Temiz düşünmenin gücü
Tuana Yılmaz
Bazen en büyük gürültü, dışarıdan değil, içeriden gelir. İnsan zihni, bir şehrin kalabalığı gibidir: sürekli konuşan düşünceler, bitmek bilmeyen “ya şöyle olursa”lar, geçmişe takılı sesler ve geleceğe dair kaygıların karmaşası… Oysa bütün bu hengamenin ortasında, sessizliği bulmak, zihni temizlemek; insanın kendine verebileceği en büyük hediyedir. Temiz bir zihin, yalnızca sakin bir kafanın ürünü değildir; aynı zamanda farkındalığın, kabullenişin ve özgürlüğün sonucudur. Çünkü zihin, kirini düşüncelerle değil, o düşüncelerin altında yatan duygularla biriktirir. Kırgınlık, öfke, suçluluk, pişmanlık—bunların her biri birer gölge gibi zihin odalarına siner. Temizlemek demek, o gölgelerle yüzleşmek demektir.
Bir zihni arındırmanın yolu, kaçmaktan değil, bakmaktan geçer. Düşünceleri bastırmak değil, onların içinden geçmek gerekir. Çünkü bastırılan her düşünce, suyun altına itilen bir top gibi daha güçlü bir şekilde geri döner. Zihnin temizliği, düşünceleri yok etmekte değil, onları oldukları gibi kabul etmekte gizlidir. Meditasyon, dua, doğada uzun yürüyüşler, hatta sessiz bir kahve molası bile bu arınmanın kapılarını aralar. İnsan kendini susturmayı öğrendiğinde, dünyanın sesi bambaşka gelmeye başlar. O zaman fark ederiz ki aslında hiçbir şey karmaşık değildir; karmaşık olan, bizim onu fazla düşünmemizdir.
Temiz bir zihin, sadece dingin değil; keskindir de. Çünkü gürültü azaldıkça, sezgiler berraklaşır. Ne istediğimizi, neye yöneldiğimizi, hangi duygunun gerçekten bize ait olduğunu daha net görürüz. Zihinsel temizlik, düşünceleri durdurmak değil, düşüncelerin arasındaki boşluğu fark etmektir. İşte o boşlukta huzur yaşar. O boşlukta, insan kendi özüne yaklaşır. Bir an gelir, geçmişin ağırlığı omuzlardan iner, gelecek korkusu yerini teslimiyete bırakır. O an insan fark eder: “Ben şu anda, tam olarak buradayım.”
Zihnimizi temiz tutmak bir defalık bir iş değil, sürekli bir bakım ister. Tıpkı bir bahçeyi yabani otlardan temizler gibi… Her gün, her hafta, her düşünceyle yeniden yapılması gereken bir iştir bu. Çünkü hayat akar, insanlar değişir, olaylar yaşanır ve zihin yine dolar. Ama farkında olan insan, dolan zihni yargılamaz; sadece fark eder ve bırakır. İşte o bırakış, zihnin sabah çiyi gibi tazelenmesine neden olur. Bir süre sonra, düşünceler artık düşman değil, dost olur. Onlar gelir ve gider, tıpkı rüzgar gibi. Ve sen artık o rüzgarın içinden geçerken üşümezsin.
Temiz bir zihin, berrak bir göl gibidir. Üzerine düşen her şeyin yansımasını gösterir, ama hiçbirini tutmaz. Duygular gelir geçer, insanlar girer çıkar, olaylar olur biter… Fakat o göl, hep aynı derinliğiyle kalır. İşte o derinlik, insanın özüdür. Bu yüzden zihnini temizleyen biri, aslında ruhunu özgürleştirir. Dünyayı değiştirmek isteyen önce kendi zihnini temizlemelidir; çünkü kirli bir düşünceyle temiz bir hayat kurulmaz. Zihnini arındıran, kalbini de arındırır. Ve kalbi temiz olan bir insanın yolu, ne kadar karanlık olursa olsun, sonunda hep ışığa çıkar.
Temiz bir zihin, lüks değil; bir ihtiyaçtır. Çünkü zihin karıştığında, ruh susar. Oysa insanın gerçek sesi, iç sessizliğin içinden doğar. Gürültüyü susturmak, her şeyden önce kendine saygı göstermektir. Bunu yapan kişi, geçmişin zincirlerinden, geleceğin gölgelerinden sıyrılır. Kendi içinde bir ev kurar, o evde huzurla oturur. Çünkü bilir: En büyük temizlik, sabunla değil; farkındalıkla yapılır. Ve bazen en temiz zihin, hiçbir şey düşünmediğin anda değil, düşündüklerinin farkında olduğun andadır.
Sonunda insan şunu anlar: Zihni temizlemek, bir şeyleri silmek değil, artık gerek duymadıklarını taşımamaktır. O zaman hayat, hafifler. Ve sen, gerçekten yaşamaya başlarsın. Çünkü temiz bir zihin, özgür bir ruhtur. Ve özgür bir ruh, hiçbir şeyden korkmaz.

