Seheri olmayanın seferi olmaz!
Ahmet Çelik
Sabaha karşı seher vakti bereket vaktidir. Bu nedenle eskimeyenler; “Erken kalkan yol alır! Erken evlenen döl alır!” der.
Sabahın nasıl bir bereket vakti olduğunu, sabahta uyanık olanların nasıl bir berekete nâil olduklarını Mevlânâ verdiği bir cevapta şöyle ifâde eder. Adamın biri sorar:
— Efendim, koyun yılda bir veya iki doğum yapar. Nesli hem kasaplık hem de kurbanlık olarak kesildiği halde bir türlü tükenmez, aksine daha da çoğalıp devam eder ve sürüler halinde yaşarlar. Ama köpek nesli hem de birkaç tane birden yavruladığı ve kasaplık olarak kesilmeyip korunduğu halde bir türlü çoğalamaz. Koyun gibi sürüler hâline acaba neden gelemez?” der. Mevlânâ:
— Sabaha karşı seher vakti bereket vaktidir. Bu bereket vaktinde koyunlar asla uyumaz, hep uyanık olurlar. Köpekler ise hiç uyanık olmaz hep uykuya dalar, gaflette olurlar. Onun için koyun nesli seherin bereketine nâil olur. Köpekler ise bereketsizliğine mâruz kalırlar! Bu nedenle de sürü haline gelemezler!” der.
Mevlânâ kendisine sorulan bu soruyu, sabahın erken saatinde ayakta olmayla ilişkilendirir. Çünkü gönül ehli nazarında, gecelerin ve geceler içinde seherlerin müstesnâ bir mevkiî vardır.
Bu sebeple, saadetimizin sermâyesi seher vakitleridir. Seherler, âşıkların dert ortağı, âriflerin sırdaşıdır. Bu vakitlerde âşıkların dertleri ziyâdeleşir, aşkları coşar ve bu hâl hayat ve edebiyatımıza ilham kaynağı olur.
Nitekim, âşık, sevgilinin diyârından esen ve kendine has kokusu ile kalbe sinen o seher yeline içini döker ve ona şöyle seslenir:
“Ey bâd-ı sabâ, uğrarsa yolun semt-i harameyne,
Selâmımı arz eyle Rasulus-sekaleyne.”
Seher vakti aynı zamanda Neşet Ertaş’ta ise âşıkın mâşûkuna dileklerini sunduğu arz-ı hâl vaktine dönüşür:
“Seher vakti çaldım yârin kapısını,
Baktım yârin kapıları sürmeli,
Boş bulmadım otağının yapısın,
Çıkageldi bir gözleri sürmeli.”
Hak dostu âriflerin en çok üzerinde titrediği vakitler seher vakitleridir. Bu sebeple, “Âriflerin çarşısı seher vaktinde açılır.” derler. Âşık Himmet’te:
“Vakt-i seherde açılır perde,
Düştüğüm yerde derman sendendir.
Düşmüşüm kaldır kuvvetim oldur,
Ağlarım güldür derman sendendir.” diye dile getirir seher vaktini.
Bu yüzden seher vakti âşıkların gözü uyku tutmaz ve âriflerin gönlüne o vakitte rahmet kapısı açılmış olur ki uyanık olanlar bu ruh zevkini ve huzurunu hiç bir şeye değişmezler.
“Ehl-i aşkın dîdesi bîdâr olur vakt-i seher,
Can- ehl-i dil dolu esrar olur vakt-i seher,
Hakkı bîdâr ol seher vaktinde tembel olma kim,
Uyumak insana ayb u âr olur vakti seher.” Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dediği gibi.
Seher vakti, halvet vaktidir. Herkesin uykuda olduğu bir sırada, yatağından kalkarak Rabbine yalvarmak, meramını ağlayarak içini dökmek gibi bir nimet yoktur.
Şeyh Sâdi Şirâzi, sabah namazına âile efrâdını kaldırırken kundaktaki bebeğini de uyandırır. Eşi:
— Ne istiyorsun, o daha küçük bir bebek, niçin kaldırıyorsun?” deyince Şeyh Sâdi:
— O da şimdiden seherde ağlamaya alışsın.” der.
Seher vakti, insanın tabii çevresiyle hemhâl olduğu, onların da bütün güzelliği ile uyanışına şâhit olduğu vakittir. H. Hilmi Işık bunu ne güzel ifâde eder:
“Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da ibret al!
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da, ibret al!”
Hayatımızda seher vakitlerinin çok ayrı bir yeri vardır. Kur’ân ve hadislerde seher vaktinde yapılan duâların makbul olduğu bildirilir. Bir seher vakti gözyaşı ile yapılan duâ, binlerce topun ve tüfeğin yapamadığını yapar.
Âl-i İmrân suresi 16-17. ayetlerde cennetlikler şöyle müjdelenir: “(Onlar) ‘Rabbimiz, biz îman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru’ diyenler; sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” Bir başka ayette de şöyle buyurulur: “Onlar, geceleri az uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.” (Zâriyât, 51/17-18)
Efendimiz (s.a.v), Hz. Yakub’un çocuklarına söylediğini naklettiği: “Sizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.” (Yusuf, 12/98) buyruğunu açıklarken şöyle buyurur: “Yakub onların bu mağfiret isteklerini seher vaktine erteledi.” buyurdular.
Ebû Lübâbe’nin tövbesinin kabul edildiğine dair olan ayet (Tevbe, 102), Rasulullah’a, Hz. Ümmü Seleme’nin evinde iken bir seher vakti nâzil olmuştur.
Aynı zamanda yüce yaratıcı ile irtibatı koparan, sevgiliye ihânet eden inkârcı toplumların helâki de seher vakitlerinde olmuştur. “Elçiler “Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamayacaklar. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Eşin hariç, sizden hiç kimse geride kalmasın. Çünkü onların başına gelecek olan, şüphesiz onun başına da gelecektir. Onlar için belirlenen zaman, seher vaktidir. Sabah da yakın, değil mi?” dediler.” (Hud 81) (diyanethaber)
Âsâr-ı Gönül de der ki:
“Cenâb-ı Hakk’ın seher vakitlerine verdiği kıymet ve onun içine yerleştirdiği sırlar sayısızdır. İmâm-ı Nevevî; “Kalbin ilacı beş şeydedir.” der: Kur’ân-ı Kerim’i mânâsını düşünerek okumak, az yemek yiyerek mideyi boş bırakmak, teheccüd namazı kılmak, seher vakti Allah’a yalvarıp yakarmak, sâlih kimselerin sohbetinde bulunmak. Hülâsa, hangi açıdan bakarsak bakalım; İslâm medeniyeti “seher” medeniyetidir. Bunun yanında Batı medeniyeti ise “akşamcıdır.” İnsanları gece yarısına kadar eğlendirip, kuşluk vakti kaldırır. Unutmayalım ki “seherleri yok olan toplumların seferleri de olmaz, medeniyetleri de olmaz...”
Elbette anlayana, kalbini bu ilâhî ahenkle arındırmak isteyene...
Hâsıl-ı Kelâm!
“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”
Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...

