Konkordato: ölüm fermanı değil, çıkış yolu
Erol Çağlayan
Türkiye’de uzun yıllar paranın bol ve görece ucuz olduğu bir dönem yaşadık. Krediye ulaşmak kolaydı, borçlanmanın maliyeti bugünkü kadar ağır değildi. Bu ortamda şirketler de vatandaşlar da geleceğin gelirini bugünden harcamaktan fazla çekinmedi.
Gayrimenkule ciddi kaynaklar ayrıldı. İhtiyacın ötesinde konutlar, arsalar, iş yerleri alındı. Lüks otomobiller, pahalı ofisler, yüksek standartlı tüketim alışkanlıkları hayatımıza girdi. Şirketler açısından da bazen işletme sermayesinin güçlendirilmesi yerine gayrimenkule ve işletmenin esas faaliyetinden uzak yatırımlara kaynak aktarıldı.
Çünkü para boldu.
Şimdi oyun değişti.
Bugün para kıt ve pahalı. Aslında karşımızdaki durum iktisadın en temel kurallarından biri:
Kıt olan pahalı olur.
Faizlerin yüksek olduğu, krediye erişimin zorlaştığı ve finansmanın işletmeler üzerinde ciddi yük oluşturduğu bir dönemde eski alışkanlıklarla devam etmek mümkün değil.
Artık mesele sadece kâr etmek de değil.
Mesele nakit yaratabilmek.
Bilançonuzda milyonlarca liralık gayrimenkulünüz olabilir. Değerli makineleriniz, araçlarınız, stoklarınız bulunabilir. Hatta kâğıt üzerinde kârlı da görünebilirsiniz. Ancak günü geldiğinde maaşı, vergiyi, SGK primini, çeki, krediyi ve tedarikçiyi ödeyecek nakdiniz yoksa ciddi bir finansal sorun başlamış demektir.
Çünkü şirketleri çoğu zaman zarar değil, nakitsizlik öldürür.
Bu nedenle önümüzdeki döneme hazırlanırken işletmelere tavsiyem çok açık:
Kış kapıda, kışlığınızı yapın.
Nakit rezervinizi artırın. Zorunlu olmayan yatırımları erteleyin. Gösteriş harcamalarından vazgeçin. Tahsilat vadelerini kısaltmaya çalışın. Stoklarınızı gözden geçirin. Kullanılmayan varlıkları ekonomiye kazandırın. Elinizdeki parayı gerektiğinde hızlı şekilde nakde dönüşebilecek araçlarda değerlendirin.
Bugün likidite, geçmiş yıllardan çok daha değerli.
Bir başka önemli konu ise borçluluk.
Şirket artık borçlarını çeviremiyorsa, sürekli yeni krediyle eski krediyi kapatıyorsa, çek ve senet vadelerini ötelemeye başladıysa, vergi ve SGK borçlarını aksatıyorsa sorunu görmezden gelmenin hiçbir faydası yok.
Tam tersine, sorun ne kadar erken kabul edilirse çözüm ihtimali o kadar artar.
İşte bu noktada konkordato seçeneğinin de doğru anlaşılması gerekiyor.
Konkordato bir şirketin ölüm fermanı değildir.
Doğru şartlarda, borçlarını mevcut vadelerinde ödemekte zorlanan ancak ekonomik faaliyetini sürdürebilecek işletmeler açısından yeniden yapılanma imkânıdır. Amaç şirketi kapatmak değil; borçlu ile alacaklılar arasında hukuki bir çerçeve oluşturarak işletmenin faaliyetini devam ettirebilmesine imkân sağlamaktır.
Elbette konkordato kolay bir yol değildir. Her mali sıkıntıya düşen işletme için de doğru çözüm olmayabilir. Mali tabloların, nakit akışının, borç yapısının ve şirketin gelecekte gelir yaratma kapasitesinin ciddi biçimde analiz edilmesi gerekir.
Ancak ödeme gücü gerçekten kaybolmaya başlamışsa, konkordatoyu sadece “itibar kaybı” korkusuyla reddetmek de doğru değildir.
Bazen işletmeyi kurtaran şey daha fazla borç bulmak değil, borcu yeniden yapılandıracak zamanı satın almaktır.
Önümüzdeki dönem işletmeler açısından bilanço büyüklüğünden çok nakit yönetiminin konuşulacağı bir dönem olacak.
Kasada para varsa seçenek vardır.
Nakit akışı sağlıklıysa zaman vardır.
Borç yönetilebiliyorsa çıkış yolu vardır.
Ama bunların hiçbiri kalmamışsa sorunu ertelemek çözüm değildir.
Kış kapıda. Kışlığınızı bugünden yapın. Nakitinizi koruyun, borcunuzu yönetin. Gerekiyorsa konkordatoyu da bir son değil, yeniden ayağa kalkmak için alternatif bir yol olarak değerlendirin.

