BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Bir şeylere inanmanın heyecanını özlüyorum

Tuana Yılmaz

Abone OlGoogle News
08 Ocak 2026 17:10

Bir şeylere inanmanın heyecanını özlüyorum; sabahın köründe, henüz akıl kahvesini içmemişken bile kalbin “bugün bir şey olacak” diye çarpmasını… Eskiden inanç dediğimiz şey; sadece bir fikre tutunmak değil, bir ritimdi. Gelenekti. Dizlerimizin bağı çözüldüğünde bile ayağa kalkmamızı sağlayan o eski usul omurgaydı. Şimdi her şey veri, her şey kanıt, her şey “bakalım görelim.” Şüphe iyidir, evet; sorgulamak erdemdir. Ama kabul edelim: Sürekli tetikte yaşamak ruhu yoruyor. İnsan bazen kanıta değil, kıvılcıma ihtiyaç duyar. Bir hayalin peşine düşmek, sonunu bilmeden yola çıkmak… Risk yönetimi dosyalarına sığmayan bir cesaret bu. Kurumsal jargonla söyleyeyim: Umut, en volatil ama en yüksek getirili varlıktır. Ve ben o volatilitenin coşkusunu özlüyorum.

Bir zamanlar inanmak, hayatın çekirdeğiydi. Mahalle bakkalına veresiye yazdıran güven, kapı önünde edilen muhabbetin samimiyeti, “olur bu iş” diyen bir bakış… Bugün her şey optimize, her şey ölçümlü. KPI’larımız var ama kalbimizin performans göstergeleri nerede? Z kuşağı refleksiyle soruyorum: Neyi kaybettik? Belki de inancın romantizmini “naiflik” diye etiketledik. Oysa naiflik değil, bilerek kırılgan olmaktı. Bilerek açılmak. Bilerek düşme ihtimalini kabul etmek. İşlerin eskisi gibi yapıldığı zamanlardan bir şey öğrendiysek, o da şudur: İnsan, anlamla çalışır. Anlam yoksa motivasyon da yoktur. PowerPoint’ler parlar ama ruh karanlıkta kalır.

İnanmanın heyecanı; gece yarısı yazılan planlarda, sabaha karşı edilen dualarda, bir şarkının tam ortasında yakalanan o “evet ya” anındaydı. Şimdi ironik bir bilgelik var üzerimizde: “Hepsi geçer.” Geçer, doğru. Ama geçicilik bilgisiyle yaşamak, kalıcı bir heyecan üretmiyor. Cesaret verici olayım: Her şeyi bilmek zorunda değilsin. Her şeyi kontrol etmek de zorunda değilsin. İleri görüşlü olmak; her ihtimali hesaplamak değil, bazı ihtimalleri kalbinle seçmektir. Şiirsel ama net: İnanç, mantığın düşmanı değil; onun yoldaşıdır. Mantık yolu çizer, inanç yürütür.

Eskiden “olmaz” denilen şeylere inanmak vardı. Olmayana yürümek. Şimdi ise “olur mu?” diye başlayan cümleler, daha başında diz çöktürüyor. Şüpheciyim, evet; ama şüphenin de bir adabı var. Sürekli şüphe, bir tür konfor alanı. Risk almadan akıllı görünmenin yolu. Olduğu gibi söyleyeyim: Biraz fazla akıllı olduk, biraz eksik cesur. O eski geleneksel bakış açısı, her şeyi yavaşlatırdı ama derinleştirirdi. Bugün hız var, derinlik yok. Scroll var, durmak yok. Oysa inanmak durmayı gerektirir. Beklemeyi. Sabretmeyi. Sabır da bir yönetim becerisidir; kısa vadede rapora girmese de uzun vadede şirketi ayakta tutar.

Bir şeylere inanmak; insanın kendine verdiği bir söz gibidir. “Ben buradayım ve bu yola çıkıyorum.” Bu söz tutulmayabilir, evet. Ama tutulmayan sözler de öğretir. Başarısızlık, inancın yan ürünü değil; onun öğretmenidir. Eğlenceli ve biraz şapşal bir yerden söyleyeyim: Hepimiz bir gün bir projeye aşık olduk, sonra o proje bizi ghostladı. Yine de o aşk güzeldi. O heyecan, o ilk sunum, o kalp atışı… İşte onu özlüyorum.

Empatik olayım: Yorulduk. Aldatıldık. Beklediğimiz olmadı. İnandık, olmadı. İnandık, kırıldık. Ama buradan çıkan ders “bir daha inanma” olmamalı. Daha akıllı inan, daha seçici inan, daha sağlam inan. Kurumsal dille: Riskleri dağıt, ama vizyonu küçültme. Rahat ve sakin bir tonla söylüyorum: İnanmak, bağırmak değildir. Sessiz bir direniştir. Herkes “olmaz” derken içinden “olur” demektir.

Geleceğe bakıyorum; yapay zekâlar, algoritmalar, tahmin motorları… Harika. Ama hâlâ bir şeye ihtiyaçları var: İnsan inancı. O olmadan inovasyon da bir yere kadar. Kalıpların dışında düşünmek, önce bir şeye inanmakla başlar. Şiirsel final: İnanç, içimizdeki eski saattir; pilleri bitse bile doğru zamanı hatırlatır. Ben o saatin tik taklarını özlüyorum. Bir şeylere inanmanın heyecanını… Ve biliyorum, hâlâ mümkün. Çünkü insan, ne kadar yorgun olursa olsun, bir kıvılcımla ayağa kalkabilecek kadar eski ve bir o kadar da yeni.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Tuana Yılmaz

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları