BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Kırık sofrada iki çatal mı, yalnız masada tam bir insan olmak mı?

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
30 Aralık 2025 15:46

Bazen hayat, hepimizin önüne aynı eski soruyu bırakıyor: Mutsuz bir çift olmayı mı seçersin, yoksa mutlu bir yalnızlığı mı? Bu soru öyle basit bir “evet hayır” testi değil; insanın kendi içindeki fırtınalarla, beklentilerle, yaralarla, hayallerle hesaplaştığı dev bir kavşak aslında. Bir yanın der ki “İki olmak güçlü hissettirir” ama diğer yanın, geceleri yatağa uzandığında midenin tam ortasında keskin bir sızıyla duyar: “Peki ya yanlış iki ise?”

Bir ilişkide mutsuz olmak, dışarıdan bakınca “idare ediliyor” gibi görünür ama içerden bakınca yavaş yavaş ruhu kemiren bir sessizliktir. Aynı evde iki kişisindir ama aynı kaderde tek. Aynı koltuğa oturursun, aynı masaya, aynı hayatın içine… ama arada görünmez bir duvar yükselmiştir. Göz göze gelmediğin gözlerle yaşamak, kalbine dokunmayan birinin elini tutmak, gülümserken içten bir yankı duymamak… işte mutsuz çiftliğin en keskin tarifidir. Bir nevi, ruhunla sırt sırta oturmaktır; yakın ama uzak, duyulur ama anlaşılmaz. Belki de en acı olan, iki kişi olup yine de kendini yapayalnız hissetmektir. Çünkü yanlış bir ilişkide yalnızlık, çarpılmış bir yalnızlık halidir: hem kendini kaybedersin hem de diğerini bulamazsın.

Bütün bunlara rağmen insanlar neden mutsuz çiftlikte kalır? Çünkü geleneksellik fısıldar: “Evli ol, ilişkide ol, biriyle ol… toplumun gözü böyle bakar.” Çünkü geçmiş der ki: “Bizim zamanımızda zorla güzellik olurdu.” Çünkü alışkanlıklar, anılar, kurulan hayaller, alınan eşyalar, ortak fotoğraflar, evin duvarında dönen eşya kokuları bile bazen bir insanı zincirleyebilir. İnsan bazen mutsuzluğuna tutunur, çünkü bilinmezden korkar. Belki düzelir, belki değişir, belki eski biz oluruz diye diye yıllar akıp gider. Ama acı olan şu ki: İnsan, en çok kendine karşı dürüst olmadığında yıpranır. Ve ilişkinin çürümüş taraflarını görmezden geldikçe, kendi içindeki tazelik de solar.

Öte yandan mutlu yalnızlık… kulağa bir oksimoron gibi gelebilir ama aslında ruhun genişlediği bir vadi gibidir. Yalnızlık burada bir eksiklik değil, bir iç tamlıktır. Sabah uyanıp perdeyi açtığında kimseyi memnun etme zorunluluğun olmaz. Bir fincan kahveyi kimin sevdiğine göre değil, sadece kendi damak zevkine göre hazırlarsın. Evinin sessizliği batmaz; aksine seni iyileştirir. Kendinle konuşur, kendinle gülersin. Kendi omzun olur, kendi yol arkadaşın. Yaptığın seçimler, hiç kimseyi incitip incitmediğine göre değil, kendi kaderinin doğrultusunda şekillenir.

Mutlu yalnızlık, insanın kendi kudretini fark etmesiyle başlar. “Ben eksik değilim.” diye içinden yükselen bir ses duyarsın. Ne birini tamamlamak zorundasındır ne de biri seni tamamlamak zorundadır. Çünkü zaten tamam olmanın ne olduğunu nihayet keşfetmişsindir. Bu yalnızlık bir çöl değil; aksine verimli bir topraktır. Sana nefes olana, seni büyütene, seni geliştiren bir alan açar. Kendi değerini, kendi gölgenden korkmadan anlamana izin verir. Hatta belki ilk defa kendine hak ettiğin sevgiyi gösterirsin.

Ama burada da başka bir gerçek var: Mutlu yalnızlık her zaman kolay değildir. Zaman zaman geceler uzun gelir. Bazen kalbinde “acaba biri olsaydı?” sorusu kabuklarını tırmalar. Bazen koltuğun diğer tarafı fazla boş görünür. Ama bu boşluk hiçbir zaman seni küçültmez; aksine seni genişletir. Çünkü bu yalnızlıkta acıtan şey eksiklik değil, bir gün birinin gerçekten değer vereceği bir sevgiye hazır olmanın sabrıdır. Mutlu yalnızlık, insanı önce kendisiyle dost eder, sonra kaderine yoldaş eder. Bir gün biri gelirse iyidir, gelmese de iyidir. Çünkü merkezde sen varsın.

Peki hangisi doğru? Hangisi daha “insani”, daha “gerçek”, daha “yaşanası”? Aslında mesele doğruyu aramak değil; kendini aramak. Her insan kendi hayatının CEO’sudur, kendi mutluluğunun stratejik planlayıcısı, kendi iç dünyasının operasyon yöneticisidir. Ve bazen kurum kültürünü bozacak bir ortaklık yerine tek başına yürütülen bir departman daha verimli olabilir.

“Mutsuz çift olmak mı, mutlu tek olmak mı?” sorusu, cevaplanması gereken bir denklem değil; yaşanması gereken bir yolculuktur. Ama şurası net: İki kişilik bir masada ruhun eziliyorsa, tek kişilik bir masada kalbin genişler. Ve bir ilişki seni daha iyi, daha güçlü, daha huzurlu bir insan yapmıyorsa; yalnızlık, senden çalmayı değil, sana vermeyi bilir. Çünkü yalnızlık bazen insanı kendine döndüren en büyük dönüşüm yatırımıdır.

Sonuç? Kırık bir sofrada iki çatal olmaktansa, sağlam bir masada tek çatal olmak bazen daha onurludur. İki kişi olup nefessiz kalmaktansa, tek kişi olup özgürce nefes almak daha değerlidir. İnsanın kaderi, sayıyla değil; huzurla, saygıyla ve iç barışla ölçülür. Ve hiçbir ilişki, huzurdan büyük değildir.

Belki de asıl sorulması gereken şudur:

Kendi içinde mutlu bir insan mısın?

Eğer cevabın “evet” ise, hayat zaten sana doğru insanı, doğru zamanda getirir.

Eğer cevabın “hayır” ise, birlikte olduğun kişi kim olursa olsun mutluluk eksik kalır.

Yani mesele yalnız olmakta değil;

yanlış olmamakta.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları