BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Devletin harcama defteri bize ne söylüyor?

Erol Çağlayan

Abone OlGoogle News
25 Haziran 2026 13:43

Devlet bütçesi, devletin harcama defteridir. Bu deftere bakınca yalnızca ne kadar para harcandığını değil; devletin ne kadar büyüdüğünü, hangi alanların bütçeyi taşıdığını ve hangi harcamaların ülkenin kalkınma gücünü sınırladığını görürüz.

2026 yılının ilk beş ayında merkezi yönetim bütçesinden yapılan toplam harcama 7 trilyon 334,7 milyar TL oldu. Bunun 2 trilyon 649,7 milyar TL’si cari transferlere, 2 trilyon 104,1 milyar TL’si personel giderlerine, 267,3 milyar TL’si SGK devlet primi giderlerine, 1 trilyon 262,6 milyar TL’si faiz ödemelerine, 472 milyar TL’si mal ve hizmet alımlarına, 353,2 milyar TL’si ise sermaye giderlerine gitti.

Daha anlaşılır söyleyelim: Devletin harcadığı her 100 liranın yaklaşık 36 lirası transferlere, 32 lirası kamu personeli maaşları ve bu personele bağlı primlere, 17 lirası faize, 6 lirası günlük işleyiş giderlerine, 5 lirası ise doğrudan yatırım niteliğindeki harcamalara gitmektedir.

Bu tablo, bütçenin ağırlığının yatırımda, üretimde, teknoloji geliştirmede veya tarımsal kapasiteyi artırmada değil; transferlerde, personel maliyetinde ve faiz ödemelerinde toplandığını göstermektedir.

Cari transferler bütçenin en büyük kalemidir. Bu kalemde devlet doğrudan yol, bina, makine veya hizmet satın almaz; kişi, kurum veya kesimlere kaynak aktarır. Sosyal güvenlik sistemi, emeklilik sistemiyle bağlantılı ödemeler, sosyal yardımlar, tarımsal destekler, belediyelere aktarılan paylar, kamu kurumlarına yapılan hazine yardımları ve çeşitli destekler bu başlığın içinde yer alır.

Burada özellikle emeklilik sistemi üzerinde durmak gerekir. Emekli aylıkları merkezi yönetim bütçesinde doğrudan “emekli maaşı” satırı olarak görünmez; SGK üzerinden ödenir, bütçeye ise sosyal güvenlik aktarımı ve cari transfer yükü olarak yansır.

Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kişi emekli, dul-yetim, malullük veya benzeri gelir ve aylık almaktadır. Buna 5,3 milyonu aşan kamu istihdamı da eklendiğinde, kamudan maaş veya aylık ilişkisi içinde olan toplam kitle 22 milyonu aşmaktadır. Bu rakam, Türkiye nüfusunun yaklaşık dörtte birine denk gelmektedir.

Yani Türkiye’de neredeyse her dört kişiden biri, doğrudan kamu maaşı veya sosyal güvenlik aylığı sistemi içinde yer almaktadır.

Bu büyüklük, kamu maliyesi açısından son derece ağır bir tablodur. Çünkü araştırma-geliştirme, sanayi, teknoloji, tarım, altyapı ve üretim kapasitesine yönlendirilmesi gereken kaynakların önemli bir kısmı maaş ve aylık ödemesi olarak sistemden çıkmaktadır.

Erken emeklilik sistemi bu yükü daha da artırmaktadır. Çalışma çağındaki insanların sistemden erken çıkarılması, sosyal güvenlik dengesini bozar. Daha az kişi prim öderken daha çok kişiye aylık bağlanır. Bu açık büyüdükçe bütçe üzerinden sosyal güvenlik sistemine daha fazla kaynak aktarılır.

Üstelik erken emeklilik, çoğu zaman işgücünden tamamen çekilme anlamına da gelmemektedir. EYT düzenlemesi sonrası emekli olanların önemli bir kısmının çalışmaya devam ettiği görülmüştür. Kayıtlı olarak çalışmaya devam eden emeklilerin sayısı 2 milyonu aşmış durumdadır. Bu tablo, erken emekliliğin önemli ölçüde “çalışma hayatından ayrılma” değil, “çalışırken ayrıca emekli aylığı alma” sonucunu doğurduğunu göstermektedir.

Bu durumun bütçeye yükü açıktır. Bir kişi üretim hayatında kalmaya devam ediyorsa, bu kişinin erken yaşta emekli aylığı almaya başlaması sosyal güvenlik sistemi bakımından gereksiz ve ağır bir finansman yükü doğurur. Bu yük, nihayetinde toplumun tamamı tarafından taşınır.

Personel tarafında da benzer bir tablo vardır. İlk beş ayda personel giderleri ve SGK devlet primi birlikte 2 trilyon 371,4 milyar TL’ye ulaşmıştır. Bu, toplam bütçe harcamalarının yaklaşık yüzde 32,3’üdür. Başka bir ifadeyle devletin harcadığı her 100 liranın 32 lirasından fazlası kamu personeline ve bu personele bağlı primlere gitmektedir.

Elbette devletin öğretmene, doktora, polise, askere, hâkime, savcıya, denetim elemanına ve nitelikli kamu personeline ihtiyacı vardır. Ancak ihtiyaçtan fazla, verim üretmeyen, liyakate ve hizmet ihtiyacına dayanmayan personel istihdamı ülke kalkınmasının önünde ciddi bir engeldir.

Gereksiz her kadro yalnızca bugünün maaşı değildir. Aynı zamanda yarının prim yükü, emeklilik yükü ve bütçe baskısıdır. Kamu personeli sayısı arttıkça devletin harcama defteri daha da katılaşır. Çünkü personel giderleri bir kez oluştuktan sonra kolayca azaltılamayan, kalıcı giderlerdir.

Faiz giderleri de bütçenin üçüncü büyük yüküdür. İlk beş ayda faiz ödemeleri 1 trilyon 262,6 milyar TL’ye ulaşmıştır. Bu, toplam harcamaların yaklaşık yüzde 17’sidir. Faize giden para; yeni okul, yeni fabrika, teknoloji yatırımı, tarımsal üretim veya sanayi kapasitesi değildir. Geçmiş borçların bugünkü maliyetidir.

Aynı dönemde araştırma-geliştirme ve yenilik programına yapılan harcama 31,4 milyar TL, sanayinin geliştirilmesi, üretim ve yatırımların desteklenmesi programına yapılan harcama 50 milyar TL, kırsal kalkınma programına yapılan harcama ise 13,4 milyar TL düzeyindedir. Bu rakamlar, maaş, aylık, transfer ve faiz yüküyle karşılaştırıldığında bütçenin üretken alanlara ne kadar sınırlı kaynak ayırabildiğini göstermektedir.

Bu tablo devletin küçülmesi gerektiğini göstermektedir. Küçük devlet, zayıf devlet demek değildir. Aksine, asli görevlerine odaklanan, gereksiz kadrolardan arınan, erken emeklilik yükünü azaltan ve kaynaklarını üretken alanlara yöneltebilen devlet daha güçlü devlettir.

Devlet büyüdükçe bütçe de büyür. Bütçe büyüdükçe vatandaşın ödediği vergilerin daha büyük kısmı transferlere, maaşlara ve faize gider. Oysa kalkınma için devletin her alana yayılan büyük bir işveren değil; adaleti, güvenliği, eğitimi, sağlığı, altyapıyı ve denetimi etkin biçimde yürüten güçlü bir organizasyon olması gerekir.

Devletin harcama defteri bize şunu söylüyor: Para en çok transferlere, personele ve faize gidiyor. Yatırıma, üretime, teknolojiye, sanayiye ve tarıma kalan alan ise sınırlı kalıyor.

Bu nedenle Türkiye’nin daha büyük bir devlete değil; daha küçük, daha verimli, daha disiplinli ve daha hesap verebilir bir devlete ihtiyacı vardır.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Erol Çağlayan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları