BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Vergi affı beklentisi: Piyasayı anlamak, disiplini kaybetmemek 

Erol Çağlayan

Abone OlGoogle News
15 Nisan 2026 18:12

Piyasadaki vergi affı beklentisini küçümsemek, bugünün ekonomik tablosunu eksik okumak olur. Çünkü bugün birçok işletme vergi borcunu isteyerek taşımıyor; yüksek finansman maliyeti, zayıflayan nakit akışı ve tahsilat zincirindeki yavaşlama nedeniyle erteliyor. Mart 2026 itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 30,87, politika faizi yüzde 37 seviyesinde. TÜİK’in mart verileri ekonomik güven endeksinin 97,9’a gerilediğini, şubat işgücü verileri ise işsizliğin yüzde 8,5 olduğunu gösteriyor. Bu şartlarda vergi borcu, çok sayıda firma için yalnız hukuki değil, doğrudan finansal bir baskı haline gelmiş durumda. Dolayısıyla piyasadaki beklenti, keyfilikten değil, ekonomik sıkışıklıktan doğuyor.  

Bu nedenle, iyi tasarlanmış bir vergi affı ya da geniş kapsamlı bir yapılandırmanın ekonomiye kısa vadede nefes aldıracağı da inkâr edilemez. Özellikle üretim yapan, istihdam taşıyan, kredi maliyeti altında ezilen işletmeler açısından vergi borçlarının yeniden vadelendirilmesi; işletme sermayesini rahatlatabilir, ödeme zincirindeki kırılmaları azaltabilir ve ticari hayatın akışını koruyabilir. Devlet bakımından da tahsil kabiliyeti zayıflamış alacakların yeniden sisteme bağlanması anlamına gelir. Bu açıdan bakıldığında, piyasanın vergi affı beklentisi sadece psikolojik bir beklenti değil, ekonomik gerçekliğin ürettiği bir taleptir.  

Ancak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in geçen hafta yaptığı açıklamayı da hafife almamak gerekir. Şimşek, vergi affı niteliğinde yeni bir yapılandırmanın gündemde olmadığını, ödeme güçlüğü yaşayanlar için mevcut mevzuatta zaten taksitlendirme imkânı bulunduğunu söyledi. Bu yaklaşım mali disiplin bakımından son derece anlaşılır. Çünkü vergi affı bir kez istisna olmaktan çıkıp beklentiye dönüşürse, sistem şu tehlikeli noktaya sürüklenir: Vergi zamanında ödenmesi gereken bir ödev olmaktan çıkar, uygun zamanda pazarlık konusu yapılabilecek bir borca dönüşür. Bakanın itirazı tam da buna yöneliktir.  

Nitekim vergi affının olumsuz tarafı da burada başlar. Sıklaşan aflar, vergisini zamanında ödeyen mükellef ile bekleyen mükellefi aynı çizgide buluşturur. Bu da vergi adaletini zedeler. Daha önemlisi, toplumda “kurala uyan finansman yükünü taşır, bekleyen avantaj sağlar” duygusunu güçlendirir. Böyle bir algı yalnız tahsilatı değil, vergi ahlakını ve devletin ciddiyetini de aşındırır. Vergi sistemi sadece kanunla değil, adalet hissiyle ayakta durur. O his zayıfladığında, kamunun topladığı gelir artsa bile meşruiyet zemini incelir.  

Bu yüzden doğru yaklaşım, iki uçtan birine savrulmak değildir. Piyasanın vergi affı beklentisi haklı bir ekonomik zemine dayanıyor. Mehmet Şimşek’in mali disiplin ve vergi uyumu kaygısı da aynı ölçüde haklı. Türkiye’nin ihtiyacı, ekonomiye nefes aldıran ama af kültürünü kalıcılaştırmayan bir orta yoldur: gerçekten zorlanan mükellefi rahatlatan, üretimi koruyan, fakat vergiye uyumsuzluğu ödüllendirmeyen hedefli ve ölçülü çözümler. Bugün piyasa nefes istiyor; devlet ise disiplin. Başarılı maliye politikası, bu ikisini karşı karşıya getirmeden birlikte taşıyabilen politikadır. 

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Erol Çağlayan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları