Bilmek
Adil Tarık Özkurt
Merhaba değerli okurlar,
Günlük hayatta konuşurken birçok farklı kelime kullanıyoruz.
Girdiğimiz ortama göre, konuştuğumuz konuya göre bazen anlamını gerçekten bilmeden bazı kelimeleri telaffuz ediyoruz.
Çünkü hayat bizi buna itti. Herkes her şeyi bilmek zorundaymış gibi bir algı oluşturuldu.
Bildiğini zanneden biri, bilmeyen birini rencide etmek için her türlü fırsatı kollar oldu.
Sürtünme diyoruz, suyu şu pH derecesinde alın diyorlar, basınç diyoruz…
Ama dürüst olalım:
Kaçımız gerçekten ne dediğimizi biliyoruz?
Aslında mesele bilmemek değil.
Mesele, bilmediğimizi fark etmemek.
Bilmediğimizi fark etmeyip öğrenmeye de tenezzül etmiyoruz. Bilmemek ayıpmış gibi davranıyoruz.
Ama bu konuyla ilgili bile bir atasözümüz var “ Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.”
Mesela bugün bir ürün alırken “pH dengeli” yazısını görüyoruz.
İçimiz rahat ediyor. Çünkü kulağa bilimsel geliyor.
Ama pH’ın ne olduğunu bilmiyoruz.
Daha da önemlisi, bizim için gerçekten önemli olup olmadığını da bilmiyoruz.
“İnert malzeme” deniyor mesela.
Kulağa güvenli geliyor.
Evet, çoğu durumda güvenlidir.
Ama neden?
Çünkü tepkimeye girmez.
Yani içine koyduğun şeyle etkileşmez.
Ama biz bunu bilmeden, sadece kelimenin verdiği güven hissine inanıyoruz.
Aynı şey “yoğunluk” için de geçerli.
Bir şey ağırsa yoğun sanıyoruz.
Oysa yoğunluk, ağırlık değil; nasıl dağıldığıdır.
Ama biz hâlâ büyük olanı ağır, ağır olanı “yoğun” zannediyoruz.
“Sürtünme” kötü bir şey gibi anlatılır çoğu zaman.
“O kadar sürtünme var ki…” diye şikâyet eder araç üreticileri.
Oysa sürtünme olmasa…
Şu an oturduğun yerden ayağa kalkamazdın.
“Basınç” dediğimiz şey de öyle.
Genelde sadece tehlike ile ilişkilendiriyoruz.
Ama aslında basınç, hayatın kendisi.
Su içtiğinde de var, nefes aldığında da.
Belki de en çarpıcısı şu:
Biz bu kelimeleri anlamadan kullanmaya o kadar alıştık ki…
Artık bilgiye değil, kelimenin yarattığı hisse güveniyoruz.
Bir ürün “bilimsel” görünüyorsa,
Bir açıklama teknik kelimelerle yapılmışsa,
Sorgulamıyoruz.
Çünkü anlamak yerine, etkilenmeyi tercih ediyoruz.
Bilim aslında zor değil.
Ama biz onu zor sanmayı seviyoruz.
Çünkü anlamaya çalışmak yerine, anlamış gibi yapmayı tercih ediyoruz.
Belki de asıl problem şu:
Bilgiye ulaşamamak değil, ona gerçekten yaklaşmamak.
Bilgi ve öğrenmekten bahsederken Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük entelektüellerden biri olan Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızı da rahmetle anıyorum.
Büyük bir değerimizi kaybettik. Mekanı cennet olsun.
Sağlıklı, mutlu ve huzurlu haftalar dilerim.

