Abe, iç 2 numara gol atar mı be ya!
Göksel Ali Argun
Futboldaki mevkilerin, hayattaki duruşlarını da yansıttığı yazı dizisinin devamıdır…
Klasik Sağ Bek: 2 numara
Futbolda bazı mevkiler alkıştan çok görevi sever.
2 numara Sağ bek işte tam olarak böyledir.
Klasik sağ bek, takımın en çok koşanlarından biridir ama çoğu zaman en az konuşulanıdır.
Gol atmazsa adı yazılmaz, asist yapmazsa hatırlanmaz.
Fakat rakibin kanadını kilitlediğinde, yaptığı onlarca doğru müdahale tek bir istatistiğe bile dönüşmez.
Çünkü sağ bekin başarısı çoğu zaman yaptıklarıyla değil, yaptırmadıklarıyla ölçülür.
Klasik sağ bek önce savunmayı düşünür.
Rakip kanattan bindiriyorsa onun işi orayı kapatmaktır.
Stoper arkadaşının arkasında boşluk oluşmuşsa oraya koşar.
Kanat oyuncusu ileri çıkmışsa onun arkasını toplar.
Kısacası kendi işinden önce başkasının açığını kapatmayı öğrenmiştir.
Bu yüzden klasik sağ bek biraz da hayatın içindeki fedakâr insanın futbol karşılığıdır.
Kendi planını erteler, başkasının işini tamamlar.
Bir ailede herkesin işini toparlayan insan vardır ya…
Kimse onun ne kadar yorulduğunu sormaz.
Ama o bir gün olmazsa herkes eksikliği hemen fark eder.
HEP GÖZ O BATAR
İşte klasik sağ bek de böyledir.
Maç boyunca on kez ileri çıkar, on bir kez geri döner. Bir kez geç kaldığında herkes onu görür.
Çünkü sağ bekin hatası görünür, emeği çoğu zaman görünmez.
Sağ Bekin İlk Kuralı: Önce Rakibi Düşünmek
Klasik sağ bek hücum ederken bile savunmayı düşünür.
“Ben çıkarsam arkamda kim kalacak?”
Bu soru onun futbol karakterinin temelidir.
Modern futbolda beklerden hücum bekleniyor. Çizgiye basacak, bindirme yapacak, orta kesecek, gol pozisyonuna girecek…
Ama klasik sağ bek için bunların hepsinden önce bir görev vardır:
“Benim bölgemden adam geçmeyecek.”
Çünkü onun futbol anlayışında gösterişten önce sorumluluk vardır.
Top ayağındayken değil, top rakipteyken de oyunun içindedir.
Hayatın içinde de klasik sağ bekler vardır.
Öne çıkmayı sevmeyen, fakat ihtiyaç olduğunda en önde duran insanlar…
Başkasının başarısını kıskanmayan, gerektiğinde onun arkasını kollayanlar…
Kendi emeğini anlatmak yerine işin tamamlanmasını önemseyenler…
Onlar çoğu zaman sahnenin ortasında değildir.
Ama sahne onların sayesinde ayakta durur.
Bir arkadaş grubunda herkes eğlenirken hesabı düşünen biri vardır.
Bir ailede herkes konuşurken sorumluluğu sessizce üstlenen biri vardır.
Bir iş yerinde herkes başarıyı paylaşırken eksikleri tamamlayan biri vardır.
Onlar biraz sağ bektir.
Çünkü bazı insanlar hayatın yıldızı olmak için değil, takımın ayakta kalması için vardır.
“Önce Savunma!”
Klasik sağ bekin futbol felsefesi aslında tek bir cümleyle özetlenebilir:
“Önce savunma, sonra hücum.”
Bu sadece futbol taktiği değildir.
Hayatta da böyledir.
Önce karakterini koruyacaksın.
Önce güvenilirliğini koruyacaksın.
Önce arkandakini düşüneceksin.
Çünkü hücumda herkes iyi görünmek ister.
Ama geriye koşmak…
İşte orada gerçek karakter ortaya çıkar.
Top kaybedildiğinde kim geri koşuyor?
Rakip atağa kalktığında kim arkadaşının açığını kapatıyor?
Herkes ileri giderken kim geride kalıp takımın güvenliğini düşünüyor?
İşte klasik sağ bek orada ortaya çıkar.
İsmi skorbordda olmaz
Klasik sağ bek belki gol atmaz.
Belki maçın adamı seçilmez.
Belki tribün onun adını uzun uzun bağırmaz.
Ama maç sonunda takım kazanmışsa, o da görevini yapmıştır.
Çünkü onun mutluluğu bazen kendi adına yazılan bir başarıdan değil, takımın başarısından gelir.
Bu yüzden klasik sağ bek biraz eski futbolun, biraz da eski insanlığın temsilcisidir.
Görevini yapar.
Karşılığını hemen beklemez.
Takdir edilmek için değil, sorumluluğunu yerine getirmek için mücadele eder.
Ve belki de bu yüzden…
Klasik sağ bek, futbolun en sessiz ama en güvenilir karakterlerinden biridir.
Çünkü bazı kahramanların adı skorborda yazmaz.
Onlar sadece… takımın kazanmasını sağlar.
Sağ Bekin Gol Atması ve Hayatın Değişen Kuralları
Eskiden futbolda herkesin bir görevi, her görevin de kendine göre bir itibarı vardı.
Santrafor gol atardı, kanatlar orta yapardı, orta saha oyunu kurardı, stoper rakibi durdururdu. Ya sağ bek?
Onun işi başkaydı.
Rakip kanadı durduracak, stoperin açığını kapatacak, topu kazanınca da en yakın arkadaşına verecekti.
Gol atmak mı?
O, sağ bekin görev tanımında pek bulunmazdı!
Hatta sağ bekin gol atması,
“ilkokul terk birinin federasyon başkanı olması!…” gibi bir şeydi.
Olmaz demiyorum ama insanın aklına hemen şu soru gelirdi:
“Yahu, bu iş nasıl oldu?”
“Abe, İç 2 Numara Gol Atar mı Be Ya?”
LAF YETİŞTİRME SANATI
80’li yıllar… İzmit Eski Stat’ta (Mehmet Ali Kâğıtçı Stadı) İzmit Yılmazspor’un maçı vardı.
Özellikle Kozluk mahallesi ile özdeşleşmiş mahalle kültürünü ve tutkusunu birleştiren ve sıra dışı hikayeleri olan bir takımdır.
Tribünlerde yine bildik simalar…
Kozluklu taraftarlar yerlerini almış, Köfteci İbo köfteleri hazırlamış ve maç başlamıştır.
O tribünlerde futbol sadece futbol değildir; laf yetiştirmek de oyunun bir parçasıdır.
Maçın skoru kadar, tribünden yükselen sözler de hafızalarda kalırdı.
Derken Yılmazspor’un sağ beki ileri çıkar.
Belki bir bindirme, belki bir karambol, belki de hayatında kaç kez yakalayamayacağı bir fırsat…
Top önüne düşer ve şutu atar!
Gol!
Tribünlerde bir anlık şaşkınlık…
Ardından o meşhur Kozluklu tepkisi:
“Abe, sen napıyon iç 2 numara gol atar mı be ya!”
İşte futbolun eski tadı eski statta biraz da buydu.
Sağ bekin gol atması, sadece skoru değiştirmez; tribünün gündemini de değiştirirdi.
O gol artık sıradan bir gol olmaktan çıkmış, başlı başına bir hikâyeye dönüşmüştür.
Yılmazspor’un sağ beki belki o gün bir gol atmıştı ama tribündekilere göre asıl yaptığı, futbolun yazılı olmayan kurallarından birini bozmaktı!
Eskiden Herkesin Bir Numarası Vardı
Eskiden forma numaraları, futbolcunun sahadaki kimliği gibiydi.
1 kaleci, 2 sağ bek, 3 sol bek, 4 ve 5 savunmanın sigortası… 9 santrafor, 10 takımın aklıydı.
2 numaranın gol atması istisnaydı; atarsa yıllarca anlatılırdı.
Şimdilerde ise futbol değişti.
Bekler, kanat oyuncusu gibi hücuma çıkıyor, stoperler duran toplarda gol arıyor, kaleciler bile son dakikalarda rakip ceza sahasına gidiyor.
Artık sahada herkesin gol atma ihtimali var.
Eskiden herkesin bir numarası vardı, şimdi herkeste her numara var!
Futboldan Hayata…
Hayat da futbol gibi değişti.
Eskiden bazı görevler, bazı makamlar ve bazı meslekler için belirli bir yol izlemek gerektiği düşünülürdü. Herkesin bir sınırı, her makamın kendine göre bir ağırlığı vardı.
Şimdi ise beklenmedik yükselişler, şaşırtıcı kariyerler ve hiç tahmin edilmeyen görevlere gelen insanlar görüyoruz.
Eskiden sağ bekin gol atmasına şaşırırdık; bugün her mevkiden golcü çıkıyor.
Eskiden belirli makamlara ulaşmak uzak bir ihtimal gibi görülürdü; bugün herkesin bir yerlere başkan olma şansı olduğunu düşünüyoruz.
Elbette mesele birinin başkan olması ya da sağ bekin gol atması değil.
Mesele, o göreve ne kadar hazır olduğu ve üstlendiği sorumluluğu ne kadar taşıyabildiğidir.
Çünkü gol atmak başka, futbolcu olmak başka; bir makama gelmek başka, o makamın hakkını vermek başkadır.
Yılmazspor’un iki numarası gol attığında tribün şaşırmıştı.
Belki bugün aynı golü kimse yadırgamaz.
Ama o gün tribünde söylenen söz, yıllar sonra bile gülümsetiyorsa futbolun hafızası tam da burada saklıdır.
Futbol değişti, hayat değişti, görevler değişti…
Ama insanın aklında kalan, bazen bir golün kendisi değil, o gole verilen tepkidir.
Ve Kozluklu tribünlerin o unutulmaz sorusu hâlâ kulaklarımızda…
“Abe, iç 2 numara gol atar mı be ya!”

