BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Ekonomide asıl maliyet: Belirsizlik

Erol Çağlayan

Abone OlGoogle News
10 Temmuz 2026 13:47

Ekonomi çoğu zaman rakamlarla anlatılır. Enflasyon oranı, faiz seviyesi, döviz kuru, büyüme hızı, işsizlik verisi… Bunların tamamı önemlidir.

Ancak ekonominin günlük hayat üzerindeki etkisini yalnızca bu rakamlarla açıklamak çoğu zaman eksik kalır.

Çünkü piyasada kararlar sadece rakamlara bakılarak alınmaz. İnsanlar ve işletmeler, büyük ölçüde geleceğe dair hissettikleri güvene göre hareket eder.

Bugün ekonomide birçok işletmenin yaşadığı temel sorunlardan biri de tam olarak budur: Belirsizlik.

Bir malın maliyetini hesaplamak zorlaştığında, satış fiyatını belirlemek de zorlaşır.

Bugün alınan ürünün yarın hangi fiyattan yerine konulacağı bilinmiyorsa, ticaret sadece alım satım faaliyeti olmaktan çıkar; adeta risk yönetimine dönüşür.

İşletme sahibi artık sadece “ne kadar kâr ederim?” sorusunu sormuyor. Bunun yanında “yerine koyabilir miyim?”, “vade sonunda tahsil edebilir miyim?”, “maliyet değişirse zarar eder miyim?”, “bugün verdiğim fiyat yarın beni zor durumda bırakır mı?” sorularını da sormak zorunda kalıyor.

Bu soruların arttığı yerde ticaretin hızı düşer.

Çünkü belirsizlik, işletmelerin karar alma cesaretini azaltır. Yeni yatırım ertelenir. Yeni personel alımı beklemeye alınır. Stok seviyesi düşürülür.

Vadeli satışa daha temkinli yaklaşılır. Uzun vadeli sözleşmelerden kaçınılır. Herkes kendini korumaya çalışırken piyasanın genel hareket kabiliyeti zayıflar.

Ekonomide görünmeyen ama çok ağır bir maliyet vardır: Kararsızlık maliyeti.

Bir işletmenin yatırım yapmaması sadece o işletmenin tercihi değildir. Bu karar, makine satıcısını, inşaatçıyı, nakliyeciyi, tedarikçiyi, çalışanı ve devleti de etkiler. Bir zincirin ilk halkasında oluşan tereddüt, zamanla birçok alana yayılır.

Bu nedenle ekonomik hayatta güven, sadece soyut bir duygu değildir. Güven; üretimdir, yatırımdır, istihdamdır, ticarettir, vergi geliridir.

Piyasada güven azaldığında insanlar tüketim kararlarını erteler. İşletmeler büyüme planlarını dondurur. Bankalar kredi verirken daha seçici davranır.

Tedarikçiler vadeleri kısaltır. Müşteriler daha fazla pazarlık yapar. Böylece ekonominin çarkları tamamen durmasa da daha yavaş dönmeye başlar.

Bugün birçok işletme kâr etmekten önce hata yapmamaya çalışıyor. Bu çok önemli bir göstergedir. Çünkü normal şartlarda ticaretin temel amacı büyümek, yeni müşteri bulmak, yeni yatırım yapmak ve kapasiteyi artırmaktır.

Oysa belirsizlik dönemlerinde işletmelerin önceliği büyümek değil, mevcut durumunu korumak haline gelir.

Bu tablo özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından daha belirgindir. Büyük şirketler finansmana daha kolay ulaşabilir, maliyet değişimlerini daha profesyonel araçlarla yönetebilir, hukuki ve mali riskleri daha güçlü ekiplerle takip edebilir.

Ancak küçük işletmelerde kararlar çoğu zaman doğrudan işletme sahibinin omzundadır.

O işletme sahibi aynı anda satışçı, tahsilatçı, finansçı, insan kaynakları yöneticisi, vergi takipçisi ve risk yöneticisi olmak zorundadır.

Bu kadar yükün altında alınan her karar, doğal olarak daha temkinli hale gelir.

Vergi sistemi açısından bakıldığında da belirsizlik önemli bir başlıktır. Sık değişen uygulamalar, farklı yorumlanabilen düzenlemeler, inceleme riskleri, belge düzeni, KDV, stopaj, geçici vergi ve maliyet hesaplamaları işletmelerin günlük kararlarını doğrudan etkiler.

Bir düzenleme açık, anlaşılır ve öngörülebilir olduğunda işletme buna uyum sağlamak için plan yapabilir.

Ancak uygulamanın nasıl şekilleneceği net değilse, işletme ya gereğinden fazla temkinli davranır ya da farkında olmadan risk alır.

Her iki durum da sağlıklı değildir.

Ekonomide asıl ihtiyaç, sadece oranların düşmesi veya bazı göstergelerin iyileşmesi değildir. Asıl ihtiyaç, işletmelerin önünü görebilmesidir.

Bir işletme önümüzdeki üç ayı, altı ayı, bir yılı makul şekilde planlayabiliyorsa üretim yapar, yatırım yapar, istihdam oluşturur ve vergi öder.

Önünü göremeyen işletme ise bekler.

Bugün piyasadaki en yaygın davranış biçimi de budur: Beklemek.

Alıcı bekliyor. Satıcı bekliyor. Yatırımcı bekliyor. İşveren bekliyor. Tüketici bekliyor. Herkes doğru zamanı kolluyor. Fakat ekonomide herkes beklemeye başladığında, bekleyişin kendisi de maliyete dönüşüyor.

Bu nedenle ekonomiyi değerlendirirken sadece açıklanan verileri değil, piyasadaki davranış biçimlerini de okumak gerekir. İnsanlar harcama yapıyor mu?

İşletmeler stok artırıyor mu? Yeni işçi alınıyor mu? Vadeli satışlara güven var mı? Uzun vadeli sözleşmeler yapılabiliyor mu? Yatırım iştahı canlı mı?

Bu soruların cevabı, ekonominin gerçek havasını gösterir.

Sonuç olarak bugün ekonomide en pahalı unsur yalnızca faiz, kur veya maliyet artışı değildir. En pahalı unsur belirsizliktir.

Çünkü belirsizlik, sadece bugünkü kazancı değil, yarının kararlarını da etkiler. Kararların ertelendiği, yatırımların bekletildiği, ticaretin temkinli yapıldığı bir ortamda ekonomik canlılık kendiliğinden zayıflar.

Ekonominin yeniden güçlenmesi için piyasaya yalnızca para değil, güven de gerekir. Çünkü para çarkı döndürür; güven ise o çarkın dönmeye devam edeceğine insanları inandırır.

Bugün işletmelerin en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur: Önünü görebilmek.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Erol Çağlayan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları