Her olay bir tepkiyi hak eder mi?
Tuana Yılmaz
Her olay bir tepkiyi hak eder mi sorusu, kulağa basit gibi gelir ama aslında insanın karakterini, aklını, terbiyesini ve zamanla kazandığı hayat tecrübesini ele veren bir mihenk taşıdır. Çünkü her yaşanan şeye anında refleks göstermek, çoğu zaman güç değil aceledir; her şeye sessiz kalmak ise her zaman olgunluk değildir. İşte tam bu çizgide, insanın kendini tanıma yolculuğu başlar. Hayat önümüze sayısız olay atar: haksızlıklar, yanlış anlaşılmalar, küçük iğneler, büyük darbeler, laf sokmalar, sessiz ihmaller… Hepsi birer testtir. Ama asıl sınav, neye tepki verip neye vermeyeceğini bilmektir. Z kuşağı diliyle söyleyelim: Her bildirime bakmak zorunda değilsin. Bazıları spam. Bazıları virüs. Bazıları da sadece dikkatimizi çalmak için orada.
Eskiler boşuna dememiş, “Ağır ol, molla desinler.” Bu söz yıllarca yanlış anlaşıldı; sanki susmak eziklikmiş gibi pazarlandı. Oysa mesele susmak değil, seçmekti. Tepki vermek bir güç gösterisi değildir; doğru tepkiyi, doğru zamanda vermek güçtür. Her şeye anında parlayan insan, karşısındakine değil kendine yenilir. Çünkü kontrolsüz tepki, kontrolü karşı tarafa verir. Bugün baktığında, seni en çok yoran insanların çoğu ne söylediğiyle değil, seni tepki vermeye zorlamasıyla kazandı. Sen bağırdın, o sakin kaldı. Sen savundun, o izledi. Satrançta ilk hamleyi aceleyle yapan, oyunu erkenden kaybeder. Hayat da bundan farksız değil.
Şimdi dürüst olalım: Her olay tepkiyi hak etmez. Bazı olaylar sadece görmezden gelinmeyi hak eder. Çünkü tepki, olayın değerini büyütür. Önemsiz bir laf, sen cevap verdiğinde anlam kazanır. Küçük bir saygısızlık, sen onu merkezine aldığında güçlenir. Bazen en net cevap, cevapsızlıktır. Kurumsal jargonla konuşalım: Kaynak yönetimi yapıyoruz. Enerji sınırlı, dikkat pahalı, zaman geri gelmiyor. Her olaya tepki vererek bu üç kaynağı da israf etmek, stratejik bir hata. Profesyonel olan, her maili “acil” sanmaz. Hayatta da her olayı “kriz” ilan etmez.
Ama burada ince bir çizgi var. Her şeye susmak erdem değildir. Bazı olaylar vardır ki susarsan, kendine ihanet edersin. Haksızlık karşısında susmak, tarafsızlık değil; güçlünün yanında saf tutmaktır. Sınır ihlali karşısında sessiz kalmak, olgunluk değil; davetiyedir. İnsan, değerini savunmadığı yerde erir. Tepki vermek bazen kendini korumaktır. Bazen “buraya kadar” demektir. Bazen de “beni böyle kullanamazsın” cümlesinin sessiz ama sert halidir. İşte bu yüzden mesele tepki verip vermemek değil; neden, neye ve nasıl tepki verdiğindir.
Şüpheci bir gözle bakalım: Sana bu olayı yaşatan gerçekten seni mi hedef aldı, yoksa kendi iç karmaşasını mı kusuyor? Bu soru çok kritik. Çünkü çoğu tepki, yanlış adrese gönderilen bir pakettir. İnsanlar çoğu zaman seni değil, kendi yaralarını konuşur. Sen her lafı üzerine alırsan, başkalarının yükünü sırtlanırsın. Cesaret verici kısmı şu: Her yük senin değil. Her kavga senin savaşın değil. Her yanlış senin düzeltmen gereken bir şey değil. Bunu fark ettiğin gün, içindeki gürültü azalır.
Geleneksel bakış bize şunu öğretir: Söz gümüşse sükût altındır. Ama altın da her yerde harcanmaz. Değerli olan, doğru yerde parlamasıdır. Tepki vermek de böyledir. Bağırarak değil, net olarak. Uzatarak değil, nokta koyarak. Drama yaparak değil, sınır çizerek. Modern dünyada herkes her şeye fikrini söylemek zorunda hissediyor. Sosyal medyada, aile içinde, işte… Ama bilgelik, her tartışmaya girmemekte saklıdır. Herkese kendini anlatamazsın. Anlatman da gerekmez. Seni gerçekten merak eden zaten sorar.
Bir de işin duygusal tarafı var. Tepkiler çoğu zaman duygudan doğar. Öfke, kırgınlık, hayal kırıklığı… Hepsi insani. Ama duyguyla verilen tepki, çoğu zaman sonradan “Keşke demeseydim” cümlesini doğurur. İşte burada durmak bir sanattır. Tepkiyi ertelemek, bastırmak değildir; olgunlaştırmaktır. Beklemek, korkaklık değil; zekâdır. Çünkü zaman, duygunun ateşini düşürür, aklı masaya getirir. O zaman verilen tepki, daha az can yakar ama daha çok etki eder.
Şiirsel söyleyelim: Bazı rüzgârlar kapıyı çarparak girer, sen kapıyı açarsan fırtına olur. Açmazsan, geçip gider. Hayatın sesi çok yüksek. Her sese kulak verirsen, kendi iç sesini kaybedersin. O yüzden seçici olmak zorundasın. Tepki bir refleks değil, bir tercihtir. Tercihler de insanı tanımlar.
Net konuşalım: Tepki vermek seni güçlü yapmaz; doğru tepki seni güçlü yapar. Susmak seni küçük yapmaz; yanlış yerde susmak seni siler. Aradaki farkı ayırt edebilen insan, hayatta daha az yorulur, daha az pişman olur. Her olaya tepki vermek, hayatı sürekli savunma modunda yaşamaktır. Oysa bazı anlar vardır, sadece yaşanır, izlenir ve geçilir. Ve bu da bir duruştur.
Sonuç olarak, her olay bir tepkiyi hak etmez. Ama bazı olaylar vardır ki tepkiyi şart koşar. Mesele hız değil, denge. Mesele ses değil, ağırlık. Mesele kazanmak değil, kendini kaybetmemek. Tepkini seçtiğin gün, hayat seni seçmeye başlar. Ve işte o zaman, gerçekten büyümüş olursun.

