BIST14.641,56%0.45
USD48.2387%0,23
EURO55,8944 %-0.4
ALTIN6.908,74 %-3.0

Şunu merak ediyorum... Neden istifa etmiyorsunuz?

Erdem Övüç

Abone OlGoogle News
29 Eylül 2026 09:10

Fransa'ya karşı kaybettik… İtalya'ya karşı ezildik. 

Şimdi kimse bana “Ama Fransa dünya devi”, “İtalya güçlü takım”, “Uluslar Ligi çok zor” masalını anlatmasın. 

Evet, Fransa güçlüydü. 

Evet, İtalya güçlü bir futbol ülkesi. 

Ama mesele rakibin gücü değil! 

Mesele, senin sahada ne verdiğin! 

Fransa maçında zaman zaman etkili olduk. Mücadele ettik, rakibi zorladığımız bölümler oldu. Fakat Fransa öyle bir görüntü verdi ki sanki vites yükseltmesine bile gerek duymadan maçı aldı götürdü. Kocaeli'de tribünleri dolduran binlerce insanın karşısında, rakipten daha fazla futbol oynamamız gerekirken 1-0'lık yenilgiyle yetindik. 

Sonra Bursa… 

Ve işte orada artık sözün bittiği yere geldik. 

4-1! Ya da 1-4!  

İtalya maçında sahada gördüğümüz görüntü, bir milli takımın görüntüsü değildi. 

Arda Güler dışında takımın büyük bölümünde ayakta kalacak, oyuna ağırlığını koyacak, rakibe “Buradayım” diyecek bir görüntü göremedik. 

Topa girmekten kaçınan… 

Temastan kaçınan… 

İkili mücadelede geri duran… 

Rakibin üzerine gitmek yerine rakibin oyununu seyreden… 

Bir milli takım! 

Olmaz! 

Gerçekten olmaz! 

Milli forma, kulüp formasından farklıdır. 

Kulüp takımında futbolcu bir sonraki haftayı, bir sonraki maçı, kendi sezonunu düşünebilir. Ama milli takım formasını giydiğinde arkasında 85 milyon insan vardır. 

Kocaeli'de insanlar tribüne geldi. 

Bursa'da insanlar yağmurun altında bekledi. 

Türkiye'nin dört bir yanından insanlar kilometrelerce yol yaptı. 

Çocuğunu aldı geldi. 

Bayrağını aldı geldi. 

Parasını verdi, biletini aldı. 

Saatlerce yol çekti. 

Ve karşılığında ne gördü? 

Mücadele etmeyen bir takım! 

İnsan buna üzülür. 

İnsan buna kızar. 

Hatta insanın milli formayı görünce gurur duyması gerekirken, “Bu takım neden böyle?” diye sorgulaması daha da acıdır. 

Kimse futbolcunun sakatlanmasını istemez. 

Kimse oyuncunun sağlığını riske atmasını istemez. 

Ama milli takım formasını giyiyorsan mücadeleden kaçamazsın. 

Temastan kaçamazsın. 

İkili mücadeleden çekilemezsin. 

Rakibin ayağına basmasın diye futbolu unutamazsın! 

Sahaya çıkan herkes elinden gelenin tamamını yapmak zorunda. 

Çünkü burada konu sadece futbol değil. 

Milli takım! 

Ve işin en acı tarafı şu: 

İnsanların artık şu soruyu sormaya başlaması bile başlı başına bir utançtır: 

“Milli takım futbolcuları bu kadar mücadele etmek için daha ne bekliyor?” 

Maç başı mı? 

Ekstra prim mi? 

Birilerinin futbolcuları motive etmesi mi? 

Hayır! 

Bunların hiçbirinin konuşulmaması gerekir. 

Çünkü milli takım formasının kendisi yeterli motivasyon olmalıdır. 

O forma, herhangi bir kulüp formasına benzemez. 

O formanın üzerinde Türk bayrağı vardır. 

MONTELLA'YA DA HACIOSMANOĞLU'NA DA YAZIKLAR OLSUN  

Vincenzo Montella'nın sorgulanacak bir tarafı kalmadı. Doğru İtalya'ya! 

Hacıosmanoğlu da hemen hemen hemen hemen hemen hemen... 

Bu ülke bunları çekmek zorunda değil ki! 

Dünya Kupası'nda zaten rezil etti. 

İki maçta ortaya çıkan futbol, sadece oyuncuların bireysel performansıyla açıklanamaz. 

Takımın oyun planı nedir? 

Rakibe nasıl karşılık vereceğiz? 

Top bizdeyken ne yapacağız? 

Top rakipteyken nasıl reaksiyon göstereceğiz? 

Neden takım bu kadar kopuk? 

Neden bazı oyuncular sahada kayboluyor? 

Neden milli takımın enerjisi bu kadar düşük? 

Bunların cevabını vermek teknik ekibin görevidir. 

Hoca denilecek olan Montella"yı tutan Hacıosmanoğlu da sorumludur kardeşim! 

Ve burada Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na da çok net bir soru sormak gerekiyor: 

Bu milli takım nereye gidiyor? 

Çünkü teknik direktör kadar, milli takımın genel yönetiminden sorumlu federasyon yönetiminin de hesap vermesi gerekir. 

Eğer ortada böylesine ağır bir rezalet varsa, “Biz gerekeni yaptık” diyerek kenara çekilmek olmaz. 

İstifa edeceksiniz...  

BU HALK SİZİ GÖRMEK İSTEMİYOR  

Çıkın sokağa anket yapın... 

Bu iki ismi kim istiyor diye...  

Bir de bu futbol da biz bu işi niye beceremiyoruz.  

Basketbolda, voleybolda, hentbolda  cimnastikte, boksta, tekvandoda, güreşte, halterde iyi durumda bir ülkeyiz.  

Futbol paramparça... 

Futbolcu da dna'sını kaybetti bu ülkede. 

Bir futbolcunun kötü oynamasını anlayabilirim. 

Bir teknik direktörün taktik hatasını anlayabilirim. 

Bir maç kaybedilebilir. 

İki maç da kaybedilebilir. 

Ama ruhsuzluk kabul edilemez. 

Hele ki milli takımda hiç kabul edilemez. 

Bursa'da yağmur vardı. 

İnsanlar ıslandı. 

İnsanlar tribünde saatlerce bekledi. 

Türkiye'nin dört bir yanından insanlar geldi. 

Belki hayatında bir kez milli takımını canlı izlemek için o stada gelen insanlar vardı. 

Siz ise sahada onlara ne verdiniz? 

4-1'lik yenilgi ve mücadele eksikliği! 

İnsan biraz utanır. 

İnsan biraz sorumluluk hisseder. 

İnsan formasını çıkarıp aynaya baktığında “Ben bugün bu formanın hakkını verdim mi?” diye kendisine sorar. 

Bu kadar basit. 

ARDA VAR, GERİSİ NEREDE? 

İtalya maçında Arda Güler'in çabası en azından tribüne “Bir şeyler yapmaya çalışan birileri var” duygusu verdi. 

Ama milli takım tek bir futbolcunun omzuna bırakılamaz. 

Arda'nın ayağına bakarak milli takım yönetilmez. 

Bir oyuncu çıkar, diğerleri onun etrafında savaşır. 

Bir oyuncu yorulur, diğeri onun açığını kapatır. 

Bir oyuncu hata yapar, takım arkadaşı arkasında durur. 

Milli takım budur. 

11 kişinin sahaya çıkıp 11 ayrı hikâye yaşaması değil! 

YAKIŞMADI! 

Fransa maçındaki 1-0'lık yenilgi belki futbolun içinde değerlendirilebilir. 

Ama İtalya karşısındaki 4-1'lik sonuç ve özellikle ortaya konan görüntü, artık çok daha büyük bir sorgulamayı gerektiriyor. 

Çünkü biz skora değil, ruha bakıyoruz. 

Biz mücadeleye bakıyoruz. 

Biz formanın hakkına bakıyoruz. 

Biz tribündeki insanın emeğine bakıyoruz. 

Ve bugün açıkça söylüyorum: 

Bu milli takım görüntüsü Türkiye'ye yakışmadı. 

Hiç yakışmadı! 

Bu ülkenin insanları yağmur altında beklerken, deplasmandan deplasmana giderken, parasından zamanından fedakârlık ederken sahadaki futbolcunun tek bir görevi vardır: 

Mücadele etmek! 

Koşmak! 

Temas etmek! 

Savaşmak! 

Formanın hakkını vermek! 

Kaybedebilirsin. 

Ama mücadele etmeden kaybedemezsin. 

Yazıklar olsun! 

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Erdem Övüç

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları