İyi niyet yetmez, denetim şarttır: Haluk Levent örneği
Erol Çağlayan
Türkiye’de yardım denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Haluk Levent, ilk kuruluşlardan biri de AHBAP Derneği oldu. Özellikle deprem, yangın ve sel gibi büyük afetlerde toplumun önemli bir kesimi kamu kurumlarının yanında AHBAP’a da güvenerek bağış yaptı.
Bu güvenin oluşmasında Haluk Levent’in kişisel itibarı, yardım çağrılarına hızlı karşılık vermesi ve toplumla kurduğu samimi iletişim etkiliydi.
Ancak son günlerde kamuoyuna yansıyan iddialar, çok daha temel bir gerçeği yeniden hatırlattı: İyi niyet önemlidir fakat milyarlarca liralık kaynak yöneten bir kuruluş için tek başına yeterli değildir.
Elbette Haluk Levent ve AHBAP hakkındaki iddialar henüz kesinleşmiş bir yargı kararı değildir. Soruşturma aşamasındaki iddiaları kanıtlanmış gerçekler gibi değerlendirmek doğru olmaz.
Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Bu nedenle burada yapılması gereken, bir kişiyi peşinen suçlu veya suçsuz ilan etmek değil; ortaya çıkan tartışmadan kurumsal bir sonuç çıkarmaktır.
GÜVEN KİŞİYE DEĞİL, SİSTEME DAYANMALI
Yardım kuruluşlarının en büyük sermayesi paradır diye düşünülebilir. Oysa gerçekte en büyük sermayeleri güvendir. İnsanlar gönderdikleri paranın ihtiyaç sahiplerine ulaşacağına inanarak bağış yapar. Bu güven sarsıldığında yalnızca tartışmanın merkezindeki kuruluş zarar görmez. Toplumdaki bütün yardım kuruluşları ve gerçek ihtiyaç sahipleri de bundan etkilenir.
Bu nedenle yardım kuruluşlarında güven, yöneticilerin tanınmışlığına veya toplumdaki itibarına bağlı olmamalıdır. Güven; sağlam muhasebe düzeni, görevler ayrılığı, iç kontrol, bağımsız denetim ve kamuoyuna açık raporlama üzerine kurulmalıdır.
Bir kuruluşun başındaki kişi ne kadar sevilen ve güvenilen biri olursa olsun, tek başına sınırsız mali yetkiye sahip olmamalıdır. Parayı tahsil eden, harcamaya karar veren, ödemeyi yapan ve işlemi denetleyen kişi ya da birimler birbirinden ayrılmalıdır.
Çünkü denetim, yalnızca kötü niyetli kişileri yakalamak için yapılmaz. İyi niyetli yöneticilerin hata yapmasını, yetkilerini aşmasını veya kurumun kaynaklarıyla kişisel işlemler arasındaki sınırın bulanıklaşmasını önlemek için de yapılır.
DENETLENMİŞ OLMAK HER ZAMAN YETERLİ MİDİR?
Haluk Levent, açıklamalarında AHBAP’ın defalarca denetlendiğini ve her yıl düzenli denetime tabi tutulduğunu belirtiyor. AHBAP’ın internet sitesinde de bazı denetim raporları ve beyannameler kamuoyuyla paylaşılıyor. Bunlar şeffaflık adına önemli adımlardır. Ancak yaşanan tartışma, “Denetim yapıldı mı?” sorusunun tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Asıl sorulması gerekenler şunlardır:
Denetim hangi kapsamda yapıldı? Yalnızca belgelerin şeklen varlığı mı kontrol edildi, yoksa işlemlerin gerçek mahiyeti de araştırıldı mı? Dernek kaynaklarıyla yöneticilerin ve ilişkili kişilerin hesapları arasındaki para hareketleri incelendi mi? Taşınmazlar, çekler, senetler ve borç ilişkileri doğrulandı mı? İç kontrol sisteminin etkinliği ölçüldü mü? Tespit edilen eksiklikler kamuoyuyla paylaşıldı mı?
Denetimin varlığı kadar niteliği de önemlidir. Bir kuruma denetçi girmiş olması, o kurumda hiçbir sorun bulunmadığı anlamına gelmez. Denetimin bağımsız, kapsamlı ve risk odaklı olması gerekir.
Özellikle milyarlarca liralık bağış toplayan kuruluşlarda yalnızca yıllık mali tabloların kontrol edilmesi yeterli değildir. Büyük para transferleri, ilişkili kişilerle yapılan işlemler, taşınmaz hareketleri, çek ve senet kullanımı ile kurum adına üstlenilen yükümlülükler ayrıca incelenmelidir.
KİŞİSEL HESAPLARLA KURUM HESAPLARI ARASINA DUVAR ÖRÜLMELİ
Kamuoyuna yansıyan tartışmanın en önemli yönlerinden biri, kişisel işlemlerle dernek faaliyetlerinin birbirine karışıp karışmadığı sorusudur. Soruşturmanın sonucu ne olursa olsun, kurumsal yönetimin temel kuralı açıktır: Bir yöneticinin kişisel mali ilişkileri ile yönettiği kuruluşun varlıkları arasında aşılmaz bir sınır bulunmalıdır.
Derneğe ait para, çek, senet, taşınmaz veya diğer varlıklar yöneticilerin kişisel borçları ve yatırımları için kullanılamaz. Aynı şekilde dernekle bağlantılı ödemelerin çalışanların, yöneticilerin veya üçüncü kişilerin hesapları üzerinden yapılması da ciddi denetim riski yaratır.
“Sonuçta bütün para yardım amacıyla kullanıldı” şeklindeki bir açıklama da tek başına yeterli değildir. Çünkü mali yönetimde yalnızca paranın nereye harcandığı değil, hangi yetkiyle, hangi hesaptan, hangi belgeye dayanılarak ve hangi kontrol sürecinden geçirilerek harcandığı da önemlidir.
İyi amaç, yanlış yöntemi doğru hale getirmez.
DENETİM YÖNETİCİYİ DE KORUR
Denetim çoğu zaman yöneticilere karşı yürütülen bir güvensizlik faaliyeti gibi algılanıyor. Oysa doğru kurulan bir denetim sistemi, en çok dürüst yöneticileri korur.
Yetkilerin sınırlandırılması, bütün işlemlerin belgelenmesi, çift imza uygulanması, yüksek tutarlı harcamaların yönetim kurulu onayına bağlanması ve düzenli bağımsız denetim yapılması; yöneticilerin yıllar sonra ortaya çıkabilecek iddialar karşısında kendilerini somut belgelerle savunabilmelerini sağlar.
“Bana güvenin” demek yerine, “İşte hesaplarımız, belgelerimiz ve bağımsız denetim sonuçlarımız” diyebilmek çok daha değerlidir.
Bu nedenle denetim, itibarı zedeleyen değil, itibarı koruyan bir mekanizmadır. Kurumlar denetimden çekinmemeli, tam tersine denetimi kendi güvenilirliklerinin teminatı olarak görmelidir.
DERS KİŞİLERDEN DAHA BÜYÜK
Haluk Levent ve AHBAP hakkındaki yargısal sürecin nasıl sonuçlanacağını bugün bilmiyoruz. Ortaya atılan iddiaların doğru olup olmadığına bağımsız yargı karar verecektir. Ancak bu olayın şimdiden gösterdiği önemli bir gerçek var:
Toplumsal güven, kurumsal denetimin yerine geçemez.
Bu ilke yalnızca dernekler için değil; şirketler, vakıflar, belediyeler, spor kulüpleri, meslek kuruluşları ve kamu kurumları için de geçerlidir. Büyük kaynakları yöneten her yapı, güçlü bir iç kontrol ve bağımsız denetim sistemine sahip olmalıdır.
İnsanlara duyulan güven değerlidir. Fakat insanlar değişir, hata yapar, yanlış karar verebilir veya yetkilerinin sınırlarını aşabilir. Sağlam kurumlar ise kişilerin iyi niyetine bağlı kalmadan çalışabilen sistemler üzerine kurulur.
Sonuç olarak hayırseverlik iyi niyetle başlar ama şeffaflıkla güçlenir, hesap verebilirlikle devam eder ve denetimle korunur.
Çünkü toplum adına para yöneten herkes için değişmeyen kural şudur:
İyi niyet değerlidir; ancak iyi niyetin güvencesi denetimdir.

