Nasibinde olan seni bulur
Tuana Yılmaz
Bazı cümleler vardır, ilk duyduğunda basit gelir ama yaş aldıkça ağırlığı çöker insanın omuzlarına; “Nasibinde olan seni bulur” da onlardan biridir. Başta kaderci, hatta biraz teselli cümlesi gibi durur. Hani olmaz ya, “vardır bir hayır” denir geçilir. Ama işte hayat, sabırlı bir öğretmen gibi, defalarca aynı dersi önüne koyar. Kaçtığını sandığın şey bir gün aynı sokakta, başka bir yüzle, başka bir zamanla karşına çıkar. Aradığını sandığın şeyse bazen hiç aramadığın bir anda omzuna dokunur. İşte o an anlarsın; nasip, adres sormaz, randevu almaz, seni yormaz. Sadece zamanı gelince gelir. Ne bir dakika erken, ne bir nefes geç. Biz hep kontrol etmeye çalışırız. Plan yaparız, listeler çıkarırız, hayatı Excel tablosuna sığdırmaya çalışırız. Oysa hayat, eski usul bir defter gibidir; bazı sayfalar yırtık, bazı cümleler yarım, bazı satırlar üstü çizili… Ve tam da bu karmaşanın içinden çıkar nasip. Pürüzsüz değil, steril hiç değil; ama sahici. Çünkü nasip, mükemmel olanı değil, sana ait olanı bulur.
İnsan bazen çok ister. Olmasını o kadar ister ki, olmazsa dünyası yıkılacak sanır. Dualar eder, geceleri uykusuz kalır, “neden olmadı” diye kendini yer bitirir. Oysa nasip, isteğin şiddetine bakmaz. Sabırla bekleyişine de aldanmaz. Senin hazır olup olmadığına bakar. Sen aynı insan mısın diye kontrol eder. Çünkü nasip, sadece sana gelmez; seni de dönüştürür. Bazen bir kapı kapanır, sen yıkıldığını sanırsın. Meğer o kapı kapandığı için başka bir yola sapmışsındır. O yol seni, hiç hesapta olmayan bir hayata taşır. Ve yıllar sonra dönüp baktığında dersin ki: “İyi ki olmamış.” İşte bu cümle, nasibin imzasıdır. Acıyla atılmış bir imza belki ama kalıcıdır. Çünkü nasip, seni üzmeden önce öğretir; öğretmeden önce de sınar. Klasik olacak ama gerçek şu: Her şey hemen olsa, insan olgunlaşamazdı. Her istediğimiz anında verilseydi, şükür diye bir kavram olmazdı. O yüzden bazı şeyler gecikir. O gecikmelerde sen büyürsün. Kırılırsın, sertleşirsin, yumuşarsın, değişirsin. Ve nasip tam da bu değişimin ortasında çıkar karşına.
Modern hayat bize hep şunu fısıldıyor: “Koş, yakala, kaçırma.” Ama nasip, bu telaşa kulak asmaz. O ağırdan alır. Geleneksel bir zarafeti vardır nasibin; acele etmez, bağırmaz, kendini pazarlamaz. Sakin bir sesle gelir, bazen fısıldar. Duyabilmek için susman gerekir. Kalabalıktan biraz çekilmen, başkalarının hayatlarını izlemeyi bırakman gerekir. Çünkü başkasının nasibi sana örnek olmaz. Herkesin hikâyesi başka, yolu başka, yükü başka. Kıyas, nasibin en büyük düşmanıdır. “O yaptı ben yapamadım”, “O buldu ben bulamadım”… Bu cümleler insanın kalbini kemirir. Oysa nasip, yarış sevmez. Kimseyle kapışmaz. Seninle sen arasındaki mesafeyi ölçer. O mesafe kapanınca gelir. Z kuşağı diliyle söyleyelim: Nasip, algoritma falan dinlemez. Senin ruhunun güncellemesini bekler. Güncelleme bitmeden de yeni sürüm açılmaz.
Bazen nasip, bir insan olur. Bazen bir iş, bazen bir şehir, bazen de bir vedadır. Evet, vedalar da nasiptir. Gitmesi gereken gider, kalması gereken kalır. Zor kabullenilir ama gerçek budur. Her gelen kalacak diye bir kaide yok. Her kalan da doğru kişi olmayabilir. Nasip, sadece sahip oldukların değildir; kurtuldukların da nasibindir. Seni aşağı çeken, yoran, küçülten her şeyin hayatından çıkması da bir lütuftur. Ama biz bunu hemen anlayamayız. İnsan alışkanlıklarına tutunur. Tanıdık acılar, bilinmez mutluluklardan daha güvenli gelir. O yüzden nasip bazen zorla koparır seni. Bir şeyleri elinden alır. Sen “neden” diye sorarken, o “daha iyisi için” diye susar. Zaman geçer, taşlar yerine oturur. O sessizlik anlam kazanır. İşte o an, kaderle barışırsın. Teslim olmak değil bu; fark etmek. Kontrol edemeyeceğin şeyleri zorlamayı bırakmaktır.
Nasip meselesi, biraz da güven meselesidir. Hayata güvenmek. Kendine güvenmek. Sürece güvenmek. Her şeyin senin müdahalenle şekillenmeyeceğini kabul etmek. Bu pasiflik değil; bilgeliktir. Elinden geleni yaparsın, emeğini koyarsın, niyetini temiz tutarsın. Gerisi artık senin işin değildir. O noktada bırakmak gerekir. Bırakmak zayıflık değildir; bazen en büyük güçtür. Çünkü bırakabilen insan, kaybetmekten korkmaz. Kaybetmekten korkmayan insan da gerçekten yaşar. Nasip, böyle insanları sever. Tutunmayanı, zorlamayanı, akışa saygı duyanı. Her şeyin bir vakti olduğunu bilenleri.
Sonuç mu? Çok net: Nasibinde olan seni bulur. Sen saklansan da bulur, kaçsan da bulur, vazgeçsen de bulur. Ama sen kendin olmaktan vazgeçersen, işte o zaman gecikir. O yüzden mesele, “ne zaman olacak” değil; “ben kim oldum.” Kendinle tanış, kendinle barış, kendinle yol yürü. Gerisi zaten gelir. Çünkü nasip, yolu şaşırmaz. Sadece seni bekler. Ve inanın, beklediğine değecek kadar sabırlıdır.

