İnsanı asıl yoluna çağıran büyük uyanış
Tuana Yılmaz
Bazı yollar vardır, insan onlara isteyerek çıkmaz; hayat, kader, zaman ya da içindeki o huzursuz kıpırtı seni iteler. “Bir nefes alayım” diye çıktığın bir yürüyüş, “Bir kafamı dağıtayım” diye indiğin bir yokuş, “Bir sakinleşeyim” diye adım attığın bir patika… Bunların hepsi aslında farkında olmadan katıldığın bir iç seferin başlangıcıdır. Yol, kendini anlatmaz; ama seni sana anlatır. Kimi zaman bir taşın altında saklı kalan bir anı, kimi zaman bir rüzgârın esintisinde kabaran bir cesaret, kimi zaman da sessizliğin kendisi seni çarpıverir. Sen hâlâ yürüdüğünü sanırsın, oysa içindeki bütün yankılar yer değiştiriyordur. Yıllardır söyleyemediğin cümleler, adını koyamadığın korkular, kabul etmekten çekindiğin gerçekler… Hepsi birer birer yüzüne çıkar. Yolun terbiyesi sakindir ama keskindir; tokadı usulcadır ama gerçeği serttir.
Bazı yollar vardır, insanı önce dağıtır sonra toplar. Kimse söylemez ama insan çökmek için de yürür bazen. Bir yokuşun orta yerinde nefesin kesilir, dizlerin yanar, aklın bulanır. “Ben neden buradayım?” diye sorarsın kendine. Ama işte tam o anda yolun en güçlü öğretmeni devreye girer: Yorgunluk. Yorgunluk, insanın maskesini düşüren en dürüst aynadır. Çünkü insan en çok yorulunca gerçek niyetini görür. O yokuş seni pes ettirmek için değil, içinde hâlâ ne kadar direnç olduğunu göstermek için oradadır. Nefes nefese kalırsın ama fark edersin ki pes etmek yerine yürümeye devam ediyorsun. İşte o an içindeki gizli gücün, yıllardır seni sessizce taşıyan direncin ortaya çıkar. “Ben hâlâ buradayım” dersin. “Ben hâlâ devam ediyorum.”
Ve sonra… Sonra bir iniş gelir. Yol seni ödüllendirir gibi olur. Rüzgâr yüzüne yumuşak bir el gibi değer. Bir serinlik, bir hafiflik, bir “tamam artık” hissi çöker üstüne. Yol sana şunu fısıldar: “Gördün mü? Bitti sanıyordun ama bitmedi. Yokuş senin sonun değil, dönüşümdü.” Her iniş, insanın içindeki kırgınlıkları çözen bir masaj gibidir. Sende ne varsa –öfke, kırgınlık, utanç, özlem– hepsi o inişin ritmiyle hafifler. Yol seni daraltmaz, aslında genişletir.
Bazı yollar seni bilerek dolaştırır. İnsan aynı manzarayı üç kere görür de hâlâ anlamaz. Aynı duyguyu yaşar da hâlâ çözemez. Aynı sorunun içinden geçer de hâlâ cevabı bulamaz. İşte o döngü, yolun en sabırlı öğretisidir. Döner durursun; ileri gidiyorum sanırsın ama aslında aynı duvara çarpmışsındır. Yol seni azarlamaz, kızmaz, acele ettirmez. Sadece seni döndürür. “Henüz görmedin” der. “Daha anlamadın.” Ve bir gün, bir dönüşün tam ortasında, bir taşın gölgesinde ya da bir kuşun sesi eşliğinde, o büyük aydınlanma gelir. “Ben bu döngünün sebebini anladım.” Döngü kırılır, yol açılır, insan hafifler.
Bazı yollar seni yalnızlığa çeker. Yanında kimse yoktur, telefonda konuşacak hâlin bile yoktur. Sessizlik önce korkutur, sonra iyileştirir. Yalnızlık, insanın en keskin aynasıdır; seni senden saklamaz. İçindeki sesleri büyütür, bastırdıklarını yükseltir. İlk başta rahatsız eder çünkü uzun zamandır duymadığın bir dili konuşur. Ama sonra… Sonra o dil tanıdık gelir. Çünkü o ses, senin öz sesindir. O seste yalan yoktur, bahane yoktur, rol yoktur. Yalnızlık seni güçsüz bırakmaz; aksine en gerçek gücünü orada bulursun. Çünkü kalabalıkta ayakta durmak kolaydır; yalnızken dik durmak maharet ister.
Ve bazı yollar seni geriye götürür. Çocukluğuna, gençliğine, kırıldığın bir zamana, bıraktığın bir hayale… Yol, senin unuttuklarını unutmaz. Bir kokuyla hatırlatır, bir manzarayla tetikler, bir rüzgârla içini deşer. “Bak” der, “burada bir şey bırakmıştın.” İnsan bazen ilerlemek için geçmişindeki o yarayı eline alıp temizlemek zorundadır. Yol seni o eski acının önüne getirir ama seni orada bırakmaz; kolundan tutar, bakmanı sağlar, sonra yeniden yürütür. Yeniden, ama bu kez daha hafif.
Ve işte her yolun sonunda, insan bir eşikte durur. Aynı kişi değildir artık. Aynı gözle bakmaz, aynı cümleyi kurmaz, aynı yükü taşımaz. Bütün o yokuşlar, duraksanışlar, döngüler, yalnızlıklar bir araya gelmiş; işte seni bu hâle getirmiştir. Yol seni değiştirmiştir ama en önemlisi: seni kendine döndürmüştür. Çünkü insan en çok yürürken toparlanır. En çok giderken döner. En çok kaybolduğunu sandığında bulunur.
Yol bitmiştir ama sen bitmemişsindir. İçinde yepyeni bir düzen kurulmuştur. Bir bilgelik, bir ferahlık, bir “ben artık başka biriyim” hissi yerleşmiştir.
Çünkü bazı yollar sadece varılacak yer değildir.
Bazı yollar insanın kendiyle yaptığı en dürüst toplantıdır.
Bazı yollar ruhun en derin masasıdır.
Bazı yollar insanı kendine getirir.

