BIST14.641,56%0.45
USD48.2387%0,23
EURO55,8944 %-0.4
ALTIN6.908,74 %-3.0

Bir okulun kapısından hayatlar geçer

Enis Ünal

Abone OlGoogle News
09 Ekim 2026 12:22

Her sabah bir okulun kapısı açıldığında, içeriye yalnızca öğrenciler girmez. Hayaller girer, umutlar girer, kaygılar, beklentiler ve bazen de kimseye anlatılamayan küçük kırgınlıklar girer. Kimisi büyük bir heyecanla koşarak gelir okuluna, kimisi annesinin elini bırakmakta zorlanır. Kimisi arkadaşlarına kavuşmanın mutluluğunu yaşarken kimisi o gün karşılaşacağı bir sınavın endişesini taşır. Aynı kapıdan giren yüzlerce çocuk, aslında birbirinden bambaşka dünyaları da beraberinde getirir. 

Yıllarını eğitime vermiş bir eğitimci ve okul yöneticisi olarak şunu çok iyi biliyorum: Bir okulun gerçek hikâyesi, ders programlarında ya da sınav sonuçlarında değil, o koridorlarda yaşanan insan hikâyelerinde saklıdır. Bir okul müdürünün odasına gün içerisinde pek çok insan girer. Bazen çocuğunun başarısıyla gurur duyan bir veli, bazen beklentileri karşılanmadığı için kaygılanan bir anne, bazen arkadaşlarıyla sorun yaşayan bir öğrenci, bazen de bütün iyi niyetine rağmen yorulmuş bir öğretmen… 

Her birinin farklı bir hikâyesi, farklı bir beklentisi vardır. İşte tam da bu noktada okul yöneticiliğinin yalnızca bir makamı temsil etmekten çok daha fazlası olduğunu anlarsınız. Çünkü bazen çözmeniz gereken şey bir disiplin sorunu değil, anlaşılmayı bekleyen bir çocuğun sessizliğidir. Bazen karşınızdaki veli sizden bir açıklama değil, yalnızca kendisini gerçekten dinlemenizi bekler.Bazen de bir öğretmenin ihtiyacı yeni bir görev dağılımı değil, emeğinin fark edildiğini hissetmektir. 

Eğitim, her şeyden önce insanı anlayabilme sanatıdır. Bugün eğitim dünyasında başarıyı çoğunlukla rakamlarla ölçüyoruz. Sınav sonuçları, akademik sıralamalar, yüzdelik dilimler, kazanım analizleri… Elbette bunların hepsi önemlidir. Bir okulun akademik sorumluluğunu görmezden gelemeyiz. Ancak kendimize şu soruyu da sormamız gerekiyor: Çocuklarımızı yalnızca başarılı bireyler olarak mı yetiştiriyoruz, yoksa mutlu, özgüvenli, vicdanlı ve hayata hazır insanlar olarak mı? 

Bir öğrencinin matematik sınavından aldığı yüksek not bizi sevindirir. Ama hata yaptığında özür dileyebilmesi, zor durumda kalan arkadaşına el uzatabilmesi, düşüncelerini korkmadan ifade edebilmesi de en az o not kadar değerlidir. Çünkü hayatın sınavları her zaman dört seçenekli sorulardan oluşmaz. Bazen doğru cevap, bir arkadaşının yanında durabilmektir. Bazen kaybetmeyi kabullenmek, bazen yeniden denemek, bazen de bütün zorluklara rağmen iyi bir insan olarak kalabilmektir. Burada ailelere de önemli sorumluluklar düşüyor. Çocuklarımızın geleceği için büyük fedakârlıklar yapıyoruz. Onların iyi okullarda okumalarını, başarılı olmalarını, hayatta güçlü bir yer edinmelerini istiyoruz. Ancak bütün bu beklentilerin arasında bazen çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırabiliyoruz: Çocuklarımız bizim gerçekleştiremediğimiz hayallerin değil, kendi hayallerinin sahibi olmalıdır. Onları dinlemek, anlamak, gerektiğinde hata yapmalarına izin vermek ve kendi ayakları üzerinde durabilecekleri alanlar açmak zorundayız. 

Öğretmenlerimize gelince… Bir okulun gerçek gücü yalnızca modern sınıflarında, teknolojik imkânlarında ya da fiziksel koşullarında değildir. O okulun ruhunu, öğrencisinin gözlerindeki değişimi fark eden öğretmenler oluşturur. Bazen bir öğretmenin söylediği tek bir cümle, bir çocuğun kendisine bakışını değiştirebilir. Bazen küçük bir takdir, yıllarca unutulmayacak bir özgüvenin başlangıcı olabilir. 

Ve biz okul yöneticileri… Bizim görevimiz yalnızca sistemi işletmek, programları hazırlamak, akademik hedefleri takip etmek değildir. Asıl sorumluluğumuz, bütün bu insanların kendilerini değerli, güvende ve ait hissettikleri bir okul iklimi oluşturabilmektir. Yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyor insan: Bir okulun başarısı yalnızca kaç öğrencisini iyi bir liseye ya da üniversiteye yerleştirdiğiyle ölçülmemeli. O okuldan ayrılan çocukların hayata nasıl baktıklarıyla, kendilerine ne kadar güvendikleriyle ve geride nasıl hatıralar bıraktıklarıyla da değerlendirilmelidir. Çünkü yıllar sonra öğrencilerimiz belki çözdükleri problemleri, girdikleri sınavları, aldıkları notları unutacaklar. Ama kendilerine inanan bir öğretmeni, onları gerçekten dinleyen bir okul müdürünü, kendilerini değerli hissettikleri bir günü kolay kolay unutmayacaklar. 

Ve her sabah okulun kapısı yeniden açılacak… Yine yüzlerce farklı hayat, yüzlerce farklı hikâye o kapıdan içeri girecek. Biz eğitimciler için asıl mesele, o kapıdan giren çocukların yalnızca bilgiyle değil; umutla, özgüvenle ve güzel anılarla hayata uğurlanabilmesidir. 

Çünkü bir okulun kapısından yalnızca öğrenciler geçmez. Gelecek geçer. 

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Enis Ünal

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları