Bir varmış, bir yok
Tuğrul Kırankaya
On bir gün oldu, İsmet Çiğit’i toprağa verdikten sonra…
Onun yazdığı ve istediği gibi Fevziye Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrasında, omuzlarda Bağçeşme Mezarlığı ve dualarla birlikte uğurlanışının üzerinden on bir gün geçti.
İzmitliydi İsmet abi.
İzmit’te dünyaya gözlerini açmış, İzmit’te hayatının tamamını yaşamış, İzmit’te son nefesini vermişti.
İzmit’ti biraz da İsmet abi, yerlisi, köylüsü ve kentlisi.
Kandırası, Karamürsel’i, Gölcük’ü, Kartepesi ve en çokta Körfezi’ydi.
Doğma büyüme Kocaelisporluydu İsmet abi, hem de öyle böyle de değil hani. Kolunu kessen, kanı aksa yeşil-siyah türünden. Örneği ve asla tarifi olmayacak cinsten.
Maç günleri Kocaelispor formasını üstüne giyer, öylece beklerdi beni. Kar-kış dinlemez, tir tir titrer ama formasıyla öylece beklerdi evin önünde.
“Abi hasta olacaksın, üstüne mont giy, ya da formayı yanına al ofiste giy, maç saati geldiğinde giy üzerine” telkinlerimize de hiç uymazdı.
Yine bildiğini yapar, üşüye üşüye beklemeye devam ederdi. Maçtan sonra birkaç gün burnunu çeke çeke otururdu odasında, yazılarını hasta olduğu için “Allah’ım al canımı, yeter artık, bu ne eziyet” diye bağıra çağıra yazardı.
Sıcağı hiç sevmez, odasında peteğini ve ısıtıcıları açmadan çalışırdı. Üşüdüm, çok soğuk lafını ağzından hiç duymadım.
Keyif adamıydı İsmet abi, tek konforu da sigara içebileceği bir koltuğu ve bilgisayarı olmasıydı. Bir de vazgeçilmezi F klavyesi, olmazsa olmazıydı.
Diz üstü bilgisayar bile kullanması gerekse, harici klavyesi elinde gezer, dolaşırdı.
Kül tabağı ağzına kadar dolar, her boşalttığımda “Boşaltma, daha çok içerim” diye de dalga geçerdi.
Yazı yazarken, haber yaparken yanında top patlasa oralı olmaz, işini tamamlardı.
Randevusuz misafire çok kızar, söylenirdi. Randevulu gelenler de uzun otururlarsa eğer birden söylenmeye başlar “Biz daha gazete yapacağız, sizin işiniz yok sanırım” diye de lafı gediğine koyardı.
Aksiydi, hayata öfkeliydi ama bir o kadar da yufka yürekliydi.
Birkaç defa yanına gelen, aslında hiç tanımadığı insanlara maddi yardımlarda bulunduğuna şahit olmuştum.
Cebindeki parayı paylaşmaktan, harcamaktan hiç çekinmezdi. Kendine sadece sigara ve bira alır, kalan bütün parayı eşi Ayşen hanıma teslim ederdi.
Benim iban’ım, kredi kartım yok derdi, her yerde, herkese de bu şekilde anlatırdı. Ama her ikisi de vardı aslında, Ayşen hanım kullanır, evi o çekip çevirirdi.
Her akşam eve giderken “Abi eve gitmedin bir şey lazım mı diye arayıp sorsana” dediğimde bağırır çağırırdı.
“Bir şey lazımsa alsınlar, ben uğraşamam o işlerle” diye de üstüne basa basa ifade ederdi.
Telefonla kendisini arayan sigorta şirketlerindeki bayanlara önce kükrer, sonra kendine teklif edilen bütün sigortaları yaptırırdı.
“Abi yine dolandırıldın dimi” diye sorduğumda da çok kızar, söylenirdi. Bir ara önüne geçemeyince, kredi kartını iptal ettirdim. Birkaç ay rahat etti, sonra yine her arayana sigorta yaptırmaya devam etti.
En son, maaşını çektiğinde saldırı olur da parası çalınırsa geri almasını kapsayan bir sigortaydı.
“İsmet abi, sen hiç kendi maaşını bankamatikten çektin mi?” dediğimde de yine yanlış sigorta yaptığını anlamış, gülmüştü.
Banka kredilerini aksatmış, bir süre ödeyememiş. Biz birlikte çalışmaya başladıktan sonra gidip, yapılandırdık. Tamamını ödedi. Borç bitince de, “Beni İş Bankası’na götür. Kendime kredi kartı alayım. Yemeklerde falan oradan çekerim” deyip durdu.
Hiç gidemedik İş Bankası’na ve alamadık o kartı da. Nasip olmadı. Fırsat da…
Şeker hastalığından ve sigara tüketiminin fazlalığından mütevellit, ayaklarındaki kan dolaşımı sıkıntılıydı. Renk değişimi, daha sonra yaralar oluşmasına da sebep oldu.
Dizlerine kadar kızarıklık ve su toplamaya başlamış, su toplayan yer patlayınca oluşan yaralar hiç düzelmedi.
Enfeksiyon servisinde başlayan tedavi sürecimiz, yoğun bakımda sonlandı.
İsmet abinin bir tezi vardı, kendi hakkında.
“Babam 50’li, kardeşim Nahit 50’li yaşlarda vefat etti. Ben de bu yaşlara kadar yaşayacağımı hiç düşünmedim. Onun içinde kendime hiçbir zaman bakmadım. Sigarayı da, alkolü de içmeye devam ettim.
Ben bilsem böyle yaşayacağımı, yaşlanacağımı, önlemini almaz mıydım?
O kadar cahil birisi miyim?”
Belki de haklıydı. Belki de biz de böyle yaşamalı, hayatı dolu dolu tamamlamalıydık.
Doğrusu hangisi gerçekten karar vermekte zorlanıyorum ama bir gerçek de var ki; sağlık her şeyin önünde olmalı. Sağlıklı olmak için mücadele vermeli, uğraşmalıyız.
Hayatı bir yerinden yakalamalı ama sağlıklı kalmak içinde kendimize yaşam biçimi planlamalıyız.
Son kulvar da bile olsak, hastane köşelerinde sürünmemek için yapmalıyız tüm bunları.
Ayakta yaşamalı, daima ayakta ölmeliyiz.
Benden söylemesi.

