BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Zincirsiz ruhun manifestosu

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
06 Aralık 2025 14:26

Özgürlük... kelimenin kendisi bile kulağa bir rüzgâr gibi gelir. Ucu bucağı olmayan bir ufuk, dokunulmamış bir orman, sonsuz bir deniz gibi. Ama çoğumuzun hayatında bu rüzgâr pencerenin dışında eser. Biz içeride, kendi ellerimizle ördüğümüz görünmez kafeslerin içinde, “özgürüm” diye kendi kendimizi kandırırız. Oysa özgürlük, yalnızca zincirlerin kırılması değil; zincirin neden var olduğunu sorgulama cesaretidir. Gerçek özgürlük, ne başkalarına ne de kendine yalan söylemeden yaşamaktır.

Toplum, bize doğduğumuz andan itibaren “olmamız gereken” biri çiziyor. “Şunu yapma, bunu giyme, şöyle konuşma, böyle düşünme.” Yani, daha kim olduğumuzu anlamadan üzerimize bir kostüm geçiriliyor. Çocukken “hayal et” deniyor, ama büyüyünce “gerçekçi ol” diye azarlanıyoruz. Fakat özgür insan, o çocukluk hayaline tutunabilen insandır. Herkesin aynı yöne baktığı bir dünyada farklı tarafa yürüyebilmek, en büyük devrimdir.

Kimi için özgürlük maddidir: borçsuz bir hayat, kimseye muhtaç olmamak, istediği yerde yaşamak. Kimi için ise zihinseldir: geçmişin travmalarından kurtulmak, başkalarının onayına ihtiyaç duymamak, kendi sesini duymak. Herkesin zinciri farklıdır, ama her zincirin anahtarı aynı yerde saklıdır: insanın kendi içinde. Çünkü özgürlüğün dışarıda bir kapısı yoktur, içeride bir fark edişi vardır.

Kendini tanımadan özgür olunmaz. Eğer kimin için yaşadığını, neden çalıştığını, kime kızdığını bilmiyorsan, senin iradeni başkaları yönetiyor demektir. Gerçek özgürlük, kendi iç dünyanda hâkimiyet kurmaktır. Korkularını bastırmak değil, onlarla oturup çay içmektir. Hatalarını saklamak değil, “evet yaptım ve öğrendim” diyebilmektir. Çünkü utanmadan yaşamak da özgürlüğün bir parçasıdır.

Zihnimiz bazen hapishanemizdir. “Yapamam, geç kaldım, çok zor” cümleleriyle örülmüş demir parmaklıklar… Ama bu parmaklıkları yıkan bir cümle var: “Neden olmasın?” İşte o soru, insanın ruhuna ilk özgürlük kıvılcımını çakar. Çünkü her devrim bir soruyla başlar. Düşünmenin, sorgulamanın, inanmanın ve bazen de inanmamayı seçmenin hakkını korumak… bu da özgürlüktür.

Ama özgürlük, disiplinsizlik değildir. Her şeyi reddetmek, kuralsız yaşamak, “ben böyleyim” diye herkesi kırmak özgürlük değil, bencilliktir. Gerçek özgürlük, başkalarının alanına dokunmadan kendi alanını büyütebilmektir. Hem saygılı hem bağımsız olabilmektir. Kendi yolunda yürürken başkalarının yolunu kapatmamak, güçlü bir karakterin göstergesidir. Çünkü özgürlük, sorumluluktan kaçmak değil; onu bilerek seçmektir.

Sevmek bile özgürlüğün bir formudur. Sahiplenmeden sevmek, beklentisiz sevmek, “sen ol ama benim istediğim gibi değil, kendin olarak kal” diyebilmek... Bu cümleyi kurabilen insan zaten zincirlerini çözmüştür. Çünkü sevgiyle özgürlük birbirini tamamlar. Biri bağ kurar, diğeri o bağı sıkılaştırmadan korur.

Modern çağda özgürlük paradoksal hale geldi. Sosyal medyada “özgün” görünmek için birbirine benzeyen milyonlar… Tüketimle beslenen sahte bir “ben olma” hali. Ama özgürlük, akıntıya kapılmamak demektir. Trendin değil, kendi iç sesinin peşinden gitmektir. “Ne derler?” sorusunu “Ben ne isterim?” sorusuyla değiştirmektir. Çünkü özgür birey, toplumun onayına değil, kendi vicdanının huzuruna ihtiyaç duyar.

Zaman da bir zincirdir bazen. “Yarın yaparım” diyerek ömrünü bekleme salonunda geçiren milyonlar var. Oysa özgür insan, zamanı kullanır; ona boyun eğmez. Bugünü yaşar, çünkü bilir ki yarın bir söz değil, bir ihtimaldir. Ve ihtimallerin dünyasında yaşamak, korkaklara göre değildir.

Kendinle barışmadıkça, dünyayla barışamazsın. Kendi sesini kısmış bir insanın, başkalarının sesine tahammülü olmaz. Gerçek özgürlük, iç sesinle gürültüsüz bir barış yapmaktır. “Ben buyum” diyebilmek, başkası olmayı istememektir. Çünkü özgürlük, kim olduğunla gurur duymaktır; kim olamadığına üzülmemek.

Bir gün herkes kendi hapishanesinin gardiyanı olduğunu fark edecek. Kapı aslında hep açıktı; sadece cesaret edip dışarı çıkmak gerekiyordu. İşte o an, dünya genişler, gökyüzü açılır, nefes almak bile başka hissettirir. Çünkü insanın en büyük zaferi, kendi zincirlerini fark edip onları sessizce yere bırakabilmesidir.

Sonuçta, özgürlük bir varış noktası değil, bir yürüyüştür. Her adımda biraz daha çözülürsün, biraz daha hafiflersin, biraz daha kendine yaklaşır ve sonunda anlarsın:

Gerçek özgürlük, hiçbir şeye sahip olmamakta değil; hiçbir şeyin sana sahip olmamasındandır.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları