Zaman geçiyor
Adil Tarık Özkurt
Merhaba değerli okurlar,
“Zaman artık çok hızlı geçiyor.”
“Ne ara 2026 yılına geldik!”
“Hafta ne ara başladı ne ara bitti farkına varamadım”
Bu ve benzeri cümleleri hem kendimiz hem de etrafımızdaki insanlar çokça kullanmaya başladı.
Hatta bir ara üzerine komplo teorileri bile üretildi…
“Uzay-zaman çizgisini bozdular, artık zaman daha hızlı geçecek…”
Böyle bir teknolojinin olması mümkün mü bilemiyorum ama eğer mümkünse ve herhangi bir devlet bu teknolojiye zaten sahipse vay halimize…
Ama konumuza geri dönecek olursak gerçekten zaman eskiye göre daha mı hızlı ilerliyor?
Fiziksel anlamda zamanın akışında bir değişiklik yok. Saatler hâlâ 60 dakika, günler hala 24 saat.
Evrenin işleyişi açısından “zamanın hızlanması” gibi bir durumdan söz edemeyiz.
Ancak insanın zamanı algılama biçimi tamamen psikolojik ve göreceli bir deneyimdir.
Yani mesele saatlerde değil, zihnimizde.
Sevdiğimiz biriyle zaman geçirirken “Nasıl geçti anlamadım” deriz.
Ama sevmediğimiz bir yerde sevmediğimiz biriyle zoraki vakit geçirirken “Bir bitse de gitsek” deriz.
Bununla ilgili yapılan araştırmalarda, çocuklukta zamanın yavaş akmasının en temel nedeni, hayatın büyük ölçüde “ilklerden” oluşması olduğu görülmüş.
İlk kez okula gitmek, ilk arkadaşlıklar, ilk başarılar… Beyin yeni deneyimleri işlerken daha fazla dikkat ve enerji harcar.
Bu da zamanın daha dolu, daha uzun hissedilmesine yol açıyormuş.
Oysa yetişkinlikte hayat büyük ölçüde rutine biner. Aynı yollar, aynı işler, benzer günler…
Beyin artık “otomatik pilota” geçer.
Bir diğer önemli faktör de yaşın kendisidir. 10 yaşındaki bir çocuk için bir yıl, hayatının %10’una denk gelir.
40 yaşındaki biri için ise sadece %2,5. Yani aynı süre, yaş ilerledikçe zihinde daha küçük bir yer kaplar.
Bu da yılların “kısalmış” gibi hissedilmesine neden olur.
Gelişen teknolojiyle birlikte de hayatın hızı bu algıyla düzenleniyor. Gündemden sürekli haberdar olma, her bilgiye anında erişme, bir şeyi öğrenmek için çaba harcamama gibi…
Beynimizi bir şeyi öğrenmek için zorlamayı unuttuk. Teknolojinin nimetlerinden yararlanırken düşünmeyi, araştırmayı unuttuk.
Açıyoruz telefonu sosyal medyaya giriyoruz, bir video bitmeden diğerine geçiyoruz. Beynimize onu düşünme analiz etme fırsatı vermiyoruz.
Bu yoğunluk içinde zaman parçalanıyor, bütünlüğünü kaybediyor.
Günün sonunda “çok şey yapmış” ama “hiçbir şey hatırlamıyor” gibi hissetmemizin sebebi biraz da bu oluyor.
Peki bu akışı yavaşlatmak mümkün mü? Belki zamanı durduramayız ama onu daha dolu hissetmek elimizde.
Yeni şeyler denemek, rutinleri kırmak, bilinçli farkındalıkla anı yaşamak…
Kısacası hayatı “otomatik pilottan” çıkarıp yeniden direksiyon başına geçmek gerekiyor.
Çünkü zamanın nasıl geçtiğinden çok, nasıl hatırlandığı önemli.
Sağlıklı, mutlu ve huzurlu haftalar dilerim.

