Vergi yükü kimin sırtında?
Erol Çağlayan
Vergide adalet denildiğinde sadece vergi oranlarına bakmak yeterli değildir. Asıl bakılması gereken şudur: Vergi en çok kimden alınıyor?
2025 yılı verileri bu soruya açık bir cevap veriyor. Türkiye’de merkezi yönetim vergi gelirleri 11 trilyon 49 milyar TL oldu.
Bu tutarın içinde gelir vergisi 2 trilyon 813 milyar TL, KDV toplamı 3 trilyon 280 milyar TL, ÖTV ise 2 trilyon 24 milyar TL olarak gerçekleşti.
Yani sadece KDV ve ÖTV’den toplanan vergi 5 trilyon 304 milyar TL’ye ulaştı.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’de toplanan her 100 liralık verginin yaklaşık 48 lirası KDV ve ÖTV gibi harcama vergilerinden geliyor.
Gelir vergisinde de dikkat çekici bir tablo var. 2025 yılında gelir vergisinin çok büyük kısmı stopaj yoluyla alındı. Bu tutar yaklaşık 2 trilyon 630 milyar TL oldu.
Stopaj denildiğinde en başta ücretliler akla gelir. Çünkü bordrolu çalışan vergisini daha maaşını eline almadan öder. Maaş bordrosunda gelir vergisi kesilir, kalan tutar çalışanın hesabına yatar.
Ücretli açısından vergi kaçınılmazdır. Vergiyi erteleme imkânı yoktur. Gider gösterme imkânı yoktur. Vergi planlaması yapma alanı çok sınırlıdır.
Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
Türkiye’de toplanan her 100 liralık verginin yaklaşık 48 lirası KDV ve ÖTV’den, yaklaşık 24 lirası ise başta ücretliler olmak üzere stopaj yoluyla alınan gelir vergisinden geliyor.
Yani her 100 liralık verginin yaklaşık 72 lirası, ya vatandaşın harcamasından ya da ücretinden yapılan kesintiden alınıyor.
Vergi yükünün kimin sırtında olduğu sorusunun cevabı burada ortaya çıkıyor.
Bu yükün önemli kısmı, bordrolu çalışanların ve harcama yapmak zorunda olan vatandaşların üzerinde yoğunlaşıyor.
Düşük gelirli vatandaş gelirinin büyük kısmını harcamak zorundadır. Kira, gıda, ulaşım, elektrik, doğalgaz, telefon, internet, çocukların ihtiyaçları ve temel tüketim harcamaları gelirinin büyük bölümünü götürür.
Gelirinin büyük kısmını harcadığı için KDV ve ÖTV’yi de daha ağır hisseder.
Yüksek gelirli kişi ise gelirinin tamamını harcamak zorunda değildir. Bir kısmını biriktirebilir, yatırım yapabilir, servet edinebilir. Bu nedenle aynı KDV ve ÖTV oranı, düşük gelirli için çok daha ağır bir yük haline gelirken, yüksek gelirli için daha hafif kalır.
Kâğıt üzerinde herkes aynı KDV’yi ödüyor gibi görünebilir. Ama gerçekte durum böyle değildir. Çünkü düşük gelirli vatandaş, gelirinin çok daha büyük kısmını harcadığı için, ödediği dolaylı vergiler gelirine oranla daha ağırdır.
Ücretli için durum daha da ağırdır. Önce maaşından gelir vergisi kesilir. Sonra eline geçen net maaşla alışveriş yaptığında KDV ve ÖTV öder.
Yani vergi, ücretliyi iki kez yakalar: Önce maaşını alırken, sonra harcama yaparken.
Bu yapı, düşük ve orta gelirli vatandaşlar aleyhine sonuç doğurur. Çünkü sistem, ödeme gücü yüksek olanı değil, daha kolay vergilendirilebilen kesimleri yakalıyor.
Bordrolu çalışan sistemin içindedir. Vergisi bordroda görünür. Harcama yapan vatandaş da sistemin içindedir. Alışveriş yaptığında vergisini öder.
Ama servet, rant, kayıt dışı kazanç ve yüksek gelir yeterince kavranamadığında, vergi yükü doğal olarak ücretlinin ve tüketicinin üzerine biner.
Adil bir vergi sisteminde herkes gücüne göre vergi ödemelidir. Geliri, serveti ve ekonomik gücü daha yüksek olanların sisteme daha fazla katkı vermesi gerekir.
Ancak vergi sistemi ağırlıklı olarak ücretlerden yapılan kesintilere, KDV’ye ve ÖTV’ye dayanıyorsa, yük kaçınılmaz olarak bordrolu çalışanların ve düşük gelirli tüketicilerin sırtında kalır.
Bu nedenle vergide adalet sadece “ne kadar vergi toplandı?” sorusuyla ölçülemez. Daha önemli soru şudur: Bu vergi kimden toplandı?
2025 yılı verileri bize şunu söylüyor: Türkiye çok yüksek tutarda vergi topluyor. Fakat bu verginin önemli kısmı ücretlerden ve vatandaşın harcamalarından alınıyor.
Bu yapı, özellikle düşük ve orta gelirli vatandaşlar bakımından adalet duygusunu zedeliyor.
Çünkü düşük gelirli vatandaşın kaçabileceği bir alan yoktur. Ücretliyse vergisi maaşından kesilir. Harcama yaptığında KDV ve ÖTV öder. Gelirinin büyük kısmını tüketmek zorunda olduğu için de bu vergileri daha ağır taşır.
Vergide adaletin güçlenmesi için sadece daha fazla vergi toplamak yetmez. Verginin yükünü daha adil dağıtmak gerekir.
Bunun yolu da kayıtlı ücretliye ve tüketiciye daha fazla yüklenmekten değil; yüksek gelirleri, serveti, rantı ve kayıt dışı kazançları daha etkili şekilde vergilendirmekten geçer.
Sonuç olarak, bugünkü vergi yapısında yük büyük ölçüde bordrolu çalışanların ve harcama yapmak zorunda olan vatandaşların sırtındadır.
Vergi sistemi çoğu zaman ödeme gücü yüksek olanı değil, bordroda görüneni; servet sahibini değil, alışveriş yapmak zorunda olanı daha kolay yakalamaktadır.
Adil vergi sistemi, sadece çok vergi toplayan sistem değildir. Adil vergi sistemi, vergiyi vatandaşın ödeme gücüne göre paylaştıran sistemdir.

