BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Sen de geleceksin!

Ahmet Çelik

Abone OlGoogle News
26 Nisan 2026 17:27

Tarih, insanın haddini unuttuğu anların ibretli kayıtlarıyla doludur. Her çağda imkân büyür, fakat insanın kalbi küçülürse felâket de büyür. Kimi zaman servet, kimi zaman şöhret, kimi zaman güç… Hepsi insanı sınayan birer imtihan vesîlesidir. Eskimezler bu yüzden, “Nîmet arttıkça korku artmalı!” demiştir. Çünkü nîmet, şükürle korunur; nankörlükle felâkete dönüşür. 

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (el-Ra‘d, 13/11) Bu ilâhî ölçü, toplumsal çöküşün de yükselişin de anahtarıdır. İnsan iç dünyasını kaybettiğinde, dış dünyada kazandıkları onu kurtaramaz. İşte bu yüzden kalp muhâsebesi, en büyük kurtuluş reçetesidir. 

Şâirin diliyle: 

“Sanma ki devran yolda kalır, 

Gül açar solar, yine dalı kalır.”  

İnsanın iz bırakması, haddini bilmesiyle mümkündür. Haddini bilmeyen, gücü kendinden zanneder; oysa güç emânettir. Emânete ihânet ise en ağır kayıptır. 

Garip bir dervişin yolu çölden geçecektir ama tek başına yola çıkmaya cesâret edememektedir. Yolun kenarında bekleyip çölden geçecek olan bir kervanın kervancı başından kendisini de çölü geçinceye kadar kervana kabul etmesini ricâ eder. Kervancı başının müsaadesiyle kervana kabul edilir derviş. Çöl yolunu yarılamışken eşkıya baskınına uğrarlar. Şâkiler kervanda ne var ne yok hepsini alıp giderken garip derviş arkalarından: 

— Efendiler! Kervancı başının üstündeki yelek çok kıymetlidir, onu da alın.” diye bağırır Şâkiler dönüp onu da alırlar… Çölün ortasında bütün varlığını eşkıyaya kaptıran kervancı başı hani uslup her şeydir denilirya… Meselâ  

— Yemek nasıl olmuş?” sorusuna: 

— Güzel olmasaydı yemezdim!” demek var. 

— Sen yaparsın da güzel olmaz mı?” demek var… Velhâsıl ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur…. sözünü düşünmeden dervişe dönerek: 

— Eşkıyânın yaptığı senin yaptığın kadar bana ağır gelmedi. Seni yolda gördük, hâline acıdık yanımıza aldık; yedirdik, içirdik. Bizden ne kötülük gördün de yeleğimi bile eşkıyâya aldırdın?” der. Derviş: 

— Açık aramaktan yorulan gözler elbette doğru ve güzel işleri göremez Efendi! Onların zulüm ve eziyetleri ve haddi aşmışlıkları o kadar çoğalmıştı ki, gayretullâha dokunmaya dört parmak kalmıştı. İşte senin yelek o dört parmağı da kapatır inşallah.” der. Bir müddet sonra devriye görevinde olan askerler eşkıyâyı yakalar ve malları sâhiplerine iâde ederler. 

Başta da söyledim… Bu bir menkîbe… Menkîbelerde yaşanmış olup olmadığından daha ziyâde verdiği mesaja bakılır. 

Öyle hadiseler yaşanıyor ki, değil İslâm, muharref dinlerde bile kutsal kabul edilen değerler ayaklar altına alınıyor; en çirkin günahlar ve haramlar işlenip, yaygınlaştırılıyor. 

Şehvet, şöhret, servet, makam, mevki insanı baştan çıkarıyor… Halbuki “Her imtihan bir imkân, her imkân bir imtihandı!” Hz. Lût’un nasihatlerine kulaklarını tıkayan inkârcıların hâlini anlatırken Rabbimiz: “…Onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (el-Hicr, 15/72) buyurmaktadır. Akılları devreden çıkmış, davranışlarının kontrolünü şehvetlerine teslim etmiş zavallılar. 

İnsan kısa süreliğine eline geçirdiği imkânlarla, sağlıkla Allâh’ın verdiği bedeni ve aklı O’na (cc) isyan için kullanır… Ne kadar yazık! Mevlânâ’nın anlatımıyla, aslanın başına konup, aslana meydan okuyan sinek gibi… “Aslandan korkmak için ceylan olmak gerekir.” 

İsyan ve haddi aşma gayretullaha dokunacak kadar çoğalmasın diye gayret etmek gerekir. Mezarlıkların nice şan, şöhret ve unvan sâhiplerinin mezar taşlarıyla dolu olduğuna iyi bakmak lazım. Bizden öncekilerin yaşadıklarından ve âkıbetlerinden ders almak gerekir: “Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak. Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar.” (el-Mü’minûn, 23/54-56) 

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurur: “Dünya, mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir.” Bu hadisle ilgili hicrî 9. asrın gözde hadis âlimi ve Mısır’ın baş kadısı olan İbn Hacer el-Askalânî, bir gün atının üzerinde heybet ve ihtişam içinde çarşıdan geçerken, yağ satan ve üstü başı kir-pis içinde olan bir Yahûdi yanına gelir. Atının yularından tutarak ona: 

— Ey şeyhülislâm, sen Peygamberinizin “Dünya mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir.” dediğini iddia ediyorsun; fakat sen nasıl bir zindandasın, ben nasıl bir cennetteyim?” diye sorar. Bunun üzerine İbn Hacer ona şu cevabı verir: 

— Allâh’ın âhirette bana hazırladığı nimetlere bakarak ben şu an zindanda sayılırım. Allâh’ın âhirette sana hazırladığı acıklı azaba bakarak da sen cennette sayılırsın.” Bu cevap üzerine iliklerine kadar sarsılan Yahudi îmanla tanışır. 

Şu hâlde dünya, mü’minlerin zillet ve âcizlik içinde değil, bilakis izzet ve vakar içinde yaşayacakları bir yerdir. Onlardan beklenen, dünya hayatını mâmur etmeleri, bunu yaparken de rızıklarına kefil olan Allah Teâlâ’ya kulluk etmeyi ve âhireti unutmamalarıdır. Kısacası, dünya konusunda mü’minlerden istenen, ölçülü ve dengeli olmaktır. 

 Yâni, geçici imkânlara aldanmamaktır. Çünkü bolluk her zaman rahmet değildir; bâzen istidrâc olur. Yâni kul, nimetlerle oyalanırken hakîkatten uzaklaşır. 

Bir başka beyitte şu uyarı vardır: 

“Gafletle geçen ömür, rüzgârda savrulan kül, 

Uyanmazsan ey gönül, kalmaz senden bir gül.” 

Gönül uyanırsa kurtuluş başlar. Uyanış ise ibretle mümkündür. Mezarlıklar bu yüzden sessiz bir vaazdır. Mezarlıklardaki her dikili taş, “Ben de vardım!” derken; tarih, “Sen de geleceksin!” diye fısıldar bizlere.  

Âsâr-ı Gönül de der ki:  

“Taşkınlık büyüdükçe rahmet çekilir, tevâzu arttıkça bereket iner. Nimetle şımarmak felâketin dâvetiyesidir; şükür ise rahmetin anahtarıdır. Haddini bilen korunur, haddi aşan savrulur...” 

Elbette anlayana, anlamak isteyene… 

Hâsıl-ı Kelâm! 

“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!” 

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile... 

 

  

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Ahmet Çelik

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları