BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Çiğit ve telefon görüşmeleri

Tuğrul Kırankaya

Abone OlGoogle News
07 Ocak 2026 18:02

İsmet Çiğit bu kente gelmiş geçmiş en mükemmel gazeteciydi.

Daktilo ile yaptığı işlerin, çıkardığı gazetelerin halen ülkemizde bir örneği yok. Satış rakamlarının yakınından geçebileni dahi yok.

Tabii ki her şeyin bir dönemi var. Daktilo işi zora girince hiç istemeden bilgisayara geçme mecburiyeti. F-klavye kullanarak yazılan makaleler, haberler...

Teknoloji özürlüydü kendi tabiriyle. Telefonu tuşlu ve eski modeldi İsmet Çiğit’in.

Uzun yıllar internet gazeteciliği yaptı, yapmaya mecbur kaldı ama akıllı telefona da hiç geçmedi. Kullanmak istemedi.

Haftanın her günü saat 09.00’da Can Çiğit arardı İsmet abiyi... Aramazsa eğer ortalık ayağa kalkar, onun yanında bulunabilecek herkes teker teker aranır, uykusundan uyandırılırdı.

“Can telefona bakmadı. Acaba bir şey mi oldu?”

Her gün ama her ortamda mutlaka Ayşen Çiğit aranırdı.

“Bebek hanım nasılsınız? Anneniz Sevim hanım nasıl? Yine dışarı çıkacak mısınız?”

Flört eder gibi bir konuşma ve sonrası telefon kapanırdı.

Hiç kimseyi takmaz, yanında bulunanları bile umursamazdı.

Vakti geldiğinde o gün aranması gereken kişi mutlak aranır, sesini mutlaka duyardı.

Her pazartesi saat 11.00’de Sefa Sirmen aranır ve konuşulur. Hali hatırı, bir isteği olup olmadığı sorulur.

Telefon açılmadı, Sefa başkan cevap vermedi mesela... Saat 12.00 olana kadar defalarca aranır. Sonrası bütün aile yakınlarına ulaşılırdı.

Sefa başkan kırmızı çizgisiydi. Mutlaka sesini duymalı, iyi olduğuna emin olmalıydı.

Defalarca oğlu Tolga Sirmen’i, kaynı Alparslan ve Nail Seymen’i arayıp “İsmet abi başkana ulaşamamış, her hangi kötü bir durum yok değil mi?” diye aileyi ayağa kaldırmışlığımız da oldu.

Nazif Çanakçılı ve Hazım Özbay mutlaka aranırdı.

Her gün küçük oğlu Emir Çiğit aranırdı.

“Babalık naber. Nasıl gidiyor. Siz zaten devlet memurusunuz, nasıl gidecek işte. Benimki de soru mu?”

“Gelinim Hasret nasıl? Dünürler nasıllar? Çok selamlar herkese. Akşam Ayşen hanımı ara, torunu (Ekin Alp) göster mutlaka.”

Ve Kocaelispor muhabbeti başlardı aralarında...

Emir’in spor konusundaki bilgilerine çok güvenir ve önem verirdi.

Telefonu kapattıktan sonra bize mutlaka anlatır, araştırıp haberleştirmemizi de isterdi.

Kocaelispor’la ilgili söylediklerini mutlaka kendi kullanır ve makale yazardı hemen.

Emekli bayram ikramiyeleri mutlaka Ekin Alp Çiğit’e verilirdi. Önceleri çeyrek altın diye düşünmüştü ama sonra ekonomimiz malum, vazgeçti altın almaktan. Sadece parasını verdi.

Bu arada da gelini Hasret Çiğit’in öğretmenliği bırakıp, torununa bakması ve onu büyütmesini çok beğenmişti. Ekin Alp ile büyük bir insanmış gibi konuşup, her şeyi anlatmasını çok önemli buluyordu.

Salı günleri Metin Karan, Sedat Sapmaz ve Ahmet Kobak aranırdı. Salıyı adeta iple çekerdi. Kızılderililer’e çok kızar, çok eğlenirdi.

Çarşamba günleri Nezih Danyer ve Halit Toraman aranırdı.

Perşembe günlerine AK Parti günü derdi.

Ömer Polat, Başkan Karaosmanoğlu aranır, uzun uzun konuşulurdu.

Ve tabii ki gerçekten dostu olduğuna emin olduğu Fikri Işık mutlaka 1-2 sefer çaldırtılır ve kapatılırdı.

“Müsait olduğunda mutlaka döner, arar” der, endişe etmeden telefon gelmesini beklerdi.

Sayın Fikri Işık aramadıysa eğer perşembe günleri eve girdikten sonra telefonunu geç kapatır ve mutlaka sesini duymak için beklerdi.

İkisinin arasında imrenilecek derecede güven ve sevgi vardı ki, ilişkilerini kelimelerle de asla anlatamam.

İlk hastaneye yattığımızda mesela “Fikri beye mutlaka haber ver, bilgisi olsun” demişti.

Ben de o günden sonra yaşanan her süreci ilk önce Fikri beye bildirdim. Haberdar olmasını sağladım.

Kendisine de bizlere verdiği destek ve yardımlardan dolayı teşekkür ederim. Hastanenin her sürecinde ziyaret etti İsmet abiyi, yoğun bakıma kadar yanına girdi.

Her gün hem bizi, hem de Ayşen hanımı aradı, bilgi aldı.

Vefat ettiğini öğrendiği anda aradı ve eve geldi.

Cenazede, mezarlıkta, akşam okumasında yanımızdan ayrılmadı.

Vefanın sadece semt adı olmadığını, dostluğun nasıl yapılması gerektiğini, arkadaşlığın ne olduğunu hepimize gösterdi.

Cuma günü Hurşit Güneş hocam aranırdı. Çok uzun ve ülke gündemi hakkında konuşma mutlaka yapılırdı.

Kocaeli’nin sorunları konuşulur, çözümleri tartışılırdı.

Çok mutlu olurdu. Hurşit hocayla yaptığı görüşmelerinden, mutlu ve o günün makale konusuyla birlikte kapatırdı telefonunu.

Son zamanlarda Kadir Durmuş abiyi de haftalık arama listesine eklemişti. Fazla uzun sürmedi, sağlık sorunları fırsat vermedi.

Yanına her gittiğimde telefonunu uzatırdı, “Su son arayan numarayı telefonuma kaydet, bilmem kim aradı.”

Telefonu akşam eve gittiğinde Ayşen hanıma teslim edilirdi. Eve girdikten sonra dış dünya ile ilişkisini keserdi.

Ulaşmamız gerekirse eğer, acil bir durum olursa Ayşen hanımı arar, İsmet abiyi rica ederdik.

Uyumuyorsa eğer derdimizi anlatır, uyuyorsa onun bize dönmesini beklerdik.

Ama bir gerçek var ki; Ayşen hanım, Can Çiğit ve Emir Çiğit’i her gün arar, seslerini mutlaka duyardı.

Akşam bir yere davet aldık mesela, Ayşen hanım o anda mutlaka aranır, bilgi verilirdi.

“Ayşen ben akşam yemekte yokum. Tuğrul ile beraberiz. Fazla geç kalmam. Hadiii, hadiii...”

Karşı taraftan Ayşen hanım çok içmeyin, dikkatli olun falan diyor tabii. İşine gelmezdi bu tarz konuşma ve uyarılar da.

Yemek masasından, yemeğin sonuna doğru mutlaka Ayşen hanım aranır, bilgi verilirdi. İki eli kanda olsa yapardı bunu, hiç kimseye kulak asmazdı.

Bazen kızdırmak için İsmet abiyi, “Abi kılıbıklığın kitabını yazarsın sen. Her şeyi tamam anladım da, eve girer girmez telefonu kapatmak nedir?” derdim.

“Çapkın adam telefonunu kapatır, evde kullanmaz” diye cevap verir gülerdi.

Senden sonra İsmet Çiğit’in aslında nasıl bir kılıbık olduğunu yazıp, herkese anlatacağım derdim, kabul etmezdi de hiç.

Bir de onu çok kızdıran bir konu vardı ki, Zerrin ve ben çok gülerdik bu haline.

O esnada birinden bahsediliyorsa ben hemen o an arardım. O kişiye ulaşır, konuşur bilgi alırdım.

İsmet abiye de “sen de arasana abi bilmem kimi” diye ısrar ederdim.

Önce bağırır çağırırdı. “Ben kimseyi aramam Tuğrul, kızdırma yine beni. Bende aranacak adamların günleri vardır. Onun dışında hiç kimseyi arayıp, bir şey sormam” diye yüksek sesle konuşurdu.

Ama birkaç dakika sonra elinde tuşlu telefon o kişiyi arar ve konuşurdu.

Defalarca yanlış numara çevirip, konuşup. Sonra bana kızmışlığı vardır.

Mesela Bülent Özer’i arayıp, bilgi almamız gerekirken, Özer Altan abiyi arayıp halini hatırını sormuşuzdur.

Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu’nu aramamız gerekirken, hiç istemese de yanlışlıkla Ayhan Aydın Çubuklu’yu arayıp, boşu boşuna anlattığı hikayeleri dinlemek zorunda kalmıştır.

Şimdi düşündükçe hem gülüyor, hem de ağlıyorum.

Büyük adamdı İsmet Çiğit, özel ve güzel insandı.

Herkes hakkında, her şey hakkında fikri ve bilgisi vardı.

Kentin kendisinin ve insanlarının hafızasıydı.

Kalemi ile anlatamayacağı bir konu, yazamayacağı bir makale yoktu.

“İsmet abi, bilmem kimin ölüm yıl dönümü. Bir portre yazar mısın abi?”

“Tuğrul geçen yazdık ya onu, nereden çıktı şimdi bu?”

Geçen diye bahsettiği, en az bir sene öncesi. 5-6 sene öncesi olanı bile vardır belki de.

Çok güler, çok eğlenirdik.

Bugünlük bu kadar diyelim...

İsmet Çiğit’in, abimin, dostumun tekrardan mekanı cennet olsun.

Benden söylemesi.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuğrul Kırankaya

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları