BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Asar-ı gönül… Agah ol - 3

Ahmet Çelik

Abone OlGoogle News
13 Nisan 2026 12:46

            Tasavvufta bir terim vardır; “âgâh olmak”… Uyuyan kişiyi, uyandırmak için yanına giden arkadaşı, şehâdet parmağıyla hafifçe yastığa vurur ve: “Efendi, âgâh ol” der. Sarsmak, bağırmak, gürültü ile uyandırmak yoktur bizim kültürümüzde. Yavaşça yastığa vurulur ve sessizce seslenilir. Uyandırılan kişi de huzurla uyanır ve “âgâh” olur. Nedir âgâh olmak sözlükte hangi mânâdadır ve tasavvufa nasıl girmiştir, nasıl âgâh olunur? Farsçadan dilimize geçen bu kelime; uyanık, basîret sâhibi, sırlara vâkıf, müteyakkız olmak mânâlarına gelir.

            Bu nedenle mü’min uyanık olur. Gaflette olmaz. Kâinâtı okur, gördüklerinden bir manâ çıkarır, olayları iyi yorumlar, çıkardığı dersten kendi üzerine düşeni yapar. Hani Halil Cibran’ın şiirinde “Tanrım Benimle Konuş” diyen adam gibi değildir. Gördüğünden ibret alır âgâh olan kişi. Basîret sâhibidir. Olacakları önceden sezer ve bilir, tedbirini de ona göre alır.

            Gaflet, insanın gözünü kapatan değil; gönlünü perdeleyen bir uykudur. Uyanık olmak ise sâdece görmek değil, görmeden önce sezmek, olmadan önce düşünmektir. İşte irfân ehlinin “basîret” dediği hâl budur. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakîkate işâretle: “Ey basîret sâhipleri! İbret alın.” (Haşr, 2) buyrulur. Bu îkaz, bakmanın değil, fark etmenin kıymetini hatırlatır. Çünkü ibret almak, hâdiseyi geçtikten sonra değil; gelmeden önce anlamaktır. İrfân ehli, basîreti işte böyle tarif eder.

            Mesnevîde bir hikâye vardır:

            Yaşlı bir adam altın tartacaktır ama terâzisi yoktur, gider evinin az ilerisindeki kuyumcuya:
— Oğlum, altın tartacağım, bana terâzini verir misin?” diye terâzisini ister. Kuyumcu:

— Amcacığım kusura bakma, bende süpürge yok” der. İhtiyar adam:

— Evlât, senden süpürge istemiyorum, altın tarttığın terâziyi istiyorum.” dediğinde kuyumcu:

— Amca özür dilerim ama bende kalbur da yok!” deyiverir. Sinirlenen ihtiyar adamın:

— Oğlum sen, benimle dalga mı geçiyorsun, işte burada duran terâzini istiyorum. Sen ise bana terâziyi vermek yerine ‘süpürgem yok, kalburum yok.’ deyip duruyorsun!” sözlerine karşılık kuyumcu:

— Amca altınların külçe değil, küçük altın tartacaksın. Ama sen yaşlı adamsın, altınları tartarken yere dökeceksin. Dökülen altınları toplamak için gelip bu defâ benden süpürge isteyeceksin, süpürge ile topladığın altınları çer-çöpten ve tozlardan arındırmak için de gelip kalbur isteyeceksin. Benim süpürgem de yok, kalburum da yok” der. Kuyumcu bâsiret sâhibi insandır. Olacakları önceden görmüştür.

            Yakını gören göz, göz değildir. Dağın arkasındaki düşman hakkında bilgi sâhibi olup planını ona göre yapan komutanı zafer bekler. Düşmandan bî-haber olan komutan yenilgiye mahkûmdur.

            Atalarımız bu hakîkati bir cümlede özetler: “Sonunu düşünen kahraman olamaz.”

            Lâkin bu söz, tedbiri terk etmek değil; cesâretle basîreti birlikte taşımaktır. Çünkü diğer bir atasözü de der ki: “Akıllı köprü arayıncaya kadar deli suyu geçer.” Fakat köprü kuran akıl, sel gelmeden tedbir alandır.

            Resûl-i Ekrem (s.a.v.) “Mü’min, bir delikten iki defâ ısırılmaz.” buyurur.

            Bu hadîs-i şerîf, basîretin en veciz ifâdesidir. Tecrübe, hatayı tekrar etmemektir. Görmek, ders çıkarmaktır. Ders çıkarmak ise âgâh olmaktır.

            Kelâm-ı kibârda denilir ki: “Ferâset, mü’minin zırhıdır.” Zırhı olmayan savaşçı nasıl savunmasızsa, basîreti olmayan insan da hâdiseler karşısında savrulur. İrfân ehli bu yüzden her adımını tartar. Çünkü bilir ki küçük bir ihmal, büyük bir kaybın başlangıcıdır. Niyâzî Mısrî:

            “Dedi ulular “levn‐i mâe levni inâ” dır şüphesiz,

            Kana boyanmış göz hemin Nîl ü Fırâtı kan görür.”

            (Ulu kişiler şüphesiz, “Suyun rengi kabın rengidir” dediler,

            Kanlanmış göz Nil ve Fırat nehrini kan görür.)

            “Şol câhil‐ü nâdânı gör örter Hakk’ı inkâr eder,

            Kâmil olanlar kâmilin herbir sözü bürhân görür.”

            (Câhil ve haddini bilmez Hakk’ı inkâr eder ve örter,

            Kâmil olanlar ise kâmilin herbir sözü işaret ve delil görür.)

            Cüneydî Bağdâdî’ye; “Hakk nasıldır?” diye suâl etmişler. Şöyle buyurmuş: “levn‐i mâe levn‐i inâ” Yâni: “Suyun rengi yoktur. Suyun rengi kabın rengidir.” Meselâ bardak mavi ise su mavi görünür, kırmızı ise kırmız, yeşil ise yeşil görünür. Bir insanın gözü ki kana boyanmışsa her bir nehrin suyunu kan görür. Hâlbuki nehirler kan değildir. Onun gözü kan gördüğü için kan görünür.

            Âgâh olmak; olmamış hâdiseyi sezmek, gelmemiş tehlikeyi fark etmek, yaşanmamış hatadan ibret almaktır. Çünkü basîret, aklın kandili; tedbir, hayatın emniyetidir.

            Âsâr-ı Gönül de der ki:

            “Gaflet, insana “olmaz” dedirtir; basîret ise “olabilir” diye düşündürür. Akıllı insan, yere dökülen altını toplamaya değil; altını dökmemeye çalışır. Âgâh olan kazanır, dalgın olan kaybeder.

            Gaflet, insanı yere dökülen altın gibi dağıtır; basîret ise her tâneyi toplayan süpürgedir. Yarını görmek isteyen, bugünün adımını dikkatle atar. Çünkü kazanan, güçlü olan değil; önceden görendir…”

            Elbette anlayana, anlamak isteyene…

            Hâsıl-ı Kelâm!

            “Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”

                Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Ahmet Çelik

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları