BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Mesafeni koru

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
23 Ocak 2026 17:30

İyilik, insanın içinden taşan en eski, en kadim refleksidir; bir kap suyu paylaşmak kadar sade, bir omuza baş koydurmak kadar derindir. Ama gel gör ki iyilik, her zaman alkışla karşılanmaz. Bazı kalpler vardır, verilen emeği hak sayar; bazı zihinler vardır, gösterilen nezaketi zayıflık sanır. İşte tam da bu noktada hayat, net bir yönetim kararı ister: İyiliğin kıymetini bilmeyene mesafe koymak. Bu bir küslük değil, bir kurumsal risk yönetimidir; duygusal sermayeni koruma planıdır. İyiliği sınırsız dağıtan değil, yerinde kullanan kazanır. Çünkü iyilik, kıymet bilmeyenin elinde erir; değer bilenin kalbinde kök salar.

Mesafe koymak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki kalbi katılaştırmakmış, merhameti askıya almakmış gibi sunulur. Oysa mesafe, sevgisizliğin değil, bilincin ürünüdür. Herkese yetişmeye çalışmak, herkesi memnun etmeye kalkmak, herkesi kurtarma misyonuna soyunmak; bunlar romantik görünür ama sürdürülebilir değildir. İyilik de bir kaynaktır; yanlış kullanıldığında tükenir. Bu yüzden mesafe, bir savunma duvarı değil, akıllı bir sınır çizgisidir. “Buraya kadar” demek, “senden vazgeçtim” değil; “kendimi koruyorum” demektir.

İyiliğin kıymetini bilmeyen insan profili bellidir: Verileni sıradanlaştırır, emeği küçültür, sınırları ihlal eder. Teşekkür etmeyi unutmaz; hiç öğrenmemiştir. Sen daha fazlasını yaptıkça beklentisi büyür, sen durduğunda suçlu ilan edilirsin. Bu döngüde iyilik, karşılıklı bir alışveriş olmaktan çıkar; tek taraflı bir sömürüye dönüşür. İşte burada şüpheci olmak erdemdir. “Bu ilişki bana ne kazandırıyor?” sorusu soğuk değil, sağlıklıdır. Geçmişte işler hep böyle yürümüş olabilir; ama her gelenek kutsal değildir. Gelenekten güç al, ama geleceği garanti altına al.

Mesafe koymanın şiirsel bir tarafı da vardır. Geri çekilirsin; ama kaçmazsın. Susarsın; ama yok olmazsın. Az konuşur, çok tartarsın. İyiliği seçmeye devam edersin; sadece adresini değiştirirsin. Çünkü iyilik, rastgele atılan bir taş değildir; hedefi olan bir eylemdir. Kıymet bilene yönelir. Bu, kalbini kapatmak değil; kalbini doğru ellere teslim etmektir. Cesaret tam da budur: Yanlış kapıları kapatırken, doğru kapılara anahtar bırakmak.

Z kuşağının diliyle söyleyelim: Enerji vampirlerine bedava Wi‑Fi yok. İyiliğin veri paketini sınırsız sananlara kota koymak şart. Bu mizahın altında ciddi bir gerçek var: Sınır koymayan iyilik, tükenmişliğe davetiye çıkarır. Kurumsal jargonla ifade edersek, bu bir “kaynak optimizasyonu” meselesidir. Zaman, emek ve duygu; üçü de sınırlı. Doğru projelere yatırılmazsa iflas kaçınılmazdır. İyiliği stratejik kullanmak, onu kirletmez; aksine değerini artırır.

Mesafe koymak, bazen sessizce olur. Mesajlara geç dönersin, her çağrıya koşmazsın, her krizde ilk sen olmazsın. Bu pasif agresiflik değil; bilinçli sadeleşmedir. Hayatındaki fazlalıkları elediğinde, iyilik de berraklaşır. Ne verdiğini, kime verdiğini bilirsin. Böylece iyilik, içini boşaltan bir yük değil; seni ayakta tutan bir omurga olur. Empatiyi elden bırakmazsın ama kendini ihmal etmezsin. Çünkü kendine merhamet etmeyen, başkasına kalıcı iyilik yapamaz.

Geleneksel bakış bize şunu öğretir: Komşuluk, ahde vefa, helalleşme… Bunlar kıymetlidir. Ama gelenek, sınır tanımazlık demek değildir. Atalarımız da bilir: “Eşeğini sağlam kazığa bağla.” İyiliğini de sağlam kazığa bağla. Her el uzatana değil, eli tutana. İleri görüşlü olmak, bugünü kurtarırken yarını yakmamaktır. Bugün herkese dağıttığın iyilik, yarın kendine borç olarak dönerse, bunun adı erdem değil, ihmaldir.

Mesafe koymak, bazen acıtır. Suçluluk hissi gelir, “acaba ben mi bencilleştim?” diye sorarsın. Burada net ol: Bencillik, başkasını yok saymaktır; sınır koymak, kendini saymaktır. İyiliğin kıymetini bilmeyene mesafe koymak, kalbini küçültmez; kalbini disipline eder. Disiplin olmayan yerde özgürlük de olmaz. İyiliği özgür bırakmak istiyorsan, onu korumayı öğren.

Son söz net: İyilik vazgeçilmezdir, ama kör olmamalıdır. Kıymet bilenle çoğalır, bilmeyenle solar. Mesafe koymak bir kopuş değil; bir ayardır. Hayatının sesini açar, gürültüyü kısarsın. İyilik, doğru frekansta yayın yapar. Dinleyen olur. Ve sen, yumuşak ama sağlam adımlarla yoluna devam edersin; hem kalbin açık, hem sınırların net.

İyiliğin en sessiz sınavı, karşılık beklemeden verilenlerde gizlidir. İnsan bazen iyi olmayı, susmayı, idare etmeyi ve alttan almayı aynı şey sanır. Oysa bunlar aynı dosyada bile durmaz. İyilik bilinçtir; idare etmek alışkanlık, susmak ise çoğu zaman yorgunluktur. Yorgunluk uzun sürerse iyilik zehirlenir. İşte tam bu noktada mesafe koymak bir lüks değil, zorunluluktur. Kendini tüketerek iyi kalamazsın. Tükenen bir kalp, kimseye şifa olmaz.

İnsan ilişkilerinde görünmeyen bir muhasebe vardır. Kim ne kadar aldı, kim ne kadar verdi; kim kaç kez anlaşıldı, kim kaç kez görmezden gelindi… Bu tabloyu kimse yüksek sesle konuşmaz ama herkes içinde hisseder. Denge bozulduğunda ruh alarm verir. Sürekli veren taraf olmak erdem gibi anlatılır; ama gerçek hayatta bu, sistematik bir yıpranmadır. Mesafe koymak işte bu muhasebeyi sıfırlamaktır. Ne kinle ne öfkeyle… Sadece netlikle.

Bazı insanlar vardır, iyiliği hak olarak görür. Senin nezaketini karakter zayıflığı sanır, sabrını sınırsız kabul eder. Bir süre sonra teşekkür değil, talep gelir. Sen durduğunda drama başlar. İşte o an geçmişin hatırına bugünü feda etmemen gerekir. Gelenek bize vefayı öğretir ama kör bağlılığı değil. Vefa, kendini yok saymak değildir. Kendine haksızlık ederek başkasına sadık olamazsın.

Mesafe koymak bağırmak değildir. Kapıları çarpmak, listeler silmek, büyük hesaplaşmalar yaşamak şart değildir. En etkili mesafe sessiz olandır. Davranışla konur, kelimeyle değil. Daha az anlatırsın, daha çok gözlersin. Her şeyi açıklama ihtiyacın kalmaz. Çünkü olgunluk, kendini savunma zorunluluğunun azalmasıdır. Anlayan zaten anlar; anlamayana hiçbir cümle yetmez.

İyilik bir refleks değil, bir tercihtir. Kime, ne kadar, ne zaman… Bunların hepsi bilinç ister. Herkese eşit davranmak adalet gibi görünür ama adalet, hak edene hakkını vermektir. Herkese aynı iyiliği sunmak, iyiliği değersizleştirir. Mesafe, iyiliğin kalitesini artırır. Az ama yerinde yapılan iyilik, çok ama savruk olandan her zaman daha etkilidir.

Şunu kabul edelim: Herkes seni anlamak zorunda değil. Herkes senin kalbinin dilini konuşmayabilir. Bu bir kayıp değil, bir gerçekliktir. Bu gerçeği kabullenmek insanı sertleştirmez; sakinleştirir. Mesafe koydukça hafiflersin. Hafifledikçe iyiliğin berraklaşır. İyilik artık bir yük değil, bilinçli bir duruş olur.

Sonunda şunu fark edersin: Mesafeni koruduğunda vicdanın susmaz, aksine rahatlar. Çünkü sen kötülük yapmıyorsun; sadece kendini koruyorsun. İyiliğin kıymetini bilmeyene mesafe koymak, kalbini kilitlemek değil; anahtarı doğru insana saklamaktır. Ve bu, insanın kendine yapabileceği en onurlu iyiliklerden biridir.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları