Kâr yetmez, nakit lazım!
Erol Çağlayan
Bir işletmenin kapısına kilit vurduran şey çoğu zaman zarar etmek değildir. Asıl tehlike, ödeme günü geldiğinde kasada yeterli para bulunmamasıdır.
Şirket satış yapıyor, faturalarını kesiyor, cirosunu büyütüyor ve hatta kârlı görünüyor olabilir. Fakat müşterilerden tahsilat yapılamıyor, stoklar depoda bekliyor, kredilerin vadesi geliyor ve ödemeler sürekli erteleniyorsa ortada sağlıklı bir büyüme değil, giderek büyüyen bir finansman sorunu vardır.
Bu nedenle işletmeler için temel kural açıktır: Kâr işletmenin başarısını, nakit ise hayatta kalma gücünü gösterir.
FİNANS YÖNETİMİ MUHASEBEDEN İBARET DEĞİLDİR
Muhasebe, işletmede gerçekleşen işlemleri kaydeder. Finans yönetimi ise bu bilgilerden hareketle geleceği planlar.
Ne kadar satış yapıldığı elbette önemlidir. Ancak bu satıştan ne kadar kazanıldığı, paranın ne zaman tahsil edileceği, hangi ödemenin ne zaman yapılacağı ve oluşacak finansman ihtiyacının nasıl karşılanacağı daha önemlidir.
İyi finans yönetimi şu sorulara zamanında cevap verebilmelidir:
• Önümüzdeki üç ay içinde ne kadar tahsilat yapılacak?
• Vergi, ücret, kredi, çek ve tedarikçi ödemeleri hangi tarihlerde yapılacak?
• Hangi ürün, müşteri veya faaliyet gerçekten para kazandırıyor?
• Ne kadar işletme sermayesine ihtiyaç var?
• Faiz, kur ve maliyet artışları işletmeyi nasıl etkileyecek?
Bu soruların cevabı bilinmiyorsa işletme yönetilmiyor, günlük gelişmelere göre yön değiştiriyor demektir.
ÖNCE BÜTÇE, SONRA HARCAMA
İşletmelerin finans yönetiminde atması gereken ilk adım gerçekçi bir bütçe hazırlamaktır. Satış, maliyet, personel, yatırım, vergi ve finansman giderleri önceden planlanmalıdır.
Ancak bütçe yalnızca yılın başında hazırlanıp dosyaya kaldırılacak bir tablo değildir. Her ay gerçekleşen sonuçlarla karşılaştırılmalı, sapmaların nedenleri araştırılmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.
Satışlar hedefin altında kalmışsa giderler aynı hızla devam edemez. Maliyetler yükselmişse fiyatlandırma politikası gözden geçirilmelidir. Finansman giderleri kârı tüketiyorsa borç yapısı yeniden düzenlenmelidir.
Bütçesiz işletme, sisli havada farları kapalı araç kullanmaya benzer. Yol açık görünse bile tehlikenin ne zaman çıkacağı bilinmez.
NAKİT AKIŞINI GÜNLÜK İZLEYİN
Gelir tablosunda kâr bulunması, banka hesabında para bulunduğu anlamına gelmez. Vadeli satışlar muhasebede gelir yazılırken para aylar sonra tahsil edilebilir. Buna karşılık ücretler, vergiler, kredi taksitleri ve tedarikçi borçları beklemez.
Bu nedenle her işletme en az 13 haftalık nakit akış planı hazırlamalıdır. Hangi hafta ne kadar para gireceği ve ne kadar ödeme yapılacağı önceden görülmelidir. Böylece yaklaşan nakit açığı, kriz ortaya çıkmadan fark edilir.
Finansman ihtiyacı ödeme günü geldiğinde değil, henüz seçenekler varken yönetilmelidir. Çünkü nakit sıkışıklığı başladıktan sonra bulunan para genellikle daha pahalıdır.
SATIŞ KADAR TAHSİLATA DA ODAKLANIN
Tahsil edilmeyen satış, işletmeye kazanç değil finansman yükü getirir. Şirket müşterisine mal veya hizmet verirken aynı zamanda onu finanse etmeye başlar.
Bu nedenle müşterilere gelişigüzel vade tanınmamalı, kredi limitleri belirlenmeli ve alacakların yaşlandırma tablosu düzenli olarak incelenmelidir. Geciken alacaklara zamanında müdahale edilmeli; satış ekibinin performansı yalnızca yaptığı satışla değil, gerçekleştirdiği tahsilatla da değerlendirilmelidir.
Ciroyu büyütmek uğruna tahsilat kabiliyeti zayıf müşterilere yapılan satışlar, işletmenin öz kaynaklarını tüketebilir. Bazen satmamak, zararına veya tahsil edilemeyecek şekilde satmaktan daha kazançlıdır.
STOKLARI SERMAYE OLARAK GÖRÜN
Depoda bekleyen her ürün, işletmenin bağlanmış parasıdır. İhtiyaçtan fazla stok bulundurmak; finansman, depolama, sigorta ve değer kaybı maliyeti doğurur.
Stok devir hızları ürün bazında izlenmeli, uzun süredir hareket görmeyen mallar belirlenmeli ve satın alma kararları gerçek satış verilerine göre alınmalıdır. Stok eksikliği satış kaybına, stok fazlası ise nakit kaybına yol açar. Doğru olan, satış sürekliliğini sağlayacak en uygun seviyeyi bulmaktır.
CİROYA DEĞİL, GERÇEK KÂRLILIĞA BAKIN
Yüksek ciro her zaman yüksek kazanç anlamına gelmez. Bazı ürünler, müşteriler veya işler dışarıdan kârlı görünse de vade farkı, nakliye, iade, iskonto, finansman ve operasyon giderleri eklendiğinde zarar oluşturabilir.
İşletmeler toplam kâra bakmakla yetinmemeli; ürün, müşteri, proje ve satış kanalı bazında kârlılık analizi yapmalıdır. Çok satış yapan değil, satışından sağlıklı marj elde eden işletme güçlenir.
Özellikle fiyatların hızla değiştiği dönemlerde geçmiş maliyetle fiyat belirlemek ciddi bir hatadır. Satış fiyatları, ürünün yerine koyma maliyeti ve finansman yükü dikkate alınarak hesaplanmalıdır.
BORCUN TUTARI KADAR VADESİNİ DE YÖNETİN
Borçlanmak tek başına kötü değildir. Önemli olan borcun hangi amaçla, hangi maliyetle ve hangi vadeyle kullanıldığıdır.
Uzun vadede gelir sağlayacak bir yatırımın kısa vadeli krediyle finanse edilmesi, işletmeyi ödeme baskısı altında bırakır. Borcun vadesi ile finanse edilen varlığın gelir üretme süresi birbiriyle uyumlu olmalıdır.
Krediler yalnızca aylık faiz oranına göre karşılaştırılmamalı; komisyon, sigorta, dosya masrafı, teminat şartı ve toplam geri ödeme birlikte değerlendirilmelidir. Döviz geliri bulunmayan işletmelerin dövizle borçlanması ise ayrıca ciddi bir kur riski taşır.
ŞİRKET KASASIYLA ORTAKLARIN CEBİNİ AYIRIN
Finansal disiplinin en önemli şartlarından biri şirket parası ile işletme sahiplerinin kişisel harcamalarının birbirinden ayrılmasıdır.
Şirket kasasından plansız para çekilmesi, ortaklar cari hesabının sürekli büyümesi ve kişisel harcamaların işletmeye yüklenmesi hem finansal yapıyı bozar hem de vergisel risk doğurur. Ortakların işletmeden alacağı ücret, kâr payı veya diğer ödemeler belirli kurallara bağlanmalıdır.
Kurumsallaşma yalnızca görev tanımları hazırlamak değildir. Paranın kullanımını da kurala bağlamaktır.
YÖNETİCİ DOĞRU RAPORU ZAMANINDA GÖRMELİ
Aylar sonra hazırlanan raporlar, çoğu zaman yalnızca geçmişte yapılan hataları gösterir. Oysa yöneticinin ihtiyacı, karar verebileceği güncel bilgidir.
İşletmeler düzenli olarak en az şu göstergeleri takip etmelidir: nakit mevcudu, tahsilat süresi, stok devir hızı, borçların vade dağılımı, brüt kâr marjı, faaliyet kârı, finansman gideri ve kısa vadeli ödeme gücü.
Rakamları bilmek yeterli değildir; bu rakamların neden değiştiği ve hangi tedbirin alınacağı da belirlenmelidir.
FİNANSAL DİSİPLİN TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR
İyi dönemlerde finans yönetimi işletmeyi büyütür; zor dönemlerde ise hayatta tutar. Bunun için şirketlerin daha fazla satış yapmadan önce yaptığı satışın kârını, tahsilatını ve finansman ihtiyacını doğru hesaplaması gerekir.
Bugünün ekonomik ortamında işletmeleri yalnızca üretim kabiliyeti veya satış gücü değil; nakdi yönetme, maliyeti kontrol etme, riski önceden görme ve doğru zamanda karar alma becerisi ayakta tutacaktır.
Çünkü işletmeler kâğıt üzerindeki kârlarıyla değil, ödeme günündeki nakitleriyle yaşamaya devam eder.
Sözün özü şudur:
Nakit yoksa başarı yoktur.

