeyse hiç işim yok... Buna rağmen son zamanlarda gazetedeki odama gelip; masama oturur oturmaz, interneti açıyor, Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürlüğü’nün sitesine göz atıyorum. Bu sitede Yuvacık Barajı ve Kandıra Namazgah Barajı’ndaki günlük su seviyesi ölçüm sonuçlarına bakıyorum. İlimize içme ve kullanma suyu temin eden barajların göllerindeki su seviyesi her gün biraz daha azalıyor. Eve gidip gelirken yanından geçtiğim derelere bakıyorum. Hepsi kurudu kuruyacak.
İnternetten bir de meteorolojinin sitesine giriyorum. Bir haftalık, bir aylık, 6 aylık hava tahmin raporlarına bakıyorum. Önümüzdeki bir iki aylık dönemde bölgemizde yağmur yağacağına yönelik bir tahmin de bulunmuyor.
Dışarıda termometre sıcaklığı 40 derece. Nem oranı yüzde 85... Bütün gün çalışmışsınız. Eve gidiyorsunuz. Güneşin altında beklemiş arabanız bir saunadan çok daha beter sıcak.
Düşünün bu şartlarda evinize varıyorsunuz. Soyunup dökünecek, tuvalete, duşa kendinizi atacak, elinizi yüzünüzü yıkayacaksınız. Ama musluktan “Tıssss” geliyor, su akmıyor.
Bu günleri yaşama tehlikemiz var sevgili okurlar…
Ama hala toplumda bir umursamazlık görüyorum…
Şu günlerde Marmaris’teki evinde yaz mevsimini geçiren Sayın Sefa Sirmen’e saygılarımı, sevgilerimi göndermek, ellerinden öpmek istiyorum. Sefa Sirmen’in İzmit Belediye başkanı seçildiği 1989 yılını hatırlıyorum. Yine böyle sıcak bir yazdı... Şehrin suyu bitmişti... Günlerce bir damla su akmıyordu.
Perişanlık, pislik, salgın hastalıklar almış başını gidiyordu.
Bu şartlar altında Yuvacık Barajı'nı yaptı Sefa Sirmen. Bugün o baraj olmasa bu şehrin bir damla suyu olmayacaktı. Karakaya suyu ile, Sapanca suyu ile bu şehir idare edebilir miydi?
Yuvacık Barajı belki olması gerekenden biraz daha yüksek maliyetli oldu. Ama başka çare var mıydı? Sefa Sirmen riske girip o barajı yapmasaydı, bugün bu şehrin hali nice olurdu.
1990’ların başlarında Yuvacık Barajı bu şehre su vermeye başladı.
Bugün bu şehrin su tüketimi, bu şehirdeki su abonesi sayısı, o dönemin iki katı...
Pekiyi o zamandan bu zamana, bu şehir için içme suyu sistemine ilave yapıldı mı? Yuvacık Barajı’nın dörtte biri kadar kapasiteli Kandıra Namazgah Barajı yapıldı. Bir de gerektiğinde Sapanca Gölü’nden bu çekecek bir sistem kuruldu.
Karamürsel İhsaniye’de tamamlanmış baraj var. İsale hattı yapılmadığı için kullanamıyoruz.
Diyelim ki bu yılı da atlattık. Gelecek yaz, sonraki yaz ne yapacağız?
İhtiyaç duyulan yeni barajları yapmamak gibi, mevcut tüketimi azaltmak için de bir gayretimiz, dikkatimiz yok...
Geçen hafta sonu yine hava çok sıcaktı... Çöp manzaralı evimin balkonunda oturuyorum. Buzlukta iyice soğuttuğum biramı yudumluyorum.
Karşı binanın önündeki park alanında duran bir minibüs sahibi, evinden hortum sarkıtmış. Elinde bir fırça, şakır şakır akan suyla minibüsünü yıkıyor. İçini, dışını yıkadı. Belki 10 tane evin bir günde kullanacağı kadar suyu, minibüsünü temizlemek için harcadı.
Balkondan müdahale edeyim... Bağırıp çağırayım istedim. Bu memlekette herkesle ben mi kavga edeceğim? Hiç sesimi çıkartmadım, içim kan ağlayarak memleketimin çok ihtiyaç duyduğu suyun bir minibüsün temizliği için nasıl akıtıldığını seyrettim...
Herkesin dikkatli olması lazım. Mutlaka bazı yasakların konulması, denetim yapılması lazım...
Bir damla suya muhtaç kalacağımız günlere doğru hızla sürükleniyoruz da ne yeni su kaynakları yaratıyor, ne gereksiz tüketimi kısacık önlemler alıyoruz.
Korkuyorum sevgili dostlar, korkuyorum... Demokrasiyi, hukuk devleti ilkelerini bir gün yeniden inşa edebilir, hatta eskisinden de güzel hale getirebiliriz.
Ama su bitirse… Bu sıcak havalarda elimizi yüzümüzü yıkayacak bir damla su bulamaz hale gelirsek, işte o zaman yaşıyor olmanın da hiçbir manası kalmayacaktır.

