BIST14.641,56%0.45
USD48.2387%0,23
EURO55,8944 %-0.4
ALTIN6.908,74 %-3.0

Şaşmaz terazi! - 27

Ahmet Çelik

Abone OlGoogle News
05 Ekim 2026 12:20

Zamanı geldiğinde her hak sahibine hakları iâde edilir. Dünya hayâtında insanlara ve hattâ hayvanlara zulmederek onların haklarını gasbedenler, bu yaptıklarının cezâsını muhakkak bulacaktır.

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8) buyrulmaktadır. Nitekim ilâhî adâletin değişmez kânunu şöyle hatırlatır: “Zâlimlerin yaptıklarından Allâh’ı gâfil sanma! O, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrâhîm, 14/42)

Evet… Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla mahşerde ödemeye tehir edilirler.

Ama bu dünyada da yanına kâr kalmayan ve ödettirilen çok sayıda örnek mevcuttur; dünya üzerindeki birçok olayda olduğu gibi ibretlerle doludur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hakîkati şöyle dile getirir: “Zulümden sakının! Çünkü zulüm, kıyâmet gününde karanlıklar olacaktır.” Hakların gözetilmesi konusunda insanın muhâtabı sadece insan değildir. Kendisinin emrine verilen, kendi faydası için yaratılmış olan doğa ve hayvanlar da bu titizlikten pay almak durumundadır. Bu noktada, insanın yararına verilmiş her bir hayvan çeşitli haklara sâhiptir.

Aşağıdaki hikâye bu konuda bizlere ders vermesi bakımından dikkat çekici misallerden bir tanesi olsa gerek.

14-15 yaşlarında bir delikanlı sokakta bir cüzdan bulur. Bulduğu cüzdanı içine dahi bakmadan hemen karakola götürür ve teslim eder. Emânete riâyetin özü sanki şu mısrâda saklıdır: “Emânet ehline verilince, gönül Hakk’a eğilir.”

Karakoldaki komiser cüzdanın içini açıp bakar ki cüzdan şehrin en zenginlerinden birine âittir. Hemen adamı ararlar ve cüzdanı alması için karakola çağırırlar. Adam cüzdanı almak için gelir ama içeriye öyle hiddetle girer ki, cüzdanı bulan delikanlıya hiçbir şey sormadan bağırarak, hakâretler ederek:

— Bütün parayı bu almış. Paranın hepsi bu değil, soyup soğana çevirin. Şunu arayın üstünde ne varsa hepsini alın,” der. Delikanlı üzülerek, suçlanarak ve utanarak:

— Amca ben hiçbir şey almadım. İçine bile bakmadan cüzdanı olduğu gibi getirdim ve teslim ettim,” der. Adam karakoldakilere rağmen delikanlının üzerini arar, silkeler; cebinde bir lirası vardır. O bir lirayı da alır üzerinden. Delikanlı:

— Amca, o benim dört günlük simit param, ne olur onu alma,” der ama zâlim adam “Haksızlıkla yetim malı yiyenler, karınlarına ancak ateş doldururlar.” (Nisâ, 4/10) ilâhî fermânını aklına bile getirmediği gibi çocuğun yakarmalarını da dinlemez, alır delikanlının cebindeki bir lirayı. Ve bir beyit gibi iner hakîkat:

“Zulmün ateşi gizlidir, yakar bir gün sâhibini,

Mazlûmun âhı çıkar, bulur elbet tâlibini.”

Komiser insaflıdır, çocuk adına üzülür, adamı sâkinleştirir, iknâ eder ve der ki:

— Tamam, ikiniz de gidin. Olay zaten açıklığa kavuşur. Biz görüşür, sizi tekrar ararız,” der. İkisi de oradan ayrılırlar. Delikanlı ağlayarak çıkar karakoldan. Gözyaşları sanki şu hakîkati fısıldar:

“Mazlûmun âhı indirir Şâh’ı tahtından,

Hiç korkma, Hakk ayırır haklıyı haksızdan…”

Okula gider, bir de azarı okul müdüründen işitir geç kaldığı için. Delikanlı akşam saatlerinde okuldan eve geri döner. Dönerken ikindi vaktidir ve câmide bir cenâze görür. Komiser de o cenâzededir. Komiser delikanlıyı görünce:

— Gel buraya doğru,” der. Delikanlı komisere yaklaşır ve:

— Bu cenâze kimin, biliyor musun?” diye sorar komiser.

— Yok bilmiyorum efendim! Kimin?” der delikanlı.

— Sabah saatlerinde seninle tartışan adam var ya, cüzdanını bulduğun o zengin adam… Onun cenâzesi bu,” der. Delikanlı şaşırır, üzülür, nefesi daralır ama ne olduğunu, neden vefât ettiğini anlamaz. Tam cenâzeden uzaklaşacakken iki kişinin birbiriyle konuşmalarının sesi gelir kulağına. O iki kişiden biri diğerine şöyle demektedir:

— Bu kadar zenginlik, bu kadar varlık… Koskoca dünyâda boğulmaz da insan, bir liralık kahveyi içerken boğulur ve ölür.” Delikanlı bunu duyunca kendi cebindeki bir lira aklına gelir ve orada ağlamaya başlar…

Ve Resûlullah’ın (s.a.v.) şu îkâzına yer buldurur düşünce dünyâmızda: “Mazlûmun duâsından sakının! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” Hani çok güzel bir duâ var ya: “Zâlimlerden olmaktan Sana sığınırım Allâh’ım, ben mazlûm olmaya râzıyım.” Kimsenin hakkını yerde bırakmaz Allah. Kalbinizi ferah tutun o yüzden. Halk arasında yaygın ve yanlış bir değerlendirme vardır ki, devamlı söylenerek dolanır durur. Zâlimler kastedilerek yaptıkları kötülükler için “Yaptıkları yanlarına kâr kaldı” derler. Oysa hakîkat:

“Sanma ki zâlimin ettiği kâr olur,

Adl-i ilâhî şaşmaz, her şey yerini bulur.”

Hâsıl-ı Kelâm! Âsâr-ı Gönül der ki:

“Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Lâkin Allah aceleci değildir. Kimi kötülüğün cezâsını peşin verir, kimini mühlet verip âhirete tehir eder. Takdir ve mîzan yalnızca O’na âittir. Öyleyse kimse elindeki geçici güce, paraya ve makâma güvenip de zulme cüret etmesin. Unutulmasın ki; Allah ‘imhâl’ eder, yani kuluna tövbe etmesi, doğruyu bulması için mühlet tanır; fakat aslâ ‘ihmâl’ etmez. Tohumu zulüm olanın, hasâdı er ya da geç pişmanlıktır. Velhâsıl, Allah’ın koyduğu kânun değişmiyor, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor. Yani “Zulm ile âbâd olanın âkıbeti berbat olur…”

Elbette anlayana, kalbini bu ilâhî âhenkle arındırmak isteyene…

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile…

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Ahmet Çelik

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları