Ey tütüne haramdır diyen ahmak! -10
Ahmet Çelik
Varlık âleminde insan, sâdece et ve kemikten ibâret değildir; o, emânet-i kübrâyı omuzlayan, rûhuna ilâhî nefha üflenmiş bir cevherdir
. Bu cevherin kararmaması, aynasının is tutmaması için sâlih bir hayat ve selîm bir akıl şarttır. Cenâb-ı Hak, İsrâ Sûresi 26-27. âyet-i kerîmelerinde; “Gereksiz yere saçıp savurma.
Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleridir,” buyurarak, sâdece malın değil, sağlığın ve vaktin de israf edilmemesi gerektiğini ihtar eder.
Beden, bize emânet edilen bir mülktür; onu dumana boğmak, o mülke zulmetmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise; “Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de,” buyurarak, ferdin kendisine ve çevresine vereceği her türlü hasarı yasaklamıştır.
Can almaya devam eden sigara, dünyada her yıl milyonlarca insanın ölümüne sebep olmaktadır. Çok sigara içen Altıparmak Mehmed Efendi ile bunu duyan Şeyhülislâm Ebussuud Efendi arasında geçen ve gülümseten, ders almamız gerektiğine inandığım yaşanmış şu hâdiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Amerika kıtasının keşfinden sonra keşfolunup, bütün dünyayı saran tütün iptilâsı üzerine:
Bir acâyip bid’at gelmiş cihâna,
Aman ha değmesin ehl-i îmâna!
Duhan diye isim vermişler ona,
Tütsü verir, çıksın diye îmana!
Bazı imamlar nûş edip içerler,
İçip de mihrâba niçin geçerler?
Melekler istikrâh edip kaçarlar,
Şikâyet ederler varıp Rahmân’a.
Enbiyâdan hiçbir kimse içmedi.
İçin diye tembih dahî etmedi.
Seleften hiç kimse alıp, satmadı.
Ticâreti haramdır bezirgâna…” şeklindeki bu muhteşem beyitleri söyler. Kötülüğü, sıhhate zararı henüz yeterince bilinmeyip, hükmü verilmediğinden sigaraya alışmış, hem de çok sigara içen bir zât olan Altıparmak Mehmed Efendi’nin eline bu manzûme ulaşınca, manzûmenin yazılı olduğu kâğıdın arkasını çevirir ve:
Ey tütüne haramdır diyen ahmak,
Niçin haram olsun bir yeşil yaprak?
Tütün yetiştirmedi mi bu mukaddes toprak?
Haram olsaydı içer miydi Şeyh Altıparmak? Veya:
“Tütüne haram demiş birkaç nâdân-u ahmak,
Neden haram olsun, o da bir yeşil yaprak,
Mısır’da fetvâsın verdi allâme Altıparmak,
Haram diyenin başına vurunuz üç-beş tokmak.” Beyitlerini yazarak özel bir postayla gönderir Ebussuud Efendiye. O gece Altıparmak Mehmed Efendi bir rüyâ görür:
Rüyasında kıyâmet kopar, hesaplar görülür, Altıparmak Mehmed Efendi de cennete girmeye hak kazananlar arasında cennete girer. Kendisine yerini gösterirler, mükemmel ikramlar, serirler, koltuklar hazır... Geçer oturur. Tiryâkilerin canı iki yerde çok sigara ister. Biri; çok sıkıntılı anlarda. Diğeri; çok huzurlu anlarda. Altıparmak’ın da cennete varıp oturunca canı sigara ister. Hemen cebinden tabakasını çıkarır, sigarayı sarar, ağzına götürür, fakat yakmak için ateş yok. Etraftakilere sorar:
— Bunu yakacağım, ateş yok mu?” yanındakiler:
— Mehmed Efendi! Biliyorsun burası cennet, cennette ateş olmaz. Bunu tutuşturmak istiyorsan, bir koşu cehenneme gidiver!” derler.
O an sigara içme arzusu öyle bastırır ki, Mehmed Efendi elinde sigarası cennetten çıkar ve cehennemde sigarayı yakıp, tekrar cennetin kapısına yönelir. Yine o çok özlediği dumanlar içerisinde cennetin kapısına varır, bakar ki kapı kapalı. Kapıyı vurur. İçeriden seslenirler:
— Kim o?”
— Altıparmak Mehmed Efendi! Ben cennetlikler arasındayım! Açın kapıyı!”
— Ne istiyorsun?”
— Yerime geçmek istiyorum.”
— Altıparmak Mehmed Efendi, eğer cennete girmek istiyorsan, at ağzındaki ateşi, çünkü cennet ateş yeri değil!” şeklinde mukâbelede bulunarak içeri almazlar.
Altıparmak Mehmed Efendi bu cevabın sıkıntısı ile kan-ter içerisinde uykusundan uyanır, hemen abdest alır. Tövbe secdesine kapanır ve; «Tövbe yâ Rabbi, tövbe yâ Rabbi!» diye sabaha kadar tövbe istiğfar eder, ondan sonra da;
“Hâlda hâldaşım,
Sinde sindaşım,
Tarikatta yoldaşım,
Dünya ve âhirette kardaşım” Ebussuud Efendi’ye; diye başlayan uzun bir mektup yazar. Mektubunda; «Size gönderdiğim berbat-nâmeden (şiirden) dolayı sizden özür diliyor, affınızı istirham ediyorum.» diye bu büyük âlimden bağışlanmasını diler.
Bu hâdiseden sonra Altıparmak Mehmed Efendi bir daha sigara içmediği gibi, mürîdânını da sigaradan men eder. Ne diyelim! Darısı sigara içen kardeşlerimizin başına olsun.
Allah Rasülü, pek çok zorlukla karşılaştı ama umutsuzluğa düşmedi. En çok sıkıntı yaşadığı zamanda Rabbine sığındı ve mücâdelesine devam etti. Bizlerde bunun bilincinde olarak hareket etmeli, O’nun (s.a.v.) vârisi olarak biz de bu gayret ile bağımlı hâle geldiğimiz tüm kötü alışkınlıklarımızdan uzak durma gayret ve çabası içerisinde olmalıyız...
Hani Dervişe;
— Nereye?” derler de Derviş:
— Bilmem ki gidiyorum öyle işte. Çiçekleri ezmeden, gönülleri incitmeden... Evvelden ezele... Gidiyorum işte...” der. Peki:
— Nasılsın?” derler. Derviş:
— Bilmem! Mizanda belli olcak!” der. Evet, mizanda belli olacak her şey unutmayın.
Sigara vs. gibi olumsuz alışkanlığı olan insanların bir an önce bu kötü alışkanlıktan kurtulmalarını Cenâb-ı Haktan niyaz ediyorum.
Âsâr-ı Gönül de der ki:
“Can boğazdan gelir ama israf ve haramla gider. Akıllı insan odur ki; sonu ateş olan bir duman için, sonu ebedî huzur olan bir rızâyı fedâ etmez. Zîrâ ‘son pişmanlık fayda vermez’ buyurmuştur atalarımız. Rûhun şifâsı, nefsin arzularını dizginlemekte; kalbin huzuru ise tertemiz bir nefesle Rabbine yönelmektedir.”
Elbette anlayana, anlamak isteyene…
Hâsıl-ı Kelâm!
“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”
Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...

