BIST14.641,56%0.45
USD48.2387%0,23
EURO55,8944 %-0.4
ALTIN6.908,74 %-3.0

Programda esneme mi, akıllı kalibrasyon mu?

Erol Çağlayan

Abone OlGoogle News
19 Ağustos 2026 11:25

Hazine ve Maliye Bakanlığı, ekonomi programında köklü değişiklik yapılacağı ve sıkı para politikasında kapsamlı bir esnemeye gidileceği yönündeki haberleri sert bir açıklamayla yalanladı.

Tartışmayı başlatan haberde; gecelik fonlama faizinin politika faizine yaklaştırılacağı, KOBİ ve döviz kredilerindeki büyüme sınırlarının gevşetileceği, döviz kurunun da enflasyona daha paralel hareket edeceği ileri sürülmüştü.

Bakanlık ise para politikası araçlarının, kur politikasının ve kredi büyüme sınırlarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yetki alanında bulunduğunu hatırlatarak, bu iddiaların kendisiyle ilişkilendirilmesine itiraz etti.

Bakanlığın açıklaması kurumsal yetki ayrımı bakımından yerindedir.

Ancak haberin yalanlanması, ekonomide bir kalibrasyon ihtiyacı bulunmadığı anlamına gelmez.

Bugün tartışılması gereken, ekonomi programından vazgeçilip vazgeçilmeyeceği değil; dezenflasyon programının üretimi, yatırımı, ihracatı ve istihdamı gereğinden fazla aşındırmadan nasıl sürdürüleceğidir.

Enflasyon düşüyor ama sorun çözülmüş değil

Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,8 düzeyindedir. Mayıs 2024’teki yüzde 75,5 seviyesine göre ciddi bir gerileme sağlanmıştır. Ancak yüzde 31,8’lik enflasyonu başarı olarak değil, ancak doğru yönde atılmış önemli bir ara adım olarak değerlendirmek gerekir.

Merkez Bankası, enflasyonun 2026 sonunda yüzde 28’e, 2027’de yüzde 15’e ve 2028’de yüzde 9’a gerilemesini öngörmektedir. Buna karşılık gıda fiyatları, enerji maliyetleri, kira artışları ve hizmet enflasyonundaki katılık dezenflasyon sürecini yavaşlatmaktadır.

Enflasyon beklentilerinin hâlâ yüksek olması da fiyatlama davranışlarının tam olarak normalleşmediğini göstermektedir. TCMB Enflasyon Raporu bu riskleri açık biçimde ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla enflasyonda birkaç aylık gerilemeyi gerekçe göstererek erken ve güçlü bir parasal gevşemeye gitmek, bugüne kadar ödenen bedelin boşa çıkmasına neden olabilir.

Türkiye, geçmişte enflasyon tam kontrol altına alınmadan yapılan faiz indirimlerinin kur, fiyatlar ve beklentiler üzerinden nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu defalarca yaşadı.

Bununla birlikte, sıkı para politikasının süresiz ve aynı dozda uygulanabileceğini düşünmek de gerçekçi değildir.

Büyümenin bileşimi uyarı veriyor

Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yıllık yüzde 2,5 büyümüştür. Ancak mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış çeyreklik büyüme yalnızca yüzde 0,1’dir.

Aynı dönemde özel tüketim yüzde 4,8 artarken sanayi sektörü yüzde 0,8 daralmış, net ihracat büyümeyi 2,5 puan aşağı çekmiştir.

Strateji ve Bütçe Başkanlığı verileri ekonomideki yavaşlamanın özellikle üretim ve ihracat tarafında yoğunlaştığını göstermektedir.

Bu tablo, büyümenin niteliği bakımından ciddi bir uyarıdır.

İç tüketim tamamen kontrol altına alınamazken sanayi üretimi, yatırım iştahı ve ihracatçının rekabet gücü zayıflıyorsa para politikasının aktarım mekanizmasında sorun var demektir.

Sıkılaştırmanın ağırlığı üretim yapan, istihdam sağlayan ve döviz kazandıran kesimlere yığılırken; enflasyonu besleyen bazı harcama kanallarının yeterince daralmaması programın etkinliğini azaltır.

Bu nedenle yapılması gereken, para musluklarını bütünüyle açmak değil; kredi musluklarının hangi alanlara ne ölçüde açılacağını yeniden tasarlamaktır.

Faiz indiriminde takvim değil, kriter açıklanmalı

Merkez Bankası faiz kararlarını önceden ilan edilmiş bir takvime veya siyasi beklentilere göre değil, gerçekleşen verilere göre almalıdır.

Faiz indiriminin şartları açık biçimde ortaya konulmalıdır:

Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon eğiliminin kalıcı olarak gerilemesi,

Hizmet ve kira enflasyonundaki katılığın kırılması,

Hane halkı ve reel sektörün enflasyon beklentilerinde belirgin iyileşme,

Döviz talebinin ve rezerv görünümünün istikrarlı seyretmesi,

Tüketici kredileri ile kredi kartı harcamalarının yeniden hızlanmaması,

Kamu fiyatları ve vergi ayarlamalarının enflasyon hedefiyle uyumlu yürütülmesi.

Bu şartlar oluştuğunda ölçülü faiz indirimleri programdan vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, reel faiz seviyesinin enflasyondaki düşüşe göre ayarlanması para politikasının doğal gereğidir.

Önemli olan, faiz indiriminin enflasyonu takip etmesi; enflasyonun faiz indirimini takip etmeye zorlanmamasıdır.

Kredi politikası seçici hale getirilmeli

Ekonomide genel bir kredi genişlemesi, kısa sürede tüketimi ve döviz talebini artırarak enflasyonla mücadeleyi zayıflatabilir. Ancak bütün şirketlere aynı kredi sınırlamasının uygulanması da üretim kapasitesini ve işletme sermayesini aşındırmaktadır.

Bu nedenle kredi politikası sektör, amaç ve performans esasına göre farklılaştırılmalıdır.

İhracat, makine-teçhizat yatırımı, enerji verimliliği, tarımsal üretim, teknolojik dönüşüm ve ithal ikamesi sağlayan yatırımlar kredi büyüme sınırlarında ayrı bir kategoriye alınabilir.

KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacı da fatura, sipariş, ihracat taahhüdü ve istihdam şartlarıyla ilişkilendirilerek desteklenebilir.

Buna karşılık tüketim, ithalat veya döviz talebi yaratan kredi genişlemesi sıkı tutulmalıdır.

Döviz kredilerinde ise yalnızca döviz geliri bulunan veya doğal korunma imkânına sahip şirketlere kontrollü esneklik sağlanmalıdır.

Döviz geliri olmayan şirketlerin yabancı para borçlanmasının teşvik edilmesi, geleceğin kur riskini bugünün bilançosuna taşımaktan başka sonuç doğurmaz.

Kur, ne baskılanmalı ne de hedefe bağlanmalı

İhracatçıların reel kur ve maliyet artışları konusundaki şikâyetleri göz ardı edilemez. Ücret, enerji, finansman ve vergi maliyetleri hızla artarken döviz kurunun uzun süre enflasyonun belirgin şekilde altında kalması, özellikle düşük ve orta teknolojili sektörlerde rekabet gücünü zayıflatmaktadır.

Ancak kurun enflasyon kadar artırılacağına ilişkin açık veya örtülü bir taahhüt verilmesi de doğru değildir. Böyle bir yaklaşım enflasyonu kura, kuru da enflasyona endeksleyerek kalıcı bir fiyatlama döngüsü yaratır.

Kur politikası; piyasa koşulları, sermaye hareketleri, rezerv birikimi ve dış dengeyle uyumlu olmalıdır. Merkez Bankası ani ve istikrar bozucu hareketleri sınırlayabilir, ancak kuru kalıcı bir dezenflasyon aracı olarak baskılamamalıdır.

İhracatçının rekabet gücü yalnızca kurla korunamaz. Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, vergi sisteminin sadeleştirilmesi, finansmana erişimin iyileştirilmesi, verimliliğin artırılması ve hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi daha kalıcı çözümlerdir.

PARA POLİTİKASINA MALİYE POLİTİKASI DESTEK VERMELİ

2026 yılının ilk yedi ayında merkezi yönetim bütçe açığı 1 trilyon 320,9 milyar liraya ulaşmıştır. Aynı dönemde faiz giderleri 1 trilyon 791 milyar lira olmuş, buna karşılık faiz dışı bütçe 470,1 milyar lira fazla vermiştir.

Faiz harcamalarının yıllık yüzde 43,7 artması, yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamının kamu maliyesine yükünü göstermektedir. Temmuz 2026 bütçe verileri maliye politikasında hareket alanının sınırsız olmadığını ortaya koymaktadır.

Enflasyonu yalnızca Merkez Bankasının faiz politikasıyla düşürmeye çalışmak hem pahalı hem de toplumsal açıdan adaletsizdir.

Kamuda zorunlu olmayan cari harcamalar sınırlandırılmalı, kamu yatırımları ekonomik ve sosyal getirilerine göre önceliklendirilmelidir. Kamu alımları, teşvikler, garantiler ve vergi harcamaları sonuç odaklı bir incelemeye tabi tutulmalıdır.

Vergi istisna ve indirimleri süre sınırı ve ölçülebilir performans kriterleriyle yeniden düzenlenmelidir. Yatırım, ihracat, teknoloji veya istihdama somut katkı sağlamayan teşvikler kaldırılmalıdır.

Buna karşılık bütçe açığını kapatmak amacıyla dolaylı vergilerin sürekli artırılması, ücretlilerin tarife sürüklenmesi yoluyla daha yüksek vergiye tabi tutulması veya öngörülemeyen vergi düzenlemelerine başvurulması talebi daraltırken gelir dağılımını da bozar. Vergi tabanı genişletilmeli, kayıt dışılıkla mücadele edilmeli ve sık tekrarlanan yapılandırma beklentisine son verilmelidir.

Vergi politikasının amacı yalnızca kısa vadeli tahsilat olmamalı; fiyat istikrarını, yatırımı ve vergilemede adaleti birlikte gözetmelidir.

GIDA, KONUT VE ENERJİ İÇİN AYRI PROGRAM GEREKİYOR

Türkiye’de enflasyonun önemli bir bölümü yalnızca talep fazlasından kaynaklanmamaktadır. Gıda arzındaki dalgalanmalar, konut yetersizliği, yüksek kira artışları, enerji bağımlılığı ve lojistik maliyetleri fiyat istikrarını sürekli tehdit etmektedir.

Tarımda üretim planlaması, sulama yatırımları, sözleşmeli üretim, soğuk zincir ve ürün takibi güçlendirilmelidir. Konutta dar ve orta gelir gruplarına yönelik kiralık sosyal konut modeli geliştirilmelidir. Enerjide yerli ve yenilenebilir kaynak yatırımları hızlandırılmalı, sanayide enerji verimliliği desteklenmelidir.

Bu alanlarda yapılacak reformlar kısa vadede faiz artışı kadar görünür olmayabilir; ancak enflasyonu kalıcı olarak düşürecek asıl kapasiteyi bunlar oluşturur.

PROGRAMIN İHTİYACI ANİ DÖNÜŞ DEĞİL, İKİNCİ AŞAMADIR

Ekonomi yönetiminin önünde iki yanlış seçenek bulunuyor: İlki, reel sektördeki yavaşlamayı gerekçe göstererek erken ve kapsamlı bir parasal gevşemeye gitmek; ikincisi ise ekonomideki bütün sorunların yalnızca yüksek faizle çözülebileceğini düşünmektir.

Doğru yol, dezenflasyon programının ikinci aşamasına geçmektir.

Bu aşamada para politikası veri odaklı ve ihtiyatlı biçimde normalleşirken maliye politikası daha güçlü destek vermeli; kredi kanalları tüketimden üretime yönlendirilmeli; kur politikasında yapay baskıdan kaçınılmalı; gıda, konut ve enerji arzını artıracak düzenlemeler hızlandırılmalıdır.

Ekonomi programı donmuş bir metin değildir. Şartlar değiştikçe araçlar da değişebilir. Ancak araçların değiştirilmesi ile hedeflerden vazgeçilmesi birbirine karıştırılmamalıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı programa sadakat kadar, programın maliyetlerini doğru dağıtan akıllı bir kalibrasyondur.

Çünkü erken gevşemenin bedeli yeniden enflasyon; kalibrasyonsuz sıkılığın bedeli ise üretim, yatırım ve istihdam kaybıdır. Ekonomi yönetiminin başarısı, bu iki risk arasındaki dengeyi güvenilir, şeffaf ve öngörülebilir biçimde kurabilmesine bağlıdır.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Erol Çağlayan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları