BIST14.641,56%0.45
USD48.2387%0,23
EURO55,8944 %-0.4
ALTIN6.908,74 %-3.0

Basiret ve emek! - 29

Ahmet Çelik

Abone OlGoogle News
19 Ekim 2026 10:51

Mesnevî’de eski kültürlerden süzülüp gelen, bir bakıma insanlığın ortak malı sayılan çok miktarda hikâye yer alır. Mevlânâ, bunlardan bazılarını nereden aldığını kendisi söyler. Hikâyelerin çoğu da muhtemelen şifâhî kültürle edindiği birikimin eseridir.

Mevlânâ’nın Mesnevî’de çeşitli hikâyelere yer vermesinin amacı, bir fikri zihinlere daha iyi yerleştirmektir. O, çok basit ve etkili bir pedagoji kuralını uygulamıştır.

Teorik bilgi ve fikirlerin yalın olarak verilmesi son derece kuru ve itici olur. Hâlbuki bir olaya, bir hikâyeye bağlı olarak sunulunca kolay takip edilir ve hatırda daha iyi kalır.

İşte bu gönül adamının üstün yönlerinden biri de bu noktada kendini gösterir. O, en basit olayları, sıradan hikâyeleri bile son derece ustalıklı yorumlarla takdim etmesini bilmiştir.

“Mesnevî” ve “Fîhi Mâ Fîh”, bu yönden onun eğitici dehâsının örnekleriyle doludur. İşte onlardan hârika biri daha…

Otuz Beyin Gözü ve Ayaz’ın Gönlü

Bir gün beyleri Sultan Mahmûd-i Gaznevî’ye:

— Ayaz denilen bu hizmetçinin ne mârifeti var ki, sen ona otuz kişinin ücreti kadar ücret ödüyorsun?” derler. Sultan Mahmûd bu soruya o ân cevap vermez. Birkaç gün sonra beylerini de alarak ava çıkar. Giderlerken uzaktan bir kervânın geçmekte olduğunu görürler. Sultan Mahmûd beylerden birine:

— Git sor bakalım, bu kervân nereden geliyor.” der. Bey atını sürerek gider. Bir süre sonra geriye döndüğünde:

— Efendim kervân Rey şehrinden geliyor.” der. Sultan Mahmûd:

— Peki, nereye gidiyormuş?” diye sorunca bey susup kalır. Bunun üzerine hükümdar başka birini gönderir, o da gidip gelir:

— Efendim Yemen’e gidiyormuş,” der. Pâdişah:

— Yükü neymiş?” deyince o da susup kalır. Bu defâ pâdişah bir başka beye:

— Sen de git yükünü öğren.” der. Bey gider, gelir:

— Her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri,” der. Pâdişah:

— Peki kervân Rey’den ne zaman çıkmış?” diye sorunca, bey susup kalır, cevap veremez. Pâdişah böylece tam otuz beyi gönderir, otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremezler. Pâdişah son olarak Ayaz’ı çağırır:

— Ayaz, git bak bakalım şu kervân nereden geliyor?” Ayaz, saygıyla pâdişahın huzûrunda eğilerek konuşmaya başlar ve:

— Efendim, kervân görünür görünmez sizin merak ederek soracağınızı tahmin ettiğimden gidip gerekenleri öğrendim. Kervân Rey’den geliyor, Yemen’e gidiyor. Yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katırdan oluşuyor. Kervânda şu kadar insan var, onlardan şu kadarı silâhlı vs…” diye başlayarak kervân hakkındaki bilgileri en küçük ayrıntıya varıncaya kadar anlatır. Bütün bunları beyler ağzı açık dinlerler. Böylece Ayaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmiş, başaramadığı işi başarmıştır. Pâdişah beylerine döner ve:

— Ayaz’a neden otuz kişinin ücretine denk para verdiğimi anladınız mı? Görüyorsunuz ki bu bile, onun hizmetine karşı az geliyor,” der. Böylece Ayaz’ı çekemeyerek aleyhinde konuşan beyler utanırlar, yaptıklarına pişman olurlar. Mesnevî’de hikâyenin devâmında, mahcup duruma düşen emîrlerin şöyle dedikleri nakledilir:

— Bu bir anlayış, doğuştan gelen bir zekâ işidir. Allâh’ın bâzı insanlara verdiği özel lutfu ve ihsânıdır. Çalışmakla elde edilecek bir özellik değildir.” Onların bu mâzeretine karşılık sultan şöyle cevap verir:

— Şu hayat mücâdelesinde insan, başarıya ulaşamamış, zarar etmişse, bir şey elde edememişse, bu hâl onun gereği gibi çalışmamasından ileri gelmiştir. Eğer başarıya ulaşmış, kazanmış, kâr etmişse, bu başarı onun çalışmasından, çok gayret sarf etmesindendir.”

Bu hikâyeden, başarmak ve kazanmak için dikkatli, basîretli ve bilgili olmak yanında, olağanüstü bir gayret ve çalışmanın da gerekli olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Kazanmak için bir şeyler yapmak, başarmak gerekiyor. Hayat, tesâdüflerin değil, bir nizâmın eseridir. Elbette ki hayatta rastlantılar da vardır. Ama her başarı emek ister.

İnsan olmayı başarmak, birini, bir şeyi başarmak dünyânın en güzel şeyidir. Elbette ki bu süreçlerde bazı şeyleri de kazanabilirsiniz.

Kazanır iken her zaman bir şeyler harcamanız gerekmez. Ama başarmak için her zaman emek harcamanız gerekir. O yüzden hayâtınızda başarının sürekliliğini istiyorsanız emek ve zaman harcamanız gerekmektedir. Başarıya ulaşan insanlar hayâllerinin peşi sıra yürüyen kişilerdir.

“Arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır!” denilir ya. Kararlı ve emin adımlarla… Yoksa “bedava peynir ancak fare kapanında bulunur,” kat kat bedel ödemeniz gerekebilir.

Ayaz’ın gösterdiği bu basîret ve sadâkat, aslında kulun Rabbine olan kulluk ufkunu ve insanın dünyâya karşı duruşunu simgeler. Sâdece söyleneni yapan yarım akıllar değil; canla başla, ferâsetle ve muhabbetle yol alanlar menzile ulaşır.

Yüce Mevlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de insanın yegâne sermâyesinin gayret olduğunu açıkça beyân etmektedir: “Şüphesiz insan için kendi çalışmasından (emek ve gayretinden) başka bir şey yoktur.

Ve şüphesiz onun çalışması yakında görülecektir.” (Necm, 53/39-40) Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ise işini en güzel, en mükemmel şekilde yapanların Allâh katındaki değerini şu mübârek sözleriyle müjdeler: “Şüphesiz ki Allâh, sizden birinizin yaptığı işi en sağlam ve en iyi şekilde (ihsân ile) yapmasını sever.”

Şâir, Ayaz’ın lisân-ı hâliyle savunduğu o büyük gerçeği, yâni emeksiz ve gayretsiz bir hayâtın hüsrânını ne güzel dile getirir:

“Yatıp mahmûr olmak dâimâ, hüsrân-ı hüsrândır;

Çalışmak, çabalamak her nefeste farz-ı insandır.

Yol odur ki, cân koyasın uğruna her ân,

Emekle yoğrulmayan ömür, nihâyet bir yalandır…”

Mehmed Âkif Ersoy, Safahat’ında tembelliği ve “çalışmadan kazanmayı” uman zihniyeti mısrâlarında şöyle yerer:

“Allâh’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan…

Mânâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!

Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?”

Hâsıl-ı Kelâm! Âsâr-ı Gönül der ki:

“Her zerre kendi kaderinin fırçasıyla çizilir, ancak o fırçayı tutan el, gayretin ve niyetin ta kendisidir. Emek sarf edilmeden açılan kapı, sâhibine saray değil, ancak zindan olur…”

Elbette anlayana, kalbini bu ilâhî âhenkle arındırmak isteyene…

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile…

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Ahmet Çelik

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları