BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Çiğit o yazıyı yazmadı 

Tuğrul Kırankaya

Abone OlGoogle News
06 Ocak 2026 18:02

Pazar günü İsmet Çiğit’i Fevziye Camii’nde gerçekleşen ve herkesi hem üzen, hem de bir araya getiren cenaze namazı sonrasında dualarla ebedi istirahatgahı olacak olan Bağçeşme’ye götürüp defin ettik. 

Numan Uysal ve Mehmet Ali Karadaşlı hocalarımın duaları ile mezarına koyduk, üzerine toprağını attık. 

Mehmet Ali hocanın İsmet abi için yaptığı son konuşması benim gözlerimden yaşlar dökülmesine de vesile oldu. 

Gerçi öldüğü haberini aldıktan sonra ve cenaze sırasında da hiç kimsenin konuştuklarına cevap dahi veremedim. Boğazım düğümlendi, adeta sesim kesildi. 

Konuşmak için ağzımı açsam eğer hıçkıra hıçkıra ağlayacağımdan da emindim. 

Sadece sustum ve herkesi dinledim. Bunun için hiç kimse kusuruma bakmasın. Haklarını helal etsinler. 

“Beni mezarıma sen koy” demişti defalarca, “Bunu ancak sen yapabilirsin” diye de eklemişti. 

Can ve Emir Çiğit’in mezara inmesinin daha uygun olacağını düşündüm ve başlarında durup son kontrollerini de yaptım. 

Fevziye Camii görevlisi Abdullah abiye de, “Mezarıma tahtaları sen diz, bunlar onu düzgün beceremez” demişti. Onun da öyle istediği gibi olmasını sağladım. Merak etmesin. 

Şimdi düşündükçe hatırlıyor ve hem ağlıyor, aynı zamanda hem de gülüyorum. 

İsmet abiyle ilk çalışmaya başladığımız zamanlarda cuma günü eve girer, pazartesi gününe kadar hiç bir yere çıkmazdı. 

Ses Kocaeli’de ve Son Kale Gazetesi’nde de böyle olmuştu. 

Mavi Kocaeli Gazetesi’ne başladıktan sonra kendisi cumartesi günleri de gazeteye gelmek istedi. Uzun süre sadece pazar günleri dinlendi. 

Sonrasında da söylenmeye başladı, “Yoruluyorum ben artık, yaşlandım” dedi. 

Zerrin ile konuşup, cumartesi-pazar günleri evde olması ve biraz da olsa dinlenmesi için hızlıca karar aldık. 

Çok özel bir ortam, çok yakın bir cenaze olursa hiç istemese de hafta sonu mutlaka evden çıkar ama çok fazla söylenirdi. 

Yine o günlerin birinde; 

“Abi Allah geçinden versin de, sen kesin pazar günü öleceksin” deyiverdim. Bir an da hem de söyledim. 

“Ne oldu, içine mi doğdu. Pazar günü insanlar rahatsız edilir mi hiç. Olmaz öyle bir şey” diye cevap verdi. 

“Tamam abi, bir şey olmaz. Sen hiç merak etme” diye de konuşmuşluğumuz olmuştu. 

Bir gün yine çok hastalandı. Gazeteye gelip gitmekte zorluk çekmeye başladı. Nefes alamıyor, rahat yürüyemiyordu. 

Sigarayı bile içmek istemiyordu hiç canı. En büyük korkusu da sigara içememek, sigarasız kalmaktı. Son paketini açtığında başlardı; “Sigaram bitti. Tuğrul al şu parayı, dışarı çıkınca bana sigara al” 

“Vefatımdan sonra açılmak üzere mektup yazacağım. Can Çiğit, Zerrin ve sen yayınlayıp yayınlamamakta, içerisinde değişiklikler bile gerekirse yapmaya karar verebilirsiniz. Ama başka hiç kimse müdahale etmesin. Çok ayıp olur, çok yanlış olur diye dahi düşünmesin.” dedi. 

“Ne yazacaksın acaba abi?” dediğimde de anlatmaya başladı.  

“Bir kere kesinlikle şunlar şunlar cenazeme gelmesinler. Fevziye Camii’nin yakınında dahi bulunmasınlar” diye söyledi. 

Sadece sustum ve dinledim.  

Haklıydı aslında. Sağlığında yanında durmayanlar. Sırf gücü varken, her sözü emir olarak sayılıp geçerken yanındaymış gibi olanlaraydı kini ve nefreti. 

Tanıdığını sandığı, yıllarca sırtında taşıdığı isimlereydi öfkesi. 

Özgür Kocaeli Gazetesi’ndeki işinden ayrılmasına sebep olanlara, ceketini alıp çıktığında yanında yürüyüp gazeteyi onunla birlikte terk etmeyen çalışma arkadaşlarına ve yıllarca mahkemelerde sürünmesine sebep olan kardeşi ve siyasi isimlereydi kızgınlığı ve kırgınlığı. 

“Sen bunları yazma abi sakın” dedim. 

Beni dinlemedi, köşesinden bunu böylece yazacağını da herkese deklare etti. 

Şimdilerde ise hemen hemen herkes o mektubu yazıp yazmadığını bana soruyor. 

Herkes için cevaplıyorum, yazmadı. 

Aslında yazamadı... Hiç kimseye kıyamadı İsmet abi. 

Tanıdığım ve bildiğim gibi oldukça fazla mert ve bir o kadar da yufka yürekliydi. 

Kendisiyle konuşulduğu zaman, anlatılan bir şeye önce çok fazlaca hiddetlense de kendisini hemen düşünüp karşısındakinin yerine de koyabilen birisiydi. 

Biraz düşünür ve haklının hakkını daima kendisine verirdi. 

Çok rahattı da aslında her anlamda. Hayatı boyunca da rahat yaşamış, rahat davranmıştı.  

Yalan bilmezdi. Sırf bu sebepten bile hiç kimseden hiç bir zaman çekinmez, kıvırmazdı. 

Kendi yazdığı bir şeyin okunup, sadece düzenlenmesini isterdi. 

“Seninle ilgili birisi bir şey yazdıysa, en hızlı şekilde ona cevap vermelisin” derdi. 

Gömmek istediği kişiyi, yazısında överken bir yerinde mutlaka da gömerdi. 

Zerrin ile ilk biz yazdığı makaleyi okuyup, çok gülerdik. Sonra odasına gidip, konuyu açıp daha da fazla hep birlikte gülerdik. 

Şunu da gerçekten eklemek ve özellikle belirtmek isterim, yanlış anlaşılmalarında önüne geçmek için açıklama yapmalıyım diye de özellikle ilave etmeliyim. 

Metin Karan’ı, Hayrettin Albayrak’ı anlatırken yere göğe sığdıramazdı. Aziz’i, emekliye ayrılan Murat Yoldaş’ı çok severdi. Uğur Uludağ ile zaten birlikteyiz onu da ayrı sever ve sayardı. 

Kavgası da herkese olan sevgisindendi aslında, siniri ve kırgınlığı hepsi bu sevgiden dolayıydı... 

Defalarca konuşmamıza rağmen geçmiyordu hiç kimseye kini, öfkesi. 

Belki de çektiği sıkıntıları, bunca ızdırabını bu şekilde arka plana atıyor ve içerisindeki kavgayı bu şekilde dışarı vuruyordu. 

En sevdiğine en çok kızar bağırırdı. Eşi Ayşen hanıma ve özellikle de büyük oğlu Can Çiğit’e... 

Bu dünyada en çok sevdiği ve değer verdiği insanlarda ikisiydi aslında. Aşıktı her ikisine de. 

Şuna emin olun ki, son iki ay hiç sigara içmedi. Belki de kendini bu yüzden bıraktı, güçsüzleşti. 

Çok uzattım yine yazıyı, farkındayım. Konu dağılmadan da biraz toparlayayım. 

Cenazeyi defnettik. Fevziye Camii’nde akşam namazı sonrasında okumasını yaptık.  Pazartesi ofise geldik, hemen işimize başladık. 

İslam Keleş, Zerrin Çelik ve ben aramızda küçük bir toplantı yaptık. 

İsmet Çiğit varmış gibi, onun belirlediği çizgiden asla sapmadan devam etme kararını aldık. 

Bugünden itibaren Mavi Kocaeli Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Çiğit’in ardından büyüğümüz, gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Orhan Balcı ile birlikte mücadele edeceğiz. İnternetimiz ise Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Zerrin Çelik’e emanet devam edecek. 

Ben mi ne oldum? 

Ben Mavi Kocaeli Gazetesi’nin Son Kalesi olarak görevime devam edeceğim. Nerede görmek isterseniz orada olacağım. Koşturmaya, hiç yorulmadan devam edeceğim. 

İsmet Çiğit abimin tekrardan mekanı cennet olsun. Rahat ve huzur içerisinde tekrardan buluşacağımız günü beklesin. 

Onun fikirleriyle, onu gazete anlayışı ve görüşleriyle yola hiç durmadan devam ediyoruz. 

Benden söylemesi. 

 

 

 

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuğrul Kırankaya

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları