BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Kırp, at, hafifle

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
07 Ocak 2026 15:03

Hayat, çoğu zaman üst üste yığılmış eşyalar, ertelenmiş kararlar, yarım bırakılmış hayaller ve aslında bize ait bile olmayan yüklerle dolu dev bir depo gibi işliyor. O depo büyüdükçe, içindeki kalabalık arttıkça, biz küçülüyoruz; nefesimiz daralıyor, adımlarımız yavaşlıyor, dikkatimiz bölünüyor. Oysa herkes bilir: ne kadar az yük, o kadar hızlı yol. Ne kadar az gürültü, o kadar berrak zihin. Ama yine de “gereksiz olanı hayatımızdan çıkarmak” çoğu insana tuhaf şekilde korkutucu gelir. Çünkü fazlalıklar, çoğu zaman biz fark etmeden “alışkanlık” kılığına girip yerleşir. Bir şeyin gereksiz olduğunu anlamak için bazen bir adım geri çekilmek, bazen de cesaretle bir adım ileri atmak gerekir. Bu yazı, o cesareti kalbinin orta yerine bırakmak için burada.

Biz insanlar, tuhaf bir şekilde, yükleri taşımaya alışkınız. Üstelik çoğu yükün neye yaradığı bile belli değil. Eski kırgınlıkları saklarız, yıllar önce söylenmiş bir cümleyi hâlâ içimizde taşırız, işimize yaramayan ilişkileri sürükleriz, bize iyi gelmeyen alışkanlıkları “alışkanlık” diye savunuruz. Oysa hayat, kimseye sonsuz bir raf sunmuyor. Sadece başka şeylerle doldurmayı bekleyen sınırlı bir alan veriyor. Ve o alanı neyle doldurduğumuz, nasıl bir insan olduğumuzu neredeyse her şeyden fazla belirliyor.

Bazen gereksiz olan bir insan olur. Seni tüketen, seni olduğun yerden daha aşağılara çeken, elini tutuyormuş gibi görünüp aslında senden güç çalan biri. Bazen gereksiz olan bir korkudur; daha önce hiç denemediğin bir şeyi denemenin korkusu, yenilmenin korkusu, sevilmemenin korkusu… Bazen gereksiz olan bir eşya, bir alışkanlık, bir düşünce, bir “ben zaten böyleyim” cümlesi… Aslında çoğu zaman gereksiz olan şey, kendimize yıllarca anlattığımız o iç sesin yarattığı sis bulutudur.

Hayatın asıl sihri, o sis dağıldığında görünür.

Her şeyi tutmaya çalışmak, suyu yumrukla yakalamaya benzer. Ne kadar sıkarsan o kadar kaçar. O yüzden bırakmak bazen kaybetmek değil; aksine, kazanmak için alan açmaktır. Geçmişte biri seni incittiyse, o acının her gün yeniden canlanması için hiçbir sebep yok. Bir eşya sana hizmet etmiyorsa, durduğu yer bile enerjini çalar. Bir alışkanlık seni geri çekiyorsa, “böyle gelmiş böyle gider” demek, sadece kendine attığın kibar bir yumruktur.

Gereksiz olanı hayatından çıkarmak, bir lüks değil, bir zorunluluktur.

Çünkü hayat, basitleştikçe güzelleşir. Beden hafifledikçe koşar. Zihin sadeleştikçe çözer. Kalp boşaldıkça dolar. Boşalttığın her alan, gelecekte kapını çalacak daha iyi bir şeye yer açar. Tıpkı bir bahçeyi budamak gibi… Kuruyan dalları kesmezsen yeni filizlerin nefes alacak yeri olmaz. Bazen geçmişte işe yarayan şeyler bile bugün gereksiz olabilir. Bu, sadakatsizlik değil; gelişimin doğal sonucudur.

Gereksiz insanları, gereksiz düşünceleri, gereksiz eşyaları, gereksiz korkuları bırakabilmek… Aslında insanın kendine attığı en temiz imzadır. “Ben artık daha iyisine hazırım” imzası. “Ben artık nefes almak istiyorum” imzası. “Ben hayatımı başkalarının gölgesinde değil, kendi ışığımda yaşayacağım” imzası.

Kolay mıdır? Asla. Ama en doğru kararlar, çoğu zaman en zor olanlardır.

Bir gün uyanırsın ve fark edersin ki, taşıdığın yüklerin yarısı senin değil. Bir bakmışsın omzundaki ağırlık, yıllardır “aman kırılır”, “aman üzülmesin”, “aman sıkıntı çıkmasın” diye taşıdığın sorumluluklar… Ve kendine dürüstçe bakarsan şunu fark edersin: Kimse seni kahraman ol diye zorlamıyor. Kimse senden kusursuz olmanı beklemiyor. Ama kendin, farkında bile olmadan bunu kendine dayatıyorsun. İşte, gereksiz olan tam da bu.

Hayatın özünü belirleyen şey, neye sahip olduğun değil; üstüne yük yapmayacak kadar sadeleşebilmen. Sadelik, güçsüzlük değil; bilgeliktir. Bir şeyi istememek, onu küçümsemek değil; kendi ihtiyaçlarını tanıyacak kadar büyümektir. Hayatı temizlemek, ruhu cilalamaktır. İçindeki fazlalıkları söküp atmak, kendine saygı duymanın sessiz ama en etkili yöntemidir.

Bugün kendine sor:

“Ben gerçekten buna ihtiyaç duyuyor muyum?”

“Bu insan bana iyi geliyor mu?”

“Bu alışkanlık beni ileri mi götürüyor, yoksa geriye mi çekiyor?”

“Bu düşünce beni güçlendiriyor mu, yoksa zayıflatıyor mu?”

Cevap bir kez bile içini tırmalıyorsa, bil ki o şey artık gereksizdir.

Ve çıkar gitsin.

Kapıyı ardından kapatmayı da unutma.

Bazen en büyük mucizeler, bir şeyi hayatından çıkardığın gün başlar.

Unutma:

Hayat, yer açtığın kadar güzelleşir.

Yük attığın kadar hızlanır.

Gereksizden vazgeçtiğin kadar seni ödüllendirir.

Ve sen, hak ettiğinden asla daha azıyla yetinmek zorunda değilsin.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları